Essential, Needful and Refining Spending
ZARURİ, HACİ VE TAHSİNİ HARCAMA YERLERİ
Harcama yerleri zarûrî, hacî veya tahsini harcama yerleri şeklinde üçe ayrılmaktadır. Bunlardan birinci sıradakilere harcama yapamayanların ikinci sıradakilere veya üçüncü sıradakilere harcama yapması israf olarak değerlendirilebilir. Buna göre, zarurî ihtiyacını mesela gıda teminiyle hayatının devamlılığını sağmak zorunda olan bir şahıs, harcama yeri olarak örneğin hâciyattan olan araç teminini seçemez. Öncelikle zarurî ihtiyaçlar, sonra hâcî ihtiyaçlar, sonra da tahsînî ihtiyaçlar karşılanmalı, harcama yerleri buna göre belirlenmedir.
Zaruri ihtiyaçlar dinin korunması, canın korunması, neslin korunması, aklın ve malın korunmasıdır. Temel ve öncelikli harcama yerleri burada belirtilen beş maddeden ibarettir. Dolayısıyla Müslüman birey harcama yerlerini belirlerken, öncelikle dinin korunması ilkesini dikkate almalı, varlığını İslâm’a zarar verici unsurları ortan kaldırma amacıyla harcamalıdır. Dinin korunmasının aynı zamanda dinin yatılması ve cihadı da içerdiği düşünüldüğünde, öncelikli harcama yerinin kapsamı daha iyi anlaşılmış olur.
Özellikle dinin korunması alanında, İslâm’ın derinlemesine anlaşılması ve anlatılması için bilimsel çalışma ve eğitsel etkinliklerin desteklenmesi gerekmektedir. Bunun Müslümanlar dini ilimlerin veya temel İslâm bilimlerinin okutulduğu, öğretildiği kurumlara destek vermeli, bunu dinin korunması kapsamında öncelikli harcama yeri olarak görmelidirler.
Dini ilimlerin öğretildiği kurum veya oluşumlar desteklenmezse, dinin bilimsel düzlemde, düşünce alanında korunması görevi yerine getirilememiş olur. Fikir alanında savunma yapamayan, karşı koyamayan yapılanmaların, telafi mekanizmasına bağlı olarak şiddete başvurmak suretiyle koruma yolunu seçecekleri açıktır. Halbuki düşünce alanındaki saldırı düşünce alanındaki bir cevapla etkisiz hale gelir.
Günümüz batısının hedefi de Müslümanları cahilleştirip, düşünce alanında cevap üretemez hale getirmek ve böylece şiddete başvurmalarının, kaba kuvvet yanlısı, sertliğe yatkın bir tavır almalarının zeminini hazırlamaktır. Harcama yerlerinin başında dinin korunması kapsamında din eğitimi veren, temel İslâm bilimlerini öğreten kurumlar gelmezse; dinin korunması görevi yerine getirilmemiş olur. Böyle bir durum ise, Müslümanların varlık nedenlerinin anlamsızlaşması gibi son derece ağır olumsuzlukları beraberinde getirir.
Harcama yerlerinin ikincisi canın korunması alanıdır. Buna göre kişi canını, vücut bütünlüğünü korumak için hiçbir harcamadan kaçınmamalıdır. Canın korunması kapsamında yapılan harcamaların başında sağlık harcamaları gelmektedir. Müslüman bireyler ne kendilerinin ne de bakmakla sorumlu oldukları kişilerin yaşamsal önem taşıyan sağlık sorunlarını görmezlikten gelemezler. Bedenimiz bizlere yüce Allah’ın (c.c.) vermiş olduğu bir emanettir. Onu korumalı, koruma yönündeki harcamaların öncelikli olduğu gerçeğini görmezlikten gelmemeliyiz.
Diğer bir harcama yeri de neslin korunması alanıdır. Neslin korunması alanındaki harcamalar iki farklı başlık halinde ele alınmalıdır. Bunlardan birincisi karmaşık ilişki biçimleriyle soyun karışmasını engellemek suretiyle hukûkî istikrarı sağlamak biçimindeki koruma, ikincisi de nesillerin dini ve ahlâkî değerlerden uzaklaşmasıyla ortaya çıkacak yıkımdan koruma.
Birinci durum yani soyun karışmasının engellenmesi için imkanlar seferber edilmeli, Müslümanların maddi imkanları neslin korunmuşluğuna yönelen ellere yaptırım olarak dönmeli, aile kurumu güçlendirilmeli, zina gibi çirkin hallerin oluşum imkan ve alanları ortan kaldırılmalıdır. Nesillerin ahlâkî değer eğitimiyle korunmuşluğu da ancak dini ve ahlâkî eğitimle mümkün olabileceğinden, çocuklarını ve gençlerini koruma görevi taşıyan bireyler dini ve ahlâki eğitim veren kurum ve oluşumlarını desteklemeli, bunu en esaslı harcama yeri arasında görmelidirler.
Aklın korunması alanında ortaya çıkan giderler diğer bir harcama yerini oluşturmaktadır. Ancak bu harcama yerinin netlik kazanması, aklın korunmasının mahiyetinin anlaşılmasıyla mümkün olabilir. Aklın korunmasını, mükellefiyetin ön şartı olan düşünebilme, iyiyi kötüden ayırabilme kudretinin korunması olarak sınırlı bir yaklaşımla ele almak yerinde olmaz. Aklın korunması, akıl, mantık, düşünce, ölçü ve tartı üzerine kurulmuş bir hayatın ve bunun da bir ileri aşaması olarak bir medeniyetin korunması olarak anlamak gerekir.
Ancak buradaki akıl, maddeleri ve olayları yaratıcıya bağlayabilen akıldır. Dolayısıyla maddelerin ve olayların gerek fiziksel gerekse sosyal anlamda yaratıcıyla bağının kurulması ve bu bağın devamlılığının sağlanması aklın korunması ilkesinin gereğidir. Temel harcama yerlerinden birisi de yaratıcıyla madde ve olayların bağını kurma alanı olmalıdır.
Yaratıcının maddeyle olan bağının kurulması yönündeki harcamalar, ancak bilimsel çalışmaların desteklenmesi biçiminde olabilir. Bilimsel çalışmalarla anlaşılacak ki; bu âlem kendiliğinden yaratılmamıştır, görülen eşsiz düzen bir yaratıcının varlığını zorunlu kılmaktadır. Böylece aklın korunması kapsamında yaratıcının maddeyle bağı yaratma ve yönetme bakımından kurulmuş olacaktır.
Yaratıcının olaylarla bağının kurulması ise tamamıyla hukûkî bir nitelik arz etmektedir. Olaylarla bağın kurulması, karşılaşılan sosyal meselelerin çözümünde Allah’ın insanlar için gönderdiği ilkelere göre hareket edilmesi biçiminde kendini göstermektedir.