Discontent with the Apportionment of Provision
Başkasının malına göz dikmek, yasak yollardan ona sahip olmaya çalışmak, her şeyden önce Allah (c.c.)’ın rızk taksimine razı olamamaktır. Rezzâk (c.c.)’a bir isyan ve büyük bir günahtır. Kişi için taksim edilmiş, kendisine ayrılmış bir rızk vardır. O beğenmiyor, taksime razı değil diye herhalde Yüce Rezzâk, kullara ezelde takdir etmiş olduğu rızk taksimatını değiştirecek, bozacak değildir. Rabb’in rızk taksimine razı olmayıp, fakirliğinden şikâyet ile yoksulluğunu bahane ederek, hırsızlık, gasp, rüşvet, dilenmek gibi haram yollardan mal toplayıp servet biriktirenler, şeytana uymaktan vazgeçmelidir. İnsanoğlu bilemez kendisi için ileride fakirlik ve zenginlikten hangisinin daha hayırlı olacağını. Şükrünü ödeyemeyeceği çok mal sonuçta onun için bir felâket olur.
“Altın ve gümüş paranın, kibir ve gurur izleri taşıyan elbisenin kulu olan helâk olsun. (Çıkar düşkünü, muhteris) kişiye (dilediği) verilirse memnun olur, verilmez ise razı olmaz; (ilâhî taksim ve takdire isyan eder). [1]
Hz. Ömer (r.a.), ‘Yarın, fakir ve muhtaç kalırsam hiç üzülmem, zengin olmayı da hiç düşünmem, çünkü hangisinin benim için hayırlı olduğunu bilemem.’ diyerek taksime rızayı, kader ve kazaya imanın güzelliğini ne güzel ifade etmiştir.
Rasûlullah (s.a.v.) buyurur:
“Bir kimse Allah’ın verdiği az rızka razı olursa, Allah da onun az ameline (nafile ibadeti az da olsa) razı olur.” [2]
Bir diğer hadis-i şerifte “Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, nazarını bir de kendinden aşağıda olana çevirsin. Böyle yapmak, Allah’ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için gereklidir.” [3] Buyruluyor. Mümin kendisine takdir edilene razı olur ve gözlerini kıskançlıkla yukarıdakilere değil, aşağıdakilere de bakarak haline şükreder. Böyle kullar huzurludur; hırs ve bunalımdan uzaktırlar.
Abdulkadir Geylanî(k.s.) müritlerine şöyle tavsiye ederdi:
- Ey oğul! Kadere rıza göstermek, kavga, çekişme ve didişmeler sonunda dünyaya nail olmaktan daha güzeldir. O’nun tavsiyelerinden biri de şöyledir:
‘Allah (c.c.)’tan O’nun rızasından başka bir şey istemem. O’nun rızası dahilinde helâl kazanç iste, helâl yiyecek, giyecek ve içecek iste! Alın terinin ve helâl kazancının haricindeki şeylere talip olma…’
Allah dostları (Evliyaullah); onlarda hırs, endişe, kıskançlık yoktu, taksime rıza vardı, kanaat vardı. “Kanaat, tükenmez bir mal ve bitmeyen bir hazinedir” [4] onlarda.
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Allah’ın taksimine razı olan (nın gönlü) zengin olur, (kanaatkârdır, kendini ihtiyaçsız ve mutlu hisseder.)” [5]
Fakirliğinden şikâyetle Allah (c.c.)’ın rızk taksimine isyan edenler, Hz. Ebû Bekir (r.a.)’in hal ve hareketinden ibret almalıdırlar. Rasûlullah (s.a.v.)’ın yoldaşı, mağara arkadaşı, sırdaşı, peygamberini canından daha fazla seven ve canını O’nun yolunda feda etmeye hazır olan kişi, hiç O’nun boyası ile boyanmak, O’nun hali ile hallenmek, O’nun gibi yaşayıp, O’na benzemek istemez mi? Dünya varlığı Rasûlullah (s.a.v.)’ın önüne serildiği halde o fakirliği, züht ve takvayı tercih etmiştir. Önderi; bağlı bulunduğu yüce Peygamber böyle yapar da O’nun izinde giden O’ndan farklı mı yol izler? İmanın, ihlâsın, takvanın doruk noktasına ulaşan, sıddîk ünvanını kazanan o büyük dost, bunca zenginliğine rağmen servetini Allah yolunda harcayarak kendi isteği ile kendini fakir eyledi ve tam bir yoksul hayatı yaşadı. Onun örnek davranışlarından biri şöyle idi:
Allah yolunda harcanmak üzere, bir defasında Allah’ın Rasûlü’ne 40 bini açık, 40 bini gizli olmak üzere 80 bin altın vermişti. İhtiyacı olanlara, gerekli yerlere o kadar çok mal verdi ki, kendisi eski bir aba içinde kaldı. Yırtık, delik aba ile sokağa çıkılamayacağı için 10 gün evinden dışarı çıkamadı. Çok sevdiği dostu Allah’ın habibi ile beraber olamadı. Durumu sezen Hz. Fatıma O’na elbise gönderdi. Elbiseyi giyip ilk işi Rasûlullah’ı ziyaret etmek oldu. Fakat O’ndan önce Cebrail (a.s.) üzerine aba giymiş olduğu halde Peygamber Efendimizin yanına gelir. Rasûl-i Ekrem o güne kadar Cebrail’i o hali ile görmediği için hayret eder ve sorar:
- Ey Cebrail! Bugün niçin aba giydin? Cebrail (a.s.) cevap verir:
- Ebû Bekir aba giydiği için… Gökteki meleklerin hepsi bugün kendilerine verilen emir üzerine aba giydiler. Allah Teâlâ’nın sana selâmı var ve şöyle buyuruyor:
- Ebû Bekir’e sorsun, Ben O’ndan razıyım o da benden razı mıdır?
Ne büyük haslet, ne büyük bahtiyarlık bir kul için Yüce Rabb’in böyle bir iltifatına muhatap olabilmek. Hiç kulun Rabbinden razı olmaması diye bir hal olabilir mi? Dünyada iken Allah (c.c.)’ın kulundan hoşnut olduğunun ilanı… Ne ulvi bir duygudur.
Fakir darda kaldığında iffetli davranır, halini sadece Rabbine arzeder. Çektiği sıkıntının günahlarına kefaret olabileceğini düşünür.
Rasûl-i Ekrem buyurur:
“Günahlar içinde öyleleri vardır ki onları ne namaz, ne abdest, ne hac, ne de umre paklar.” Denildi ki ‘Onları ne paklar yâ Rasûlâllah?’ Buyurdu ki:
“Onları geçim hususunda çekilen sıkıntılar paklar.” [6]
[1] Buharî, Rikak, 10; Cihad, 70.
[2] Beyhakî, Şuabü’l-İman, 4/139.
[3] İbnu Deybe, Kütübü Sitte Muhtasarı, Trc. İ. Canan.
[4] Hadisler Işığında Helal Kazanç Yolları, Halebî, Trc. Nebi Bozkurt.
[5] Halebî, a.g.e.
[6] Halebî, a.g.e.