Devotion to God
Kesmek anlamındaki “betl” kökünden tefa’ul veznindeki “tebettül”, bir şey ile ilgisi kalmamak demektir. Koca ile ilişki kurmadan çocuk doğurmakla normal kadın düzeyinin üstüne çıktığından Hz. Meryem’e “el-betül” denmiştir. Müzemmil süresinin “Rabbinin adını an ve tam anlamıyla o’na tebettül et” (Müzzemmil sûresi, 73/8.) âyetiyle Peygamber (s.a.v.)’e, bütün gönlü ile Allah’a yönelmesi emredilmiştir. Çünkü : “Kabul görecek, yarar sağlayacak dua, O’na yapılan duadır. Ondan başkasına yalvaran kimse, ırmağın kıyısında ellerini suya uzatanın durumuna benzer. Susuz kimse, suya elini daldırmadıkça su, nasıl elini uzatanın ağzına varmazsa Allah’tan başka şeylere yalvaran da yalvardıklarından bir hayır görmez.” (Ra’d sûresi, 13 /14.)
Her şeyden soyutlanıp yalnız Allah’a yönelmek yani “tecrid-i mahd” dır.
İbn Kayyım el-Cevziyye, tecrîd-i mahd’ı “ücret karşılığı çalışan işçi durumuna düşmemek için karşılık beklemeden kulluk etmek” seklinde açıklamaktadır. Ücret için çalışan kul, ücretini alınca dönüp gider. Ama ücret için değil, sırf efendisine hizmet için çalışan kul, Âbik olup isyanâ düşmedikçe efendisinin kapısından ayrılmaz. Âbik, kulluğun kemâlinden çıkan, fakat tam hürriyete de kavuşmayan kuldur. Nefs için en büyük şeref, Allah’a zoraki değil, gönülden ve sevgi ile kulluk etmektir. İşte gerek bilgi, gerek zevk ve hal bakımından Allah’a gönülden, sevgi ile itâat eden kul, tebettül ve tecrid-i mahd makamına ulaşmış olur.
Tebettül’ün üç derecesi vardır:
1) Allah’tan başkasından korkmadan, ummadan, O’nun rızâsından başka bir şey düşünmeden Allah’a yönelmektir.
2) Nefsin arzulara kaçmasına, üns rahatlığına ve keşif yıldırımlarının çakmasını beklemesine fırsat vermeden, tam bir azim ve irade ile Allah’a yönelmektir.
3) İstikameti düzelterek Hakk’a kavuşma ve O’nunla birleşme umuduyla Hakk yolunda ilerlemektir.”