Consultation
Bir şeyin hayır ve faydalı noktasına yönelmek için güvenilir, itimat edilir kişilerin görüşünü almaktan ibarettir.
Allah Teâlâ hazretleri Kuran- Ker'im’de: “İş hususunda onlarla müşavere et!” (Al-i İmran, ayet, Âyet: 159) buyurdu. Cenab-ı Peygamber efendimiz de ümmetine öğretmek için müşavere etmişlerdir. Öyle bir zat müşavere zat ettikten sonra bizim gibi âcizlerin ne kadar müşavereye muhtaç olduğumuzu düşünmeliyiz. “Akıllılarla müşavere eden (işlerini danışan) toplulukta az hata olur” anlamı da hadis-i şerif vardır.
Akıl sahipleri: “Akıldan büyük mal bilgisizlikten büyük fakirlik, meşveretten büyük arka (destek ve kuvvet) yoktur. Ve layık olanlara danıştıktan sonra yapılan hata böyle hareket etmeden yapılan isabetten hayırlıdır” dediler. Görüşlerinde daima isabet edenlerin edenlerinde istişareye rağbet göstermeleri görüşlerini yoklamak, zeka ve anlayışlarını denemek ve kuvvetlendirmek için olup faydadan uzak değildir.
Bu konuda danışmayı ayrı ayrı birkaç kişi ile mi yoksa birkaç zatı bir araya toplayıp fikirlerini sormak mi münasip olur? Bu hususta Arapların, Acemlerin ve eski Yunanlı düşünürlerin arasında görüş ayrılığı belirtilmiştir.
Arap ve İranlı düşünürler birkaç kişinin toplanıp görüşleri sorulduğu zaman her biri fikirlerini söyler, birbirlerinin görüşlerini inceledikten sonra en isabetli görüşte karar kılacaklarından bu yolun hayırlı olacağını savundular.
Yunan düşünürleri ise görüşleri sorulacakların toplanması halinde bazılarının kendilerince daha münasip görüşleri varken diğerlerinin görüşünü silmemek ve saygı için sessiz kalacakları beklenebileceğinden görüşlerinin ayrı ayrı sorulması tarafında bulundular. Bize kalırsa iş ve yerine göre her ikisi de olur.
Kendisine danışılacak olan kişi de: “dirayet, zekâ, azim, güvenirlilik, doğruluk, dünya üzerinde olayları takip edebilmek ve insanların ruhsal cephelerini tahlîl edebilmek” gibi değerler aranmalıdır. O işi bilmeyen, danışılacak işe dair bilgisi olmayan tecrübesiz kişilere danışmak bazen isabetli sonuç doğursa bile uygun düşmez.
Halîfe Memun oğluna nasîhat ederken şöyle demişti:
“Şüphen olan işlerde tecrübe sahibi, gayretli ve şefkatli ihtiyarların görüşlerine başvur! Çünkü onlar çok şey görüp- geçirmişler, zamanın inişli- çıkışlı, ikballi- hezîmetli olaylarına şahit olmuşlardır. Onların sözü acı da olsa kabu ve tahammül et! Danışma kuruluna korkak hırslı, kendini beğenmiş yalancı ve inatçı kişileri alma!”
Büyüklerden biri danışma esnasındaki konuşma edebini şu sözüyle özetlemiştir: “Danışma toplantısında herkesten önce ve meşveret sona ermeye yaklaşmadan görüşünü belirtmemeli, konuşmada acele davranmamalı, başkalarının görüşünü hafife alıp kendi görüşünde ısrar etmemeli, doğruyu söylemedikten çekinmemeli!” Bir toplulukta müşavere olunurken dışardan gelen bir adamın kendi kendine görüş ileriye sürmesi hatadır. Ancak kendisinin de fikri sorulursa o zaman söylemesinde bir hata yoktur.
Bir kişiye bir iş hakkında fikir sorulup da ona göre yapıldığında sonucu iyi çıkmazsa o kişiyi azarlamaya kalkışmamalı. Zira bu dünyada herkesin, kendi görüş ve tedbirinin münasip olduğunu zannetmesi normaldir. İnan bu görüşünün hatasıyla kınanır ve azarlanırsa kendisine ümitsizlik ve bıkkınlık gelir de bir daha herhangi bir şeyi danışılınca doğru olan görünüşünü gizler ve belki hata yapma korkusu ile o konuda ağzını açmaktan bile kaçınır!..
Eflatun şöyle der: “Eğer düşmanın da kendi işinde seninle istişare ederse hayırlı sonuç verecek olan görüşünü esirgeme! Yani “bu benim düşmanındır. Varsın belasını bulsun” diye kötü yola sürükleme! Zira düşmanın senden kendi işlerine görüş ve tedbir istemekle düşmanlığı terk ettiğini anlatmak istiyor. Artık bu durumda layık olan; onu iyiliğini istemektir.” Fakat ağız aramak ve alacağı görüş ve çareyi aleyhinde kullanmak gibi bir hîle his solunursa o zaman sessizlik silahına başvurmak gerekir.