In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Diseases of Bad Character / Bad Character / Begging
Bad Character

Begging

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

DİLENMEK

‘Dilenmek’, herhangi bir mal veya hizmet vermeden, karşılıksız olarak bir insanın başka insanlardan yardım ve iyilik talebiyle mal veya para istemesine denilir. Bunu yapan kimseye dilenci ve dilenmeyi sürekli yaparak meslek haline getirmeye de dilencilik denir.

Resûlullah (s.a.v)’in “Veren el, alan elden üstündür” diye övdüğü bir duruma sahip olabilmek için, çalışmak ve kazanmak gerektiği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Peygamberimiz (s.a.v.), maddi ve manevi çalışmalar yapmak için Müslümanları her zaman ve her fırsatta teşvik etmiş ve tembelliği yermiştir.

“Birinizin ipini alıp dağa giderek odun toplayıp satması (ve onun kazancından hem) yiyip (hem de) sadaka vermesi, halktan dilenmesinden hayırlıdır.” buyurmuşlardır.

Dilenmek, vücut sakatlığı olup çalışamayan yahut çok yaşlı ve kimsesiz olan ve bir günlük yiyeceği de kalmayan bir yoksulun, ölmemek için başvuracağı en son çaredir.Yoksa sağlam bir kimsenin geçim yolu değildir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Dilenmek ancak şu üç kişiden birinin durumunda olan insana helaldir: Kişi borçlu duruma düşer, istemek zorunda kalır. Borcunu ödeyince artık dilenmeyi bırakır. Kişi bir felakete uğrar; malını mülkünü kaybeder, geçimini sağlayıncaya kadar ister. Ve kişi yoksul düşer, öyle ki, toplumdan üç kişi ‘Falan kişi gerçekten fakirdir’ diye tanıklık edecek kadar fakir olur. İşte onun da geçimini sağlayacak duruma gelinceye kadar istemesi helaldir. Bunların dışında dilenmek haramdır. Böyle bir durumda olmayıp da dilenen kimse haram yemiş olur.”

Peygamberimiz (s.a.v.)’in buyurduğu gibi, bir kişinin yukarıdaki sebeplerden dolayı dilenmesi zorunlu hale gelirse, yani dilenmek ona helal olduğu halde, onu hiçbir surette boş çevirmememiz gerekir. Şöyle ki: Hz. İsa (a.s.) şöyle buyurur: ‘Dilenciyi eli boş olarak çeviren kimsenin evine, yedi gün melekler gelmez.’

Hasan Basrî (r.a.) diyordu ki: ‘Allah (c.c.) kuluna bol nimetler verir ve onun bu nimetlerle ne derece kullara faydalı olacağına bakar. Eğer faydalı olabilirse ne güzel. Değilse onun halini değiştirir. Nimetini ondan çevirir. Bunun için önceki müslümanlar, arkadaşları üzerinde titrer ve kendilerine verdikleri şeyleri kabul etmeleri hususunda çok ısrar ederlerdi.

Süfyan-ı Sevri (r.a.) kapısının önünde bir dilenci görünce içi genişler ve ‘Merhaba ey benim günahlarımı yıkamak için gelen’ derdi.

Fudayl bin İyad (r.a.) diyor ki: ‘Ne mutlu dilencilere ki, bizim azıklarımızı ücretsiz olarak ahirete götürüyorlar. Hatta Allah (c.c.)’ın huzurunda mizana konuluncaya kadar taşıyorlar.’

İbrahim bin Ethem (r.a.) kendisini tamamen zahidliğe vermeden önce, evlerine bir dilenci geldiği zaman, ev halkına gider ve ‘Evimize kabirlerin elçisi gelmiş; ölülerinize sadaka olarak bir şey göndermek ister misiniz?’derdi.

Enes bin Malik (r.a.) de şöyle anlatıyor: ‘Beni İsrail zamanında bir ibadethaneye bir dilenci gelmiş, onlardan ihtiyacının giderilmesini dilemiş, Kimse onun derdiyle ilgilenmemiş. Sonunda dilenci vefat etmiş. Onlar da onu kefenleyip namazını da kılarak kabre defnetmişler. Kabirden dönüp ibadethaneye geldiklerinde dilenciye sardıkları kefeni mihrapta bulmuşlar. Bakmışlar ki kefende şunlar yazılı : ‘Bu kefen size iade olunmuştur; Rab Teâlâ da size kızgındır.’

Hasan-ı Basrî (r.a.) kendisine gelen dilenciyi boş çevirmezdi. Sadakasını verdikten sonra derdi ki: ‘Ey Allah’ım! Bu kulun bizden azık istiyor; şüphesiz senin mağfirete olan meyil ve liyakatın, bizim sadaka vermeye olan liyakatımızdan çok üstündür.’

Bir gün bir dilenci Ma’ruf-u Kerhi (r.a.)’nin yanına gelmişti. O, yanında dilenciye verecek bir şey bulamamış ve çaresiz ona ayakkabısını vermişti. Sonra da duymuş ki, dilenci onun ayakkabısını çarşıda satarak, parasıyla meyve alıp yemiş. Bunun üzerine O, ‘El-Hamdulillah’ demiş ve ‘Belki zavallının canı meyve istemiştir; biz de meyve parası için ona yardım etmiş olduk’ diye ilave etmiştir.

Dilencilere yapılan yardımlar sebebiyle, onları minnet altında bırakan sadaka, sevabı yok eder. Kimi zaman bir fakiri azarlamak da eza bakımından ona yapılan yardımdan daha ağır olur.

Ebu Said (r.a.) anlatıyor: ‘Bir sabah o kadar aç idim ki, karnıma taş bağlamak zorunda kaldım. Karım bana: ‘Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e git; kendisinden yardım iste! Falanca adam kendisine gidip istemiş de ona vermiştir.’ dedi. Ben de kalkıp gittim. O sırada Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hutbe okuyordu. O’nun şu sözlerine yetiştim: “Kim ki, dilenmeye tenezzül etmezse, Cenab-ı Allah (c.c.) o kimseyi dilenmeye muhtaç kılmaz. Kim ki, zengin imiş gibi davranırsa, Cenab-ı Hak (c.c.) o kimseyi zengin kılar ve kim bizden isterse, biz o kimseye veririz. Fakat el açmayan kimse, bizim katımızda, bizden daha sevimlidir.”

Bunu duyan ashab-ı kiramdan Ebu Said (r.a.), Resûlullah (s.a.v.)’den hiçbir şey istemeden hemen dönüp evine gitti. Allah (c.c.) da, o günden beri bizim rızkımızı bol bol ihsan etti. Hatta bugün ben, Ensar içinde, malları bizden çok bir ev göremiyorum’ diyor.

Resûlullah (s.a.v.) “Kişinin yediği en helal nafaka, kesbinden (el emeğinden), doğru alışverişten yediği nafakadır.” buyurmuşlardır.

Hz. Ömer (r.a.) bir gün akşam namazından sonra bir dilencinin sesini işitti. Sahabilerden birisine: ‘Bu kişiyi götür, akşam yemeğini yedir’ dedi. Kişi dilenciyi götürüp akşam yemeğini yedirdi. Sonra Hz. Ömer (r.a.) ikinci bir defa onun sesini işitti. Kişiye, ‘Ben sana bunu götürüp akşam yemeğini yedir! demedim mi?’ deyince, o zat: ‘Götürüp kendisine akşam yemeğini yedirdim.’ diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) dikkat etti; dilencinin eli altında ekmek dolu bir sepet gördü ve buyurdu: ‘Sen dilenci değil, sen tüccarsın!’ sonra sepeti alıp zekat develerinin önüne serdi ve kamçı ile dövüp, ikinci bir defa onun dilenmesini yasak etti.

Resûlullah (s.a.v.): “Sakın rızkın herhangi bir kısmının gecikmesi, sizi Allah (c.c.)’a isyan etmek suretiyle onu aramaya sevketmesin. Zira masiyet (günah işlemek) ile Allah (c.c.) katında bulunan rızka asla erişilmez. Herhangi bir kimse nefsi için dilencilikten bir kapı açarsa, Cenab-ı Hak (c.c.), onun üzerine fakirlikten yetmiş kapı açar.” buyurmuştur.

Muâz bin Cebel (r.a.) buyurur: ‘Kıyamet gününde bir duyurucu şöyle bağırır: ‘Allah (c.c.)’ın yeryüzünde buğzettiği kimseler nerededir?’ bu çağrı üzerine, mescitlerde dilenenler kalkar. Bu söz Allah (c.c.)’ın nizamının dilenciliği ve başkasının rızk teminine güvenmeyi zemmettiğine işarettir. Başkasından miras yoluyla elde ettiği mal yoksa; bizzat çalışmalı veya ticaret yapmalı ki, böyle bir felaketten onu kurtarsın.

Resûlullah (s.a.v.): "Bana malı derle! Ve tüccarlardan ol!’ diye vahyedilmiş değildir. Ancak bana şu şekilde vahyedilmiştir: “Rabbinin (c.c.) hamdiyle tesbih et ve secde edenlerden ol! Ölüm sana gelinceye kadar Rabbına ibadet et!” [1] buyurmuşlardır.

Ebu Zer (r.a.) anlatıyor: ‘Bana Allah’ın Resûlü (s.a.v.) ve dostum yedi şey öğütledi: Şimdiye kadar onları hiç ihmal etmedim, bundan sonra da ihmal etmeyeceğim:

1. Yoksulları sevmemi ve onlara yakınlık göstermemi,

2. Kendimden üstün olanı değil, aşağı olanı göz önünde bulundurmamı,

3. Onlar kesmiş olsalar da, benim akrabalarla dostluk bağlarını kesmememi,

4. İyilik hazinelerinden de: “La havle vela kuvvete illa billah” cümlesini çok söylememi,

5. Halktan hiç bir şey istememi ve beklemememi,

6. Allah (c.c.) yolunda, hiçbir kimsenin beni ayıplamasından korkmamamı,

7. Acı da olsa, daima hakkı söylememi.’

Ebu Süleyman Ed-Dârânî (r.a.) buyurdu: ‘Bizce ibadet, ayaklarını safa tutmak (yani daima namaz kılmak) ve başkasının da senin nafakanı temin etmesinden ibaret değildir. Fakat önce iki ekmeğini (yani sabah kahvaltısı ve akşam yemeklerini) garanti etmekten işe başla! Onu elde et! Sonra (sürekli) ibadetle meşgul ol!’

Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet ediliyor: Resûlullah (s.a.v.), “Bir kimse, dilenmekten kurtulmak, çoluk çocuğunun geçimi için uğraşmak, fakir komşu ve akrabasına iyilik etmek üzere dünyada helal mal için çalışsa, kıyamette onun yüzü, ayın ondördü gibi parıl parıl parladığı halde, kabrinden kalkıp haşr yerine gelir. Bir kimse dünyada övünmek, kibirlenmek ve gösteriş olsun diye mal kazanmak isterse, kıyamet gününde Allah Tealâ ondan razı olmadığı halde, Allah (c.c.)’ın huzuruna çıkar.” buyurdular.

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Akibet on şeydedir: Dokuzu helal kazanmaktır. Bir kimse dilenmekten sakınsa, Allahu Tealâ kendisine iffet ihsan eder. Bir kimse kendini zengin ve ihtiyaçsız gösterse, Allah Tealâ o kimseyi zengin eder. İhtiyaç yüzü göstermez. Allah Tealâ çoluk çocuk sahibi olan ve sanat ehli bulunan her mümini sever. Dünya ve ahiret amelinde bulunmayıp, sıhhatli olduğu halde tembel, boş vakit geçiren kimseyi sevmez.”

Sehl bin Abdullah (r.a.) der ki: ‘Beş huy insanlık cevheridir:

1. Fakir olduğu halde kendilerini zengin gibi göstermeye çalışanlar,

2. Aç olduğu halde tokmuş gibi görünenler,

3. Mahzun ve kederli olduğu halde neşeli görünen ve sevinç gösterenler,

4. Aralarında adavet (düşmanlık) olduğu halde, dostluk izhar edenler,

5. Geceleri ibadetle uğraşmakta, gündüzleri oruçlu oldukları halde, zafiyet göstermeyenler ve hallerini saklayanlar.

Dilenmekten Kurtuluş Yolu

Görüldüğü gibi çalışıp kazanmaya ve kendisi ve ailesinin geçimini sağlamaya gücü yeten bir müslümanın dilencilik yapması hoş karşılanmamakta ve bir kötü huy ve meslek olarak değerlendirilmektedir. Bu kötü huydan kurtulmanın yolu, çalışmak ve rızkını helal yollarla kazanmak kararlılığından geçer. Buna kişinin bireysel kararı kimi zaman ve yerlerde yetmeyebilir. Toplumun da buna katkıda bulunması gerekebilir. Bu bakımdan dilencilik hastalığının tedavisi için hem Müslüman bireyin kendisi ve hem de toplum birlikte çalışmalı ve bu hastalığı yok etmelidir.

Birçok dilencinin bunu ihtiyaçtan dolayı yapmadığı, ‘Allah rızası için bir sadaka’ diyerek topladığı paralarla hemen alkollü içkiler ve uyuşturucu maddeler alarak kullandığı ve ihtiyacı giderildiği halde yine bunu sürdürdüğü, ceplerinde ve hesaplarında büyük miktarlarda paraların bulunduğu ülkemizde her zaman hayretle karşılanan ve bilinen bir gerçektir. Yine bundan daha kötüsü, günahsız çocuklar kullanılarak, Müslümanların temiz duyguları sömürülüp birçok paralar kazanan ‘dilencilik şebekleri’ özellikle büyük şehirlerde faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bunun için sadaka, fitre ve zekat verilirken yakın akrabaya ve tanıdık çevreye öncelik verilmeli, tanınmayan kimseler hakkında araştırma yapılmalıdır. Böylelikle dilencilik hastalığı İslâm toplumu içinde yavaş yavaş yok olacaktır.

[1] Hicr sûresi, 15/99.