Basic Concepts in Politics
SİYASETTE TEMEL KAVRAMLAR
ANAYASA: Anayasa, bir devletin temel
kurumlarının nasıl kurulup işleyeceğini belirleyen yazılı temel kanunlardır.
Günümüzde anayasalar meclisler, iktidar otoriteleri, konseyler tarafından
hazırlanmakta ve bazı ülkelerde halkın oyuna sunulmaktadır. Ayrıca kişisel hak
ve özgürlükler bu belgede belirlendiği için çoğunluğun yönettiği bir toplumda
iktidarda olanların sınırlarını belirler. Demokrat düşünürler tarafından
çoğunluğun tahakkümünü engelleyecek bir devlet organı olarak kabul edilir.
PARLAMENTO/MECLİS: Demokraside meclis, rekabet ve eşit
oy ilkeleriyle sayısı ve kurallarına göre seçilen halkın temsilcilerinin
oluşturduğu bir kurumdur. Meclis sistemleri hem nitelik hem de nicelik olarak
her ülkede farklı gelişmiştir. Doğrudan halk tarafından seçilen meclisler
olduğu gibi krallar ve bazı otoriteler tarafından seçilen meclisler de vardır.
Meclis
sitemini tek meclisli sistem, çift meclisli sistem ve başkanlık sistemi olarak genellendirmek mümkündür. Yine görev olarak, güçler ayrılığı
ilkesindeki yasamayı yapan kurum olarak da tanımlanabilir. Meclislerin
işlevleri: yasama, temsil, denetleme ve meşruluktur.
DEMOKRASİ: Demokrasi, tüm üye veya
vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu
bir yönetim biçimidir.
Yunanca "dimokratia" sözcüğünden türemiştir. Türkçeye, Fransızca
démocratie sözcüğünden geçmiştir. Genellikle devlet yönetim biçimi olarak
değerlendirilmesine rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve
bazı diğer sivil kurum ve kuruluşlar da demokrasi ile yönetilebilirler
Demokrasinin
ana yurdu olan Eski Yunan'daki filozoflar Aristo ve Eflatun demokrasiyi
eleştirmiş, o zamanlarda halk içinde ‘ayak takımının yönetimi’ gibi aşağılayıcı
kavramlar kullanılmıştır. Fakat demokrasi diğer yönetim şekillerinin arasından
sıyrılarak günümüzde en yaygın olarak kullanılan devlet sistemi haline
gelmiştir. Artık siyaset bilimciler hangi sistemin daha iyi işlediğinden çok
hangi demokrasinin daha iyi işlediği tartışmalarına girmişler ve liberal,
komünist, sosyalist, muhafazakâr, anarşist ve faşist düşünürler kendi demokratik
sistemlerinin erdemlerini ön plana çıkarmaya çalışmışlardır. Bu sebeple
demokrasinin çok fazla sayıda değişik tanımı oluşmuştur.
CUMHURİYET: Ülkenin halkı tarafından serbestçe seçilmiş
meclise dayanan ve başında cumhurbaşkanı olan siyasî bir rejim şeklidir. Cumhuriyetin
hemen bütün ülkelerde tek ortak yanı, devlet başkanlığı makamının babadan oğula
veya aile yakınlarına
miras
kalmamasıdır.
Sosyalist ülkeler da isim olarak cumhuriyet kelimesini benimsemişlerdir.
Cumhuriyet ilk olarak ABD’de 4 Temmuz 1776’da, Fransa’da ise 1789’da ilan
edilmiştir.
Demokratik
düşünürler cumhuriyetin en ideal şeklini; çok partili bir siyasî hayata, genel
seçimlerle işbaşına gelmiş ve bu seçilen kişilerin çıkardığı kanunlarla idare
edilen, tarafsız ve hiçbir zümreye imtiyaz tanımayan bir idareye sahip, özgür ve demokratik bir devlet şeklinde
telakki ederler. Fakat ülkeler ve iktidarlar, cumhuriyet rejimini tatbikte
değişik uygulamalar gösterirler. Mesela 1990 öncesi Sovyetler Birliği’nde ve
ABD’de olduğu gibi. İkisi de cumhuriyet olmasına rağmen, biri komünist, diğeri
kapitalisttir. Türkiye’de Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilan edilmiş ve
1924 Anayasası’nın 1. maddesinde ifadesini bulmuştur. 1961 Anayasası
da devlet şeklinin cumhuriyet olduğunu belirtmiştir (madde 1). Ayrıca bunun
değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini de hükme bağlamıştır (madde 9). 1982
Anayasası başından beri cumhuriyet rejiminin kesinlikle benimsenmiş olduğunu
beyanla 1. maddesinde "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.", 4.
maddesinde de; "Anayasa’nın birinci maddesindeki devletin idare şeklinin
Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki Cumhuriyet’in
nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez, değiştirilmesi teklif
edilemez." hükümlerini vazetmektedir. Ayrıca milletvekilleri (madde 81) ve
Cumhurbaşkanı (madde 103) vazifelerine başlarken cumhuriyet ilkesine bağlı
kalacaklarına dair ant içerler.
Günümüzde
bazı İslâm ülkeleri isimlerin yanına İslâm kelimesini koyarak Cumhuriyetle
birleştirip unvan oluşturmuşlardır. Örneğin İran İslam Cumhuriyeti, Pakistan
İslâm Cumhuriyeti gibi.
FAŞİZM: Aşırı
milliyetçi, antidemokratik, antikapitalist ve antikomünist bir ideolojiye ve baskıcı,
otoriter siyasî bir yapıya sahip bütün yönetim ve politik hareketler bu isimle
tanımlanmıştır.
Ancak daha sonra Milliyetçilik veya Halkçılıkla ilgisi olmayan keyfi
diktatörlükler ve hatta Millet düşmanı rejimler bile bugün ‘Faşist’ olarak
nitelenmektedir.
Bir rejime Faşist diyebilmek için, o rejimin ideolojisinin milliyetçi olması ve
milletin varlık ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutması gerekir. Bu yönüyle
ister istemez ırkçılığı ve halkçılığı da içermeli ve sadece zenginlerin veya
işçilerin değil, milletin bütün fertlerinin refahını sağlamayı hedeflemelidir.
Faşizm,
‘Herkes her şeyi bilemez. Bu sebeple yönetim Özel Olarak Eğitilmiş Seçkin Bir
Kitlenin Elinde Olmalıdır’ görüşünü savunur ve fikri olmayan insanların oy
vermesinin veya eski tüccarların devleti yönetmesinin önüne geçerek, devlet
yönetimini bu amaçla yetiştirilmiş seçkin bir sınıfın eline bırakır.
Faşizm,
bugün dünyanın hiçbir yerinde kabul görmeyen ve herkesin nefret ettiği yalnızca
dar bir kesimin istediği bir rejimdir.
TUTUCULUK (MUHAFAZAKÂRLIK): Tutuculuk, toplumda ve ülkede var
olan durumu koruma amacını güden düşünce tarzına denir. Toplumun değişmesine
karşı direnç gösteren, toplumsal-kültürel değerlerin korunmasını
savunan sağ kanat siyasî ideolojidir. Muhafazakârlığın değişime karşı direniş
olarak tanımlanması, özellikle değişim isteyen sol ideolojiler tarafından
eleştirilir. Muhafazakârlığın var olan kazanımları ve değerleri korumak
şeklinde bir yanı da vardır. Bu açıdan bakıldığında, herkes, solcular dâhil,
istedikleri toplumsal düzen gerçekleştiğinde muhafazakârlaşabilirler. Nitekim
Sovyetler Birliği'ndeki solcu rejime karşı olanlar bu rejimi tutuculaşmakla suçladılar. Bu
suçlamanın ardından zaten rejim karşıtları ayaklanma çıkardılar.
KOMÜNİZM: Komünizm, sosyal örgütlenme üzerine
bir kuramsal sistem ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı bir
politik harekettir. Metafiziği reddeder. Komün sınıfsız bir toplum kurma amacındadır.
20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak
modern komünizm, genellikle Karl Marx'ın ve Friedrich Engels’in kaleme aldığı
Komünist Manifesto ile birlikte anılır. Komünizm, günümüzde Çin, Küba, Kuzey
Kore gibi ülkelerin dışında artık dünyada istenmemektedir.
LİBERALİZM: Liberalizm, özgürlüğü temel politik
değer olarak ele alan bir ideoloji, politika geleneği ve düşünce akımıdır.
Genel anlamda liberalizm, bireylerin ifade özgürlüğüne sahip olduğu, din,
devlet ve kimi zaman kurumların gücünün sınırlandırıldığı, düşüncenin serbest
bir şekilde dolaştığı, özel teşebbüse fırsat sağlayan bir serbest piyasa
ekonomisinin olduğu, hukukun üstünlüğünü geçerli kılan şeffaf bir devlet modeli
ve toplumsal hayat düzeni hedefler. Devleti bir gece bekçisi modeli
olarak görmektedir. Devlet sadece bireylerin güvenliğini korumakla ve onların
refahını sağlamakla yükümlüdür. Ekonomik anlamda kapital ekonomiyi benimser.
Mülk edinme esasına dayanır. Devletin ekonomiye müdahalesi sadece bir görünmez
eldir. Devlet müdahalesindeki temel amaç rekabet edilebilir ortamı sağlamaktır.
Ekonomi ve maliye politikalarına gerek yoktur. Zaten serbest piyasa ekonomisi
kendiliğinden ekonomi dengesini sağlar. Liberallerin en büyük korkusu
devletin birey karşısında güçlü konuma gelmesidir. ‘Bırakınız gitsinler,
bırakınız yapsınlar’ liberalizmin genel sloganıdır.
ŞERİAT: Şeriat kelimesi sözlükte, kanun, ana cadde, cadde ve
geniş yol (otoyol) manalarına gelmektedir. Şârî’ de, kanun koyucu demektir. Allah
Teâlâ ayet-i kerimede, “Bundan sonra
seni emirden olan bir şeriat ile vazifelendirdik”[1] buyurmaktadır.
İslâm literatüründe anlamı ise Allah Teâlâ
nın koymuş olduğu kanunların bütününe şeriat denir.
İSLÂM’da hükümler, yasaklar, helaller,
haramlar hepsi şeriattır. Namaz kılma, oruç tutmak, zekat vermek, zikretmek
v.s. ibadetlerin hepsi şeriattır. Dolayısıyla bir insan Müslüman olduğu halde ‘kahrolsun
şeriât!’ derse, İslâm inancına göre o anda kâfir olur, yani İslâm dininden
çıkar. Halbuki bu sözü söyleyen kişi yemek yemeye
başlarken Besmele çekse bu yaptığı şeriâttır, kendisinin
cenaze namazı kılınsa bu şeriattır, dinî nikâkı kıyılsa bu şeriattır, ya da
ALLAH’ı (c.c.)’ı zikretse o da şeriattır. Bunun için bir çok Müslüman Şeriâtin
manasını bilmediğinden ona karşı olduğunu söylemekte ama kendisi birçok
hareketiyle şeriatın kurallarından bir kısmını yerine getirmektedir.
HÜKÜMET: Hukuk ve siyaset biliminde biri dar, diğeri geniş anlamda kullanılan ve
çeşitli anlamları olan bir kavramdır. Dar anlamda, bir devletin otoriteye
ilişkin kararları uygulayan ve yürütme gücünü temsil eden bakanlar kurulunu
ifade eden hükümet kavramı, geniş anlamda bir devletin yasama, yürütme ve yargı
organlarını ve bunlara bağlı olarak devlet yetkisini kullanan tüm devlet
organlarını içine alan siyasal yönetim biçimini ifade eder. Demokratik hükümet,
monarşik hükümet gibi. Geniş anlamda hükümet, günlük dilde devlet kavramı ile
karıştırılır, zira hükümet, devlet adı verilen üstün varlığın sahip bulunduğu
egemenlik yetkisinin sadece belli bir kısmım kullanan organ olup devletin
unsurlarından sadece biridir.
BİREY/VATANDAŞ: Bir toplumu
oluşturan ve toplumun bir üyesi olan, bilinç sahibi insandır.
TOPLUM/ TEBAA, HALK: Birbirleri ile
karşılıklı ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler içinde bulunan bireylerin
meydana getirdiği, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan, tarihe ve
kültürel temele dayanan,kendisini
diğer grup ve topluluklardan ayıran insan topluluklarına verilen addır.
DEVLET: Siyasî sınırları tespit
edilmiş, belli bir coğrafya parçası üzerinde yaşayan insanların kurduğu ve
egemenliğe sahip en büyük siyasî kurumdur. Görevi, kendi toplumunu dışarıya
karşı korumak, içerde toplumsal düzeni sağlamaktır.
İKTİDAR: Bir toplumda halkı yönetme yetkisi
ve gücüne sahip olma anlamına gelmektedir.
YÖNETİM/İDARE: İktidarı elinde
bulunduranın toplumu idare etmesidir.
MEŞRUİYET: Bir toplumda iktidarı
elinde bulunduranların, yönetme gücünü yasalara uygun olarak elde etmesi ve bu
gücünü yasalara uygun olarak sürdürmesi.
EGEMENLİK/HAKİMİYET: İktidar
olmaktan doğan gücü kullanmaktır.
Bu soru ile, çağlar boyu egemenliğin nasıl değişik biçimlerde kullanıldığı ele
alınır. Her yönetim biçimi, ortaya çıktıkları çağın koşullarından
etkilenmiştir. Her çağın belli idealleri olmuştur. Devlet anlayışı da buna göre
şekillenmiştir. Teokratik ve demokratik anlayışlar bunun örnekleri olmuştur.
Totaliter toplumlarda iktidar, liderin elindedir. Lider, o toplum için
kurtarıcıdır. Daima toplum için doğruyu gören ve uygulayan olarak düşünülür.
Burada egemenliğin kaynağı, halkın lidere karşı duyduğu inançta bulunur.
Demokratik toplumlarda ise, egemenlik yazılı yasalarla belirlenir ve iktidar
sahibi, yasalarla belirlenmiş bir hukuk sistemi içinde egemenlik gücünü
kullanır. Demokrasilerde hem yönetenin hem de yönetilenlerin hak ve görevleri
yasalarla düzenlenmiştir. Demokratik toplumlarda üç temel kuvvet vardır:
Yasaları yapan parlamento, yasaları uygulayan hükümet ve bağımsız yargı
(mahkemeler).
Karizmatik yönetim anlayışı, bir kişinin ya da liderin olağanüstü sayılan
niteliklerinden doğmuştur. Karizmatik liderler, genellikle toplumların
bunalımlı dönemlerinde ortaya çıkarlar.
SİYASİ PARTİ: Siyasî Partiler demokrasi ve cumhuriyetle yönetilen
ülkelerde halkın temsili işlevi için kullanılan araçlardır. Bu ülkelerde siyasî
parti bireylerin aktif siyaset yapacakları alanlardan biri ve en önemlisidir.
Ülkelerdeki seçim sistemlerine göre iki partili sistem ya da çok partili sistem
oluşur. Türkiye’de çok partili bir sistem öngören yapı kurulmuştur.
İngiltere’deki
gibi iki partinin ağırlıklı olduğu sistemler, seçmenlerin çoğunluğunun
bulunduğu ‘orta alandaki’ bir yoğunlaşmaya yol açma ve daha radikal düşünceleri
dışlama eğilimindedir. Her bir partinin çok sayıda görüşü temsil ettiği
düşünülür.
Çok partili
siyasi sistemlerde ise düşünceler daha doğrudan temsil edilir. Her türlü fikir
ve düşünceyi temsil ettiğini savunan partiler bulunur. Bu halkın egemenliğinin
meclise daha fazla yansımasını yani temsilde adaleti sağlarken, mecliste farklı
görüşlerde bulunan birçok parti olduğu için istikrarın sağlanması güçleşir.
HAK: Bir toplumda
hukuk sisteminin bireylere verdiği yetkidir.
HUKUK: Bir toplumu oluşturan
kişilerin, gerek aralarındaki gerekse devlet ile olan ilişkilerini düzenleyen
yazılı kurallar ve yasalar sistemidir.
YASA/KANUN: Bireylerin toplum
içindeki eylem ve davranışlarını düzenleyen yazılı hukuk kurallarıdır.
BÜROKRASİ: Devlet işlerinin yapılışı
ve personel politikasıyla ilgili sistemdir.
SİVİL TOPLUM: Devlet otoritesi ve
kurumları dışında kalan, kendi dinamiğini oluşturarak hak ve özgürlüklerini
savunabilen özgür ve özerk toplum kısmıdır.
Sivil toplum, toplumu oluşturan bireylerin iktidarı elinde tutanlara karşı
konumunu belirler. Demokratik toplumlarda bireyler, özgürlüklerini söz ve karar
haklarını özgürce kullanabilmek için örgütlenirler. Bu örgütlenmeler, devlet
etkinliği ve denetimi dışında gönüllü bireyler tarafından oluşturulur. Bunlar,
mesleki örgütler olduğu gibi, belli düşünceler etrafında meydana gelen gruplar
da olabilir.
Bireylerin
siyasi otoriteye karşı kendi haklarını ve özgürlüklerini savunabilmek için
örgütlenmiş demokratik yapıya, sivil toplum denir. Bu nedenle sivil toplum,
demokrasilerin vazgeçilmez bir parçasıdır...
[1] Casiye sûresi, 45/18.