In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Political Ethics / What Is Politics? / Basic Concepts in Politics
What Is Politics?

Basic Concepts in Politics

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

SİYASETTE TEMEL KAVRAMLAR

ANAYASA: Anayasa, bir devletin temel

kurumlarının nasıl kurulup işleyeceğini belirleyen yazılı temel kanunlardır.

Günümüzde anayasalar meclisler, iktidar otoriteleri, konseyler tarafından

hazırlanmakta ve bazı ülkelerde halkın oyuna sunulmaktadır. Ayrıca kişisel hak

ve özgürlükler bu belgede belirlendiği için çoğunluğun yönettiği bir toplumda

iktidarda olanların sınırlarını belirler. Demokrat düşünürler tarafından

çoğunluğun tahakkümünü engelleyecek bir devlet organı olarak kabul edilir.

PARLAMENTO/MECLİS: Demokraside meclis, rekabet ve eşit

oy ilkeleriyle sayısı ve kurallarına göre seçilen halkın temsilcilerinin

oluşturduğu bir kurumdur. Meclis sistemleri hem nitelik hem de nicelik olarak

her ülkede farklı gelişmiştir. Doğrudan halk tarafından seçilen meclisler

olduğu gibi krallar ve bazı otoriteler tarafından seçilen meclisler de vardır.

Meclis

sitemini tek meclisli sistem, çift meclisli sistem ve başkanlık sistemi olarak genellendirmek mümkündür. Yine görev olarak, güçler ayrılığı

ilkesindeki yasamayı yapan kurum olarak da tanımlanabilir. Meclislerin

işlevleri: yasama, temsil, denetleme ve meşruluktur.

DEMOKRASİ: Demokrasi, tüm üye veya

vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu

bir yönetim biçimidir.

Yunanca "dimokratia" sözcüğünden türemiştir. Türkçeye, Fransızca

démocratie sözcüğünden geçmiştir. Genellikle devlet yönetim biçimi olarak

değerlendirilmesine rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve

bazı diğer sivil kurum ve kuruluşlar da demokrasi ile yönetilebilirler

Demokrasinin

ana yurdu olan Eski Yunan'daki filozoflar Aristo ve Eflatun demokrasiyi

eleştirmiş, o zamanlarda halk içinde ‘ayak takımının yönetimi’ gibi aşağılayıcı

kavramlar kullanılmıştır. Fakat demokrasi diğer yönetim şekillerinin arasından

sıyrılarak günümüzde en yaygın olarak kullanılan devlet sistemi haline

gelmiştir. Artık siyaset bilimciler hangi sistemin daha iyi işlediğinden çok

hangi demokrasinin daha iyi işlediği tartışmalarına girmişler ve liberal,

komünist, sosyalist, muhafazakâr, anarşist ve faşist düşünürler kendi demokratik

sistemlerinin erdemlerini ön plana çıkarmaya çalışmışlardır. Bu sebeple

demokrasinin çok fazla sayıda değişik tanımı oluşmuştur.

CUMHURİYET: Ülkenin halkı tarafından serbestçe seçilmiş

meclise dayanan ve başında cumhurbaşkanı olan siyasî bir rejim şeklidir. Cumhuriyetin

hemen bütün ülkelerde tek ortak yanı, devlet başkanlığı makamının babadan oğula

veya aile yakınlarına

miras

kalmamasıdır.

Sosyalist ülkeler da isim olarak cumhuriyet kelimesini benimsemişlerdir.

Cumhuriyet ilk olarak ABD’de 4 Temmuz 1776’da, Fransa’da ise 1789’da ilan

edilmiştir.

Demokratik

düşünürler cumhuriyetin en ideal şeklini; çok partili bir siyasî hayata, genel

seçimlerle işbaşına gelmiş ve bu seçilen kişilerin çıkardığı kanunlarla idare

edilen, tarafsız ve hiçbir zümreye imtiyaz tanımayan bir idareye sahip, özgür ve demokratik bir devlet şeklinde

telakki ederler. Fakat ülkeler ve iktidarlar, cumhuriyet rejimini tatbikte

değişik uygulamalar gösterirler. Mesela 1990 öncesi Sovyetler Birliği’nde ve

ABD’de olduğu gibi. İkisi de cumhuriyet olmasına rağmen, biri komünist, diğeri

kapitalisttir. Türkiye’de Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilan edilmiş ve

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde ifadesini bulmuştur. 1961 Anayasası

da devlet şeklinin cumhuriyet olduğunu belirtmiştir (madde 1). Ayrıca bunun

değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini de hükme bağlamıştır (madde 9). 1982

Anayasası başından beri cumhuriyet rejiminin kesinlikle benimsenmiş olduğunu

beyanla 1. maddesinde "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.", 4.

maddesinde de; "Anayasa’nın birinci maddesindeki devletin idare şeklinin

Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki Cumhuriyet’in

nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez, değiştirilmesi teklif

edilemez." hükümlerini vazetmektedir. Ayrıca milletvekilleri (madde 81) ve

Cumhurbaşkanı (madde 103) vazifelerine başlarken cumhuriyet ilkesine bağlı

kalacaklarına dair ant içerler.

Günümüzde

bazı İslâm ülkeleri isimlerin yanına İslâm kelimesini koyarak Cumhuriyetle

birleştirip unvan oluşturmuşlardır. Örneğin İran İslam Cumhuriyeti, Pakistan

İslâm Cumhuriyeti gibi.

FAŞİZM: Aşırı

milliyetçi, antidemokratik, antikapitalist ve antikomünist bir ideolojiye ve baskıcı,

otoriter siyasî bir yapıya sahip bütün yönetim ve politik hareketler bu isimle

tanımlanmıştır.

Ancak daha sonra Milliyetçilik veya Halkçılıkla ilgisi olmayan keyfi

diktatörlükler ve hatta Millet düşmanı rejimler bile bugün ‘Faşist’ olarak

nitelenmektedir.

Bir rejime Faşist diyebilmek için, o rejimin ideolojisinin milliyetçi olması ve

milletin varlık ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutması gerekir. Bu yönüyle

ister istemez ırkçılığı ve halkçılığı da içermeli ve sadece zenginlerin veya

işçilerin değil, milletin bütün fertlerinin refahını sağlamayı hedeflemelidir.

Faşizm,

‘Herkes her şeyi bilemez. Bu sebeple yönetim Özel Olarak Eğitilmiş Seçkin Bir

Kitlenin Elinde Olmalıdır’ görüşünü savunur ve fikri olmayan insanların oy

vermesinin veya eski tüccarların devleti yönetmesinin önüne geçerek, devlet

yönetimini bu amaçla yetiştirilmiş seçkin bir sınıfın eline bırakır.

Faşizm,

bugün dünyanın hiçbir yerinde kabul görmeyen ve herkesin nefret ettiği yalnızca

dar bir kesimin istediği bir rejimdir.

TUTUCULUK (MUHAFAZAKÂRLIK): Tutuculuk, toplumda ve ülkede var

olan durumu koruma amacını güden düşünce tarzına denir. Toplumun değişmesine

karşı direnç gösteren, toplumsal-kültürel değerlerin korunmasını

savunan sağ kanat siyasî ideolojidir. Muhafazakârlığın değişime karşı direniş

olarak tanımlanması, özellikle değişim isteyen sol ideolojiler tarafından

eleştirilir. Muhafazakârlığın var olan kazanımları ve değerleri korumak

şeklinde bir yanı da vardır. Bu açıdan bakıldığında, herkes, solcular dâhil,

istedikleri toplumsal düzen gerçekleştiğinde muhafazakârlaşabilirler. Nitekim

Sovyetler Birliği'ndeki solcu rejime karşı olanlar bu rejimi tutuculaşmakla suçladılar. Bu

suçlamanın ardından zaten rejim karşıtları ayaklanma çıkardılar.

KOMÜNİZM: Komünizm, sosyal örgütlenme üzerine

bir kuramsal sistem ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı bir

politik harekettir. Metafiziği reddeder. Komün sınıfsız bir toplum kurma amacındadır.

20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak

modern komünizm, genellikle Karl Marx'ın ve Friedrich Engels’in kaleme aldığı

Komünist Manifesto ile birlikte anılır. Komünizm, günümüzde Çin, Küba, Kuzey

Kore gibi ülkelerin dışında artık dünyada istenmemektedir.

LİBERALİZM: Liberalizm, özgürlüğü temel politik

değer olarak ele alan bir ideoloji, politika geleneği ve düşünce akımıdır.

Genel anlamda liberalizm, bireylerin ifade özgürlüğüne sahip olduğu, din,

devlet ve kimi zaman kurumların gücünün sınırlandırıldığı, düşüncenin serbest

bir şekilde dolaştığı, özel teşebbüse fırsat sağlayan bir serbest piyasa

ekonomisinin olduğu, hukukun üstünlüğünü geçerli kılan şeffaf bir devlet modeli

ve toplumsal hayat düzeni hedefler. Devleti bir gece bekçisi modeli

olarak görmektedir. Devlet sadece bireylerin güvenliğini korumakla ve onların

refahını sağlamakla yükümlüdür. Ekonomik anlamda kapital ekonomiyi benimser.

Mülk edinme esasına dayanır. Devletin ekonomiye müdahalesi sadece bir görünmez

eldir. Devlet müdahalesindeki temel amaç rekabet edilebilir ortamı sağlamaktır.

Ekonomi ve maliye politikalarına gerek yoktur. Zaten serbest piyasa ekonomisi

kendiliğinden ekonomi dengesini sağlar. Liberallerin en büyük korkusu

devletin birey karşısında güçlü konuma gelmesidir. ‘Bırakınız gitsinler,

bırakınız yapsınlar’ liberalizmin genel sloganıdır.

ŞERİAT: Şeriat kelimesi sözlükte, kanun, ana cadde, cadde ve

geniş yol (otoyol) manalarına gelmektedir. Şârî’ de, kanun koyucu demektir. Allah

Teâlâ ayet-i kerimede, “Bundan sonra

seni emirden olan bir şeriat ile vazifelendirdik”[1] buyurmaktadır.

İslâm literatüründe anlamı ise Allah Teâlâ

nın koymuş olduğu kanunların bütününe şeriat denir.

İSLÂM’da hükümler, yasaklar, helaller,

haramlar hepsi şeriattır. Namaz kılma, oruç tutmak, zekat vermek, zikretmek

v.s. ibadetlerin hepsi şeriattır. Dolayısıyla bir insan Müslüman olduğu halde ‘kahrolsun

şeriât!’ derse, İslâm inancına göre o anda kâfir olur, yani İslâm dininden

çıkar. Halbuki bu sözü söyleyen kişi yemek yemeye

başlarken Besmele çekse bu yaptığı şeriâttır, kendisinin

cenaze namazı kılınsa bu şeriattır, dinî nikâkı kıyılsa bu şeriattır, ya da

ALLAH’ı (c.c.)’ı zikretse o da şeriattır. Bunun için bir çok Müslüman Şeriâtin

manasını bilmediğinden ona karşı olduğunu söylemekte ama kendisi birçok

hareketiyle şeriatın kurallarından bir kısmını yerine getirmektedir.

HÜKÜMET: Hukuk ve siyaset biliminde biri dar, diğeri geniş anlamda kullanılan ve

çeşitli anlamları olan bir kavramdır. Dar anlamda, bir devletin otoriteye

ilişkin kararları uygulayan ve yürütme gücünü temsil eden bakanlar kurulunu

ifade eden hükümet kavramı, geniş anlamda bir devletin yasama, yürütme ve yargı

organlarını ve bunlara bağlı olarak devlet yetkisini kullanan tüm devlet

organlarını içine alan siyasal yönetim biçimini ifade eder. Demokratik hükümet,

monarşik hükümet gibi. Geniş anlamda hükümet, günlük dilde devlet kavramı ile

karıştırılır, zira hükümet, devlet adı verilen üstün varlığın sahip bulunduğu

egemenlik yetkisinin sadece belli bir kısmım kullanan organ olup devletin

unsurlarından sadece biridir.

BİREY/VATANDAŞ: Bir toplumu

oluşturan ve toplumun bir üyesi olan, bilinç sahibi insandır.

TOPLUM/ TEBAA, HALK: Birbirleri ile

karşılıklı ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler içinde bulunan bireylerin

meydana getirdiği, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan, tarihe ve

kültürel temele dayanan,kendisini

diğer grup ve topluluklardan ayıran insan topluluklarına verilen addır.

DEVLET: Siyasî sınırları tespit

edilmiş, belli bir coğrafya parçası üzerinde yaşayan insanların kurduğu ve

egemenliğe sahip en büyük siyasî kurumdur. Görevi, kendi toplumunu dışarıya

karşı korumak, içerde toplumsal düzeni sağlamaktır.

İKTİDAR: Bir toplumda halkı yönetme yetkisi

ve gücüne sahip olma anlamına gelmektedir.

YÖNETİM/İDARE: İktidarı elinde

bulunduranın toplumu idare etmesidir.

MEŞRUİYET: Bir toplumda iktidarı

elinde bulunduranların, yönetme gücünü yasalara uygun olarak elde etmesi ve bu

gücünü yasalara uygun olarak sürdürmesi.

EGEMENLİK/HAKİMİYET: İktidar

olmaktan doğan gücü kullanmaktır.

Bu soru ile, çağlar boyu egemenliğin nasıl değişik biçimlerde kullanıldığı ele

alınır. Her yönetim biçimi, ortaya çıktıkları çağın koşullarından

etkilenmiştir. Her çağın belli idealleri olmuştur. Devlet anlayışı da buna göre

şekillenmiştir. Teokratik ve demokratik anlayışlar bunun örnekleri olmuştur.

Totaliter toplumlarda iktidar, liderin elindedir. Lider, o toplum için

kurtarıcıdır. Daima toplum için doğruyu gören ve uygulayan olarak düşünülür.

Burada egemenliğin kaynağı, halkın lidere karşı duyduğu inançta bulunur.

Demokratik toplumlarda ise, egemenlik yazılı yasalarla belirlenir ve iktidar

sahibi, yasalarla belirlenmiş bir hukuk sistemi içinde egemenlik gücünü

kullanır. Demokrasilerde hem yönetenin hem de yönetilenlerin hak ve görevleri

yasalarla düzenlenmiştir. Demokratik toplumlarda üç temel kuvvet vardır:

Yasaları yapan parlamento, yasaları uygulayan hükümet ve bağımsız yargı

(mahkemeler).

Karizmatik yönetim anlayışı, bir kişinin ya da liderin olağanüstü sayılan

niteliklerinden doğmuştur. Karizmatik liderler, genellikle toplumların

bunalımlı dönemlerinde ortaya çıkarlar.

SİYASİ PARTİ: Siyasî Partiler demokrasi ve cumhuriyetle yönetilen

ülkelerde halkın temsili işlevi için kullanılan araçlardır. Bu ülkelerde siyasî

parti bireylerin aktif siyaset yapacakları alanlardan biri ve en önemlisidir.

Ülkelerdeki seçim sistemlerine göre iki partili sistem ya da çok partili sistem

oluşur. Türkiye’de çok partili bir sistem öngören yapı kurulmuştur.

İngiltere’deki

gibi iki partinin ağırlıklı olduğu sistemler, seçmenlerin çoğunluğunun

bulunduğu ‘orta alandaki’ bir yoğunlaşmaya yol açma ve daha radikal düşünceleri

dışlama eğilimindedir. Her bir partinin çok sayıda görüşü temsil ettiği

düşünülür.

Çok partili

siyasi sistemlerde ise düşünceler daha doğrudan temsil edilir. Her türlü fikir

ve düşünceyi temsil ettiğini savunan partiler bulunur. Bu halkın egemenliğinin

meclise daha fazla yansımasını yani temsilde adaleti sağlarken, mecliste farklı

görüşlerde bulunan birçok parti olduğu için istikrarın sağlanması güçleşir.

HAK: Bir toplumda

hukuk sisteminin bireylere verdiği yetkidir.

HUKUK: Bir toplumu oluşturan

kişilerin, gerek aralarındaki gerekse devlet ile olan ilişkilerini düzenleyen

yazılı kurallar ve yasalar sistemidir.

YASA/KANUN: Bireylerin toplum

içindeki eylem ve davranışlarını düzenleyen yazılı hukuk kurallarıdır.

BÜROKRASİ: Devlet işlerinin yapılışı

ve personel politikasıyla ilgili sistemdir.

SİVİL TOPLUM: Devlet otoritesi ve

kurumları dışında kalan, kendi dinamiğini oluşturarak hak ve özgürlüklerini

savunabilen özgür ve özerk toplum kısmıdır.

Sivil toplum, toplumu oluşturan bireylerin iktidarı elinde tutanlara karşı

konumunu belirler. Demokratik toplumlarda bireyler, özgürlüklerini söz ve karar

haklarını özgürce kullanabilmek için örgütlenirler. Bu örgütlenmeler, devlet

etkinliği ve denetimi dışında gönüllü bireyler tarafından oluşturulur. Bunlar,

mesleki örgütler olduğu gibi, belli düşünceler etrafında meydana gelen gruplar

da olabilir.

Bireylerin

siyasi otoriteye karşı kendi haklarını ve özgürlüklerini savunabilmek için

örgütlenmiş demokratik yapıya, sivil toplum denir. Bu nedenle sivil toplum,

demokrasilerin vazgeçilmez bir parçasıdır...

[1] Casiye sûresi, 45/18.