بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق الجهاد والحرب / الجهاد في زماننا / وصايا للمجاهدين المسلمين الشباب
الجهاد في زماننا

وصايا للمجاهدين المسلمين الشباب

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

CİHAD YOLUNDAKİ MÜSLÜMAN GENÇLİĞE TAVSİYELER

Dinimiz İslâm’ın karakterini, cihadın yerini ve İslâm’daki hükmünü, davetin neşri için farz-ı kifaye, kâfirlerin hücumunu önlemek, İslâm ülkesine olan saldırılarını püs­kürtmek ve Müslümanların dokunulmazlığını sağlamak için de farz-ı ayn olduğunu izah ettik.

Bundan sonra İslâmî sahadaki Müslüman gençliğe, sahip olması gereken ve cihad yolundaki işaretler gibi gö­zünün önüne koyması gereken bir kısım kavramları ver­meye çalışacağız. [1]

Müslüman gençliğe sözümüzü söylerken, şehid İmam Hasan el-Benna’nın gençliğe yönelik ‘Risale’sinden bazı cümlelerini sunmamız faydalı olur. O şöyle diyor:

‘Ey gençler! Bir fikir ancak kendisine tereddütsüz ina­nıldığı, ihlâsla bağlanıldığı, cesaretle savunulduğu ve ger­çekleşmesi için çalışma ve fedakârlıktan kaçınılmadığı vakit başarılı olur. Bu başarının dört temel ilkesi vardır: Bunlar: İman, ihlâs, cesaret ve çalışma. Bunların tümü de gençlerin özelliğidir. Çünkü imanın temeli canlı bir kalp, İhlâsın esası arınmış bir gönül, cesaretin temeli kuvvetli bir şuur, çalışmanın temeli de ciddi bir karardır. Bunların hepsi ancak gençlerde bulunur. Bundan ötürü, eski ve yeni tüm ümmetlerin kalkınmasının temel direği gençler­dir. Her kalkınmanın sırrı onlardadır. Her görüşün bay­raktarlığını yapan onlardır.’

Sonra sözüne şöyle devam ediyor: ‘Sizden istediğim ilk şey, kendinize güvenmeniz, yerinizi bilmenizdir. Düşmanlarınız sizin hor ve zelil olmanızı istese de, dünyanın efendileri sizlersiniz. Dünya hayatında bazıları size engel olmak istese de siz tüm insanlığın öğretmenlerisiniz. Akıbet muttakiler içindir.’

‘Ey gençler! İmanınızı yenileyip, hedefinizi belirleyiniz. Kuvvetin başı iman, imanın neticesi vahdet, vahdetin sonucu da güçlü ve aydınlık zaferdir. İnanınız ve kardeş olunuz, çalışınız ve ondan sonra da zaferi bekleyiniz. Müjdeler olsun müminlere...’

Bu takdimden sonra, dünyanın her tarafındaki Müslüman gençliğe öğütle yöneliyor ve cihad yolu üzerine odaklaşıyoruz. Bu gençlere şunu diyoruz: Biliniz ki, Allah yolunda cihad; (Allah daha iyi bilir) İslâmî davetin ve ge­lecek dönemde İslâmî çalışmanın üzerindeki galibiyet nişanı olacaktır. Öyle ki bugünün gençleri davet ve terbi­yeye devam etmekle birlikte onun çağdaşı olacaklar. Bu dönem veya dönemler Allah Teâlâ’nın düşmanları ve onların yardımcıları eliyle yapılacak eziyet ve işkencelerden arınmış olmayacaktır. Çünkü zafer gelinceye kadar işken­cenin devam etmesi, Allah’ın bir kanunudur. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Senden önce nice Peygamberler yalanlandı ve kendi­lerine yardımımız gelene kadar yalanlamalarına ve sıkış­tırılmaya katlandılar. Allah’ın sözlerini değiştirebilecek biri yoktur...” [2]

Cihad yolunda yürüyen Müslüman gençler bilmelidir ki, Allah yolunda yapacakları cihadın alanı yalnızca İslâm ülkelerinden birine ait değildir. Çünkü İslâm’ın vatanı tektir, bölünemez. Artık cihad bayrağı İslâm vatanının bazı yerlerinde dalgalanmaktadır. Allah (c.c.)’ın izniyle de, İslâm vatanının her karış toprağı bağımsızlığını elde edinceye, İslâm devleti kuruluncaya ve Allah’ın mesajı tüm insanlı­ğa ulaşıncaya kadar dalgalanmaya devam edecektir.

Biliniz ki, ey gençler! Filipinler, Eritre, Suriye, Afga­nistan ve Filistin gibi İslâm âleminin meseleleri yurt ve millet meseleleri değildir. Onlar bir din ve inanç mesele­leridir. Açıkçası İslâm’ın ve tüm Müslümanların problem­leridir. Onların uzlaşmalarla, pazarlıklarla düşmanın gasp ettiği İslâm topraklanın kabullenmekle çözüme kavuş­ması mümkün değildir. Allah yolunda cihad etmek gere­kir. Bu takdirde, cihad tek yoldur.

Ey Mücahid Müslüman Gençler!

İslâm davetinin bu döneminde, İslâm’ın size yüklediği büyük görevi, İslâm ümmetinin sizden beklediği büyük umutları ve beklentileri iyi değerlendiriniz. İstikbalin, Allah (c.c.)’ın kulları için seçip gönderdiği şu ‘Hanif’ dininin olacağına kesinlikle inanınız. Allah (c.c.)’ın mümin kullarına olan zafer ve hâkimiyet vadinin gerçekleşeceğine gönülden inanınız. Biliniz ki bu büyük umutlar, gayret ve cihad ol­madan, kan ve ter dökülmeden, can ve şehit olmadan ve fedakârlık yapılmadan gerçekleşemez. Kendinizi bunlar için hazırlayınız. Cihad yolu güllerle döşeli değildir, aksi­ne uzun, yorucu, dikenlerle ve engellerle doludur.

Cihad Yolundaki Müslüman Gençler!

Bu günkü cihad alanının geniş, Allah düşmanlarının sayıca çok ve savaş türlerinin çeşitli olduğunu biliniz. Hak ile ba­tılın savaşı gayret ve zaman istiyor. Kendinizi buna hazır­layın! Uzun nefesli kişilerden olunuz. İşi basit tarafıyla ve kavramadan ele alan, zaferde acelecilik eden kişilerden olmayınız’ Zira vakit biraz gecikince, azimleri gevşer, ga­yretleri zayıflar ve kalplerine ümitsizlik dolar. Ey karde­şim! Rabbine mutlak bir güvenin olsun. Çünkü sen O’nun­la beraber olduğun sürece, O, seninle beraberdir. Sen O’nun dinine yardım ettiğin sürece, O, senin yardımcın olacaktır.

“Ey inananlar! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.” [3]

Ve dinine mutlak şekilde bağlan. Çünkü Allah (c.c.) katında mak­bul olan hak din O’dur. Yoluna ve cemaatine büyük bir bağlılıkla bağlan. Çünkü sen hak yoldasın. Hakkı kendi elinizle elde etmeye ve uzak da olsa bâtılı yere sermeye güç yetinebileceğiniz konusunda kendine ve kardeşlerine güven.

Ey Müslüman Gençlik!

Allah Teâlâ’nın yurdunda, ölüme, işkenceye, fakirliğe, hasta­lığa, cehalete, ezilmeye ve Allah (c.c.) düşmanları tarafından baskıya maruz kalan her Müslüman’dan sorumlu tutu­lacağının bilincinde ol! Onların acılarını duy ki, bu acı, onların hepsini kurtarmak için seni çalışmaya ve cihad et­meye sevk etsin. Yine insanlığın hidayete ermesinden, onu küfrün ve sapıklığın karanlıklarından çıkarıp, İslâm’ın nuruna götürmekten sorumlu olduğunun şuurunda ol. Bu büyük sorumlulukları vicdanında duy ve ciddî, İslâmî faa­liyetlerin bayrağı altında kardeşlerinle beraber toplan. İslâm ümmetini yüceltmek ve Allah’ın dinine yardım etmek için cihad yoluna gir ki insanlık İslâm’a yönelsin. Çünkü kurtuluş sadece ondadır.

Müslüman Genç Kardeşim!

Yolunu iyi araştır, yavaşlamadan ve tereddüde düşme­den yönünü belirle, sözü doğru, işinde samimî olanlarla, hak ve cihad ehliyle el birliği et Müslümanların yurtlarının işgal edildiği, canlarının alındığı, namuslarının çiğnendiği, Allah düşmanları tarafından onurlarının hiçe sayıldığı bir zamanda cihadlarını sadece dergi, gaze­te ve kitap sayfalarına hasredip, İslâm’daki teferruat konuları etrafında tartışmakla vakit geçirenleri terk et!

Müslüman Genç Kardeşim!

Hayırlı işler yapmaya koş, Allah Teâlâ ile yapılan kârlı ticareti sakın ihmal etme ki ebedî kurtuluşa ve apaçık zafere eresin, acıklı azaptan kurtulup, ebedî nimete ulaşasın. Cenâb-ı Hak şöy­le buyuruyor:

“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak tica­reti size göstereyim mi? Allah’a ve Rasûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz ki bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri bunlarla müjdele.” [4]

“Allah müminlerden mallarını ve canlarını onlara (ve­rilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürür ve öldürülürler...” [5]

Kardeşim! Allah yolunda, canda, malda, zamanda ve gayrette sakın cimrilik etme! Çünkü yüce Allah şöyle bu­yuruyor:

“... Allah yolunda ne harcarsanız, size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” [6]

“İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine cimrilik etmiş olur. Allah zengin­dir. Siz ise fakirsiniz. Eğer Ondan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, sonra da onlar sizin benzerleriniz olur.” [7]

Müslüman Genç Kardeşim!

Allah yolunda cihad etmenin şerefine kavuşmak için kendini ve aileni hazırla. Tereddütsüz ve ağır davranma­dan şehit oluncaya ya da zafere kavuşuncaya kadar yürü­yüşü sürdürmek için yolda yardımı dokunacak her türlü yol hazırlığını yap. Kendini, selim akide, güçlü iman, Allah için halis ve sadık, her türlü riya ve dünyevi mak­satlardan arınmış bir niyet ile hazırla. Allah’ın kelimesi ancak böyle yücelir. Nefsini, sahih ve sırf Allah için ya­pılan ibadetle ve sapa sağlam bir İslâmi ahlak ile hazırla. Gücümüz yettiği kadar her türlü cihad levazımatında kendi imkânlarımızı kullanabilmek için uzmanlaşmış fay­dalı ilim ve kültürlü düşünce ile kendini hazırla. Cihadın meşakkatlerine katlanan kuvvetli bir bedenin olması için kendini eğit. Allah’ın emrine uyarak her türlü araç-gereci ve yeterli parayı hazırla!

“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuv­vet hazırlayın...” [8]

Cihad Yolundaki Müslüman Kardeşim!

Sen nefsini hazırlayıp, savaş tekniklerine alışıp, araç-gereci alırsın. Fakat cihadın fıkhî yönünü, kurallarını, adabını ve ahkâmını öğrenmen de vaciptir. Cihadının Allah (c.c.) nezdinde makbul olması için onları öğrenmen ve uyman gerekir. O, hac, zekât, oruç, namaz ve diğer farzlar gibi bir farzdır. Onların ‘âdâb’ ve ahkâmına uyulmadığı takdir­de batıl olurlar ve Allah katında makbul olmazlar. Daha önceki sayfalarda da söylediğimiz gibi Müslümanlar sa­vaştıkları zaman, verdikleri sözü tutar, haddi aşmaz, ölü­lerin ağız, burun, kulak gibi azalarını kesmez, aşırı git­mez, mallarını yağmalamaz, namusa tecavüz etmez, yaşlıları, çocukları ve kadınları öldürmezler. Yine onlara, yaralıları öldürmek, köşelerine çekilmiş din adamlarına sal­dırmak ve güven verilenlerle savaşmak yasaklanmıştır. İşte tüm bunlar ve bunlara benzer ‘âdâb’ ve talimatı öğren­men gerekir. Bu tür yasaklar konusunda Allah düşmanlarına zulmetmemiş olursun.

Cihad Yolundaki Müslüman Gençler!

Cihadımızda, Allah düşmanları için kuşanacağınız en güçlü, en önemli ve en başta gelen silah, iman silahıdır. O, yol buyunca tazeliğini koruyan bir azıktır. İman öyle bir şeydir ki, içteki gizli güçleri ortaya çıkarır, sahibini, hiç bir korku duymadan zorlukları hafife alarak ve Allah katındaki sevabı tercih ederek ölüme yönelmeye sevk eder. Benim değerlendirmeme göre, mücahit ve mümin bir genç, Allah düşmanları için atom reaktöründen daha korkutucudur. Yine Müslüman genç kuvvet terazisinde, atom reaktöründen daha güçlü ve daha ağırdır. Çünkü Müslümanlar iman silahı ile silahlanınca Allah’ın mümin­lere olan zafer vaadini gerçekleştirmeye ehil olurlar ve Allah da onları kendi ordularıyla destekler.

“... Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır..”[9]

“... Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez..” [10]

“Allah, iman edenleri esirger. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder. Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğ­ramış olmaları sebebiyle (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadir­dir.” [11]

“Müminlere yardım etmek de bize hak olmuştur.” [12]

“Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunan­lara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi kendilerine de yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleş­tirip, koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vaat etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler, hiç bir şeyi bana eş tut­mazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.” [13]

Ey Gençler!

Cihad yolundaki Müslüman gençler! Cihad için çağrıda bulunulunca, bu çağrıya üşenmeden uymanız için refah yollarını ve yeryüzünün çekiciliğini fazla önemse­meyiniz. Aksi takdirde Cenâb-ı Hakk’ın şu ayetinde belir­tilen acı azaba uğrarsınız:

Ey iman edenler! Size ne oldu ki, ‘Allah yolunda sa­vaşa çıkın!’ denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Ahiret (hayatına) dünya hayatını tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır. Eğer (size emir verilen bu savaşa) çıkmazsanız (Allah) sizi pek acıklı bir azap ile cezalandıracak ve yerinize sizden başka (emirlerine itaat edecek) bir kavim getirecek, siz (savaşa çıkmamakla) O’na hiç bir zarar veremeyeceksiniz. Çünkü Allah her şeye kadirdir. Eğer siz O’na (Muhammed’e) yardım etmezseniz, (iyi bilin ki) iki kişiden biri olduğu halde (Rasûlullah ve Ebu Bekir) kâfirler Onu (Mekke’den) çıkardıkları zaman Allah Ona yardım etmiş­ti. Hani onlar mağarada (Sevr mağarasında) idiler, (Ebu Bekir korkunca Rasûlullah) o zaman arkadaşına, “üzülme Allah bizimle beraberdir” diyordu. Bunun üzerine Allah Ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin gör­mediğiniz bir ordu (melekler) ile destekledi ve kâfir olan­ların sözünü alçalttı.

Allah’ın sözü ise (zaten) yücedir. Çünkü Allah daima üstündür, hikmet sahibidir. Gerek hafif, gerek ağır olarak hep birlikte savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer anlı­yorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır.” [14]

Ey Müslüman, mücahid, genç kardeşim! Bil ki, Al­lah Teâlâ’nın bize, bizim ibadetlerimize ve bizim cihadımıza ihtiyacı yoktur. Hâlbuki biz, Allah (c.c.)’ın sevabına, O’nun nimetine ve bu şerefe erme­ye muhtacız.

“Cihad eden, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüp­hesiz Allah âlemlerden müstağnidir.” [15]

Allah Teâlâ, biz cihad etmeden de kendi düşmanlarını yenilgiye uğratmaya kadirdir. Ama cihad bizleri bir deneme ve imtihan etmektir.

“... Durum şu ki, Allah dikseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister...” [16]

“And olsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye kadar sizi imtihan edeceğiz.” [17]

“Yoksa Allah, içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” [18]

Cihad Yolundaki Müslüman Genç Kardeşlerim,

Allah düşmanlarının gücünden -araç, gereç ve sayıca çok olsalar da- sakın korkmayın! Zira Allah (c.c.) müminlerin dostudur. Kendi ordusuyla onlara yardım eder ve yardı­mıyla da onları destekler:

“... Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır...” [19]

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tağut (batıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytan’ın dostlarına karşı savaşın, şüphe yoktur ki şeytanın düzeni ve tuzağı zayıftır.” [20]

“Hani Rabbin meleklere, ‘Muhakkak ben sizinle bera­berim, haydi iman edenlere destek olun.” diye vahy ediyor: “Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım. Siz he­men boyunlarının üstüne vurun, onların bütün parmaklarına vurun.” (Parmaklarım doğrayın, diye emrediyordu.) [21]

“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur...” [22]

Mücahid kardeşim, aslında biz Allah’ın kaderine ve yardımına bir perdeyiz. Bize ait ne güç var, ne de takat, onlar ancak Allah’ın vergisiyle olur. Sen bu hususu şu ayet-i kerimelerde açıkça görürsün:

“(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldür­dü, attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı...” [23]

“Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın. Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Çünkü Allah pekiyi bilendir, hikmet sahibi­dir.” [24]

Aynı şekilde fiillerin faili olarak da O’nu görürsün: On­lara Allah, azap eder, Allah rezil eder, size de, O yardım eder, şifa verir, öfkeyi giderir ve tevbeyi kabul eder. Bütün bunları yapan Allah Teâlâ’dır. Müslümanlara da artık savaşmak düşer. Savaşla ilgili konuya gelince, onun mercii Allah’tır. Çünkü işlerin tümü Allah’a aittir ve O’na döner.

Müslüman Mücahid Kardeşim!

Cihad saflarında kardeşlerinle elbirliği et. Onlarla Allah için sadık kardeşlik bağıyla sımsıkı bağlan ki birbi­rine kenetlenmiş duvar gibi olasınız. Cenâb-ı Hakkın şu ayetine göre, Allah’ın sevgisi ve yardımı sayesinde hepi­niz kurtuluşa eresiniz.

“Doğrusu Allah, kendi uğrunda, kenetlenmiş bir duvar gibi sıra halinde savaşanları sever.” [25]

Kur’an-ı Kerimde, Ensar ve Muhacirlerden ilk müca­hitlerin durumu temsilen anlatılmaktadır. Onların arasın­daki sevgiyi kardeşliği ve cömertliği Cenâb-ı Hak misal vererek şöyle anlatıyor:

“Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imam yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler, onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler, kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsi­nin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.” [26]

Ey kardeşim! Sakın şeytana ve Allah düşmanlarına, bu sevgi ve kardeşlikten yana bir delik bulup Müslümanların saflarına girmelerine izin verme!

Cihad Yolundaki Genç Müslüman!

Şu aşağıdaki ayet-i kerimede Allah’ın mücahid müminlere yönelttiği hususu ve emrini yerine getirenlerin en iyisi ol:

“Ey inananlar! Bir toplulukla karşılaşırsanız dayanın, başarıya erişebilmeniz için Allah’ı çok anın. Allah’a ve peygamberine itaat edin, çekişmeyin, yoksa korkar, başa­rısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir.” [27]

İşte böylece yüce Allah bize, sebat etmeyi, Allah’ı zik­retmeyi, kendisine ve Rasûlü’ne itaat etmeyi, çekişmemeyi veya anlaşmazlığa düşmemeyi, sonra da sabretmeyi emrediyor. Bütün bunlar zaferi elde etmek ve dağılma­mak için gerekli şeylerdir.

Ey kardeşim! Bütün gayretin söz birliği ve saf birliği etmek olsun. Mücahidlerin saflarını bölecek veya birlikle­rini parçalayacak ya da çabalarım dağıtacak her şeyden kaçın! Doğru olmayanın üzerinde birlik sağlamak, doğru­nun üzerinde ayrılığa düşmekten daha hayırlı olduğunu bil. Ondan sonra, birliğin sayesinde doğruyu bulabiliriz.

Genç Müslüman Mücahid Kardeşim!

Münafıkların ve aynı şekilde evlerinde oturup cihada katılmayanların, cihad hakkındaki sözlerini ve tutumlarını Allah’ın Kitabı’ndan ve özellikle de Tevbe sûresi’nden öğren ve o duruma düşmekten veya etkilenmekten sakın! Kulaklarını münafıkların, şüphe üreticilerinin ve engelcilerin sözlerine kapat, duyma. Çünkü onların cihad gayret­leri zayıflamış, mücahidlerin azimlerini kırmaya başvur­muşlardır. Savaş korkusunu ve düşmanın gücünü hafife almakla ve komutanlığa ve komutanlıktan çıkan emir ve talimatlara olan güveni yitirmekle içlerindeki korku ve zayıflık duygusu ortaya çıktı. Bunlar ve benzeri sebeple­rin savaş sırasında neticeleri çok tehlikeli, etkileri de çok kötü olur. Cenâb-ı Hak en doğrusunu buyurdu:

“Aranızda savaşa çıkmış olsalardı, ancak sizi bozmağa çalışırlar ve fitneye düşürmek için aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verenler var. Allah kendilerine yazık edenleri bilir.” [28]

Ey Genç Müslüman Mücahid!

Allah Teâlâ’dan yardım iste, sakın acze düşme! Allah’tan sa­bır ve sebat dile... Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de böy­le tavsiyede bulunuyor ve şöyle diyor: “Düşmanla karşı­laşmayı temenni etmeyiniz, şayet onunla karşılaşırsanız, sebat ediniz ve biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altında­dır.” [29] Yine biz sınırlan aşmayız ve düşmanla karşılaş­mayı temenni etmeyiz, fakat karşılaşınca da, Allah’tan yardım dileyerek, sabır, sebat ve zafer isteyerek düşmana karşı koyarız. Bunun delilini şu aşağıdaki ayet-i kerimede anlatılan Talut’la birlikte sebat eden müminler topluluğunda görüyoruz: “Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, “Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan -eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir” dedi. On­lardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince: “Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok” dediler. Kendilerinin Allah’a kavuşacağını bilenler ise: “Nice az topluluk çok topluluğa Allah’ın izniyle üstün gelmiştir. Allah sabre­denlerle beraberdir” dediler. Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında “Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, inkâr eden millete karşı bize yardım et.” dediler. Onlar -Allah’ın izniyle- bozguna uğrattılar...” [30]

Mücahidin sabır ve sebat etmesi gerekir. Genç karde­şim şu ibareye bak: “Rabbimiz! Bize sabır ver” yani “çok sabır” ver demektir. Çünkü zafer sabırla beraberdir. Nite­kim: “Zaferle yenilginin arasında, bir saat sabır vardır” denilmiştir. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Sabredin, (Düşman karşısında) sebat gösterin, (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah’tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.” [31]

Genç mücahid, Müslüman kardeşim! Allah yolunda savaşanların saflarında önde bulun! Yine iki iyilikten biri ile vaat olunduğuna kesinlikle inan! İki iyilikten biri zafer, diğeri şehitliktir. Dünyanın dört bir yanındaki müminler zaferle sevinirler. Şehit olursan eğer, şehitlerin mertebesine ve onların sevabına kavuşursun.

“... Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” [32]

“De ki: Siz bize iki güzelliğin (şehitlik ve gaziliğin) birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Hâlbuki biz size Allah’ın ya kendi katından veya bizim elimizle “bir azap eriştirmesini bekliyoruz. Haydi, bekleyin durun, biz de si­zinle beraber bekleyenleriz.” [33]

Aynı zamanda Müslümanların aleyhine olacak tehlike­li sonuçları, aşağıdaki ayet-i kerimede de açıklandığı gibi bir ordu ile karşılaşıldığı vakit geri dönüp kaçan kişilere Allah (c.c.)’ın korkunç tehdidini gözlerinin önüne getir!

“Ey müminler! Toplu halde karşılaştığınız zaman on­lara arkanızı dönmeyin (korkup kaçmayın). Tekrar savaş­mak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki O Allah’ın gazabı ile döner, onun yeri de cehennemdir. O ne kötü varılacak yerdir.” [34]

Ey Genç Müslüman Mücahid!

Cenâb-ı Hak, savaşta müminler için yenilgiyi takdir buyurduğu vakit, zayıflık, güçsüzlük veya zillet haline düşmekten sakın! Gerçek yenilgi, savaş alanındaki yenil­gi değil, kalbin derinliklerinden gelen yenilgidir. Allah yolunda başımıza bir şey geldiği vakit, zayıflık gösterme­den savaşı sürdürmemiz ve Allah (c.c.)’a tevekkül etmemiz ge­rekir. Şu ayet-i kerimeler, bu gibi durumlarda müminlerin halini anlatıyor:

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer kalpten inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.”

“Eğer siz (Uhud’ da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir’de de düşmanınız olan) o kavim aynı acıya uğramıştır. İşte böylece biz, zafer günlerini insanların kâh bir kesimine, kâh diğer kesimine nasip ederiz. Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalim­leri sevmez.”

Bir de (böylece) Allah, iman edenleri günahlardan te­mize çıkarmak, kâfirleri de helak etmek ister.” [35]

“Yara aldıktan sonra, yine Allah’ın ve Peygamberin çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik ya­panlar ve takva sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.” [36]

“Nice peygamberler vardır ki, beraberinde Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermedi­ler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.”

“Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve içimizdeki taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı (yolundan kaydırma, kâfirler toplu­luğuna karşı bizi muzaffer kıl.”

“Allah, onlara dünya nimetim ve daha da güzeli,, ahi-ret sevabını verdi. Allah, güzel davrananları sever.” [37]

Mücahid Müslüman Genç Kardeşim!

Bu son ayet-i kerimelere yeniden başvur! Önceki mücahid kardeşlerinin, Allah (c.c.)’tan, sebat ve zafer istemekle beraber işlerindeki taşkınlıklarını ve günahlarını bağışla­masını nasıl istediklerine bak! Onlar, sanki bu günahların ve işteki taşkınlığın, yenilginin sebebi olduğunu, ayrı şekilde sebat ve Allah’a itaatin da sebebi olduğunu sezmiştiler. Allah yolundaki mücahidlerin O’nun yolunda oldukları halde, O’na karşı gelmekten sakınmaları gerekir. Yine mücahidlerin, Allah Teâlâ’ya karşı gelmelerinin kendileri için düşmandan daha korkunç ve daha tehlikeli olduğunu bilmelidirler.

Zafer durumuna gelince, zaferin kendi güç ve kuvveti­mizden, araç-gereç ve kendi yeteneğimizden kaynaklan­madığını, fakat Allah Teâlâ’nın vergisi olduğunu bilmeliyiz.

“Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah’tandır.” [38]

Biz alçak gönüllü olup, kibirlenmemeli, böbürlenmemeliyiz. Rasûlullah’ın Mekke’nin fethi sırasında gösterdiği alçak gönüllü­lük, bize güzel bir örnektir. Mümin mücahidlerin saflarındaki araç-gereç ve sayı çokluğunu gördüğümüz vakit, kendimizi beğenmişliğin veya gururun içimize dolması doğru değildir. Allah (c.c.), bizden yardımı kesince, bu çoklu­ğun bize hiç bir faydası olmayacaktır. Yüce Allah doğru buyurdu:

“Andolsun ki, Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn (savaşı) gününde size yardım etmişti, hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmişti, fakat sizden (size gelen hezimet ve savaş sıkıntılarından) hiçbir şeyi gidermemişti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri kaçmıştınız.” [39]

Genç mücahid kardeşim! Bil ki, bizden çalışma isten­mektedir. Biz neticelerden sorumlu değiliz. Yüce Allah bize, din düşmanlarıyla savaşmayı, onların saldırılarını önle­meyi emretti, bizden zaferi gerçekleştirmeyi istemedi.

Çünkü zafer O’nun katındandır. Bundan dolayı Allah (c.c.), ne­tice müminlerin görünüşte zararına da olsa, bizi, kendi yolunda sa­vaşanların sevabından mahrum etmeyecektir.

Genç Müslüman kardeşim, bil ki, seni ele geçirseler de, Allah düşmanları için pek kıymetli bir av, büyük bir hedefsin.

Bu sadece öldürmekle olmaz. Fakat onlar sana tuzak kurmayı veya pazarlık yapmayı ya da tehdit veya teşvikle yanlarına çekmeyi başarsalar da sakın onlara kendiliğin­den imkân verme. Bil ki Allah (c.c.)’ın yanında bulunan daha hayırlı ve ebedidir. Yine Müslümanlara ait sınırlardaki bir gediği tuttuğunu da bil. Allah düşmanları senin bulun­duğun yerden sokulmasınlar. Bulunduğun yerde en hayır­lı bekçi veya en iyi savaşçı ya da en çevik gözcü ol. Allah’ın sana kendi yolunda cihad etme şerefini nasip et­tiği için O’nun lütfunu unutma, büyük sevabı, yani Allah yolunda savaşın, bekçiliğin veya gözcülüğün sevabını hatırından çıkarma.

“De ki: Bunlar Allah’ın bol nimeti ve rahmetiyledir... Buna sevinsinler. O, onların topladıklarından daha hayır­lıdır.” [40]

Aynı şekilde mevkiini ve görevini düşünüp, Allah düşmanlarının, müminlerin saflarına nüfuz etmelerine izin vermiş olursan, meydana gelecek büyük tehlikeyi ve büyük günahı, hatta şiddetli azabı unutma!

Mücahidlerin Saflarındaki Genç Kardeşlerim!

İşiniz ve vaktiniz konusunda, sizden isteneni yapma hususunda dikkatli olunuz. Emrin yerine getirilmesindeki basit bir kusur veya bir dakikalık gecikme, mücahidlerin saflarından büyük bir sayının helakine ve katline, ya da önemli bir mevkinin düşman eline geçmesine sebep olur.

Ey Mücahid Genç!

Her yerde Allah’ın kitabına sarıl, O’nun üzerinde düşün, O’nu hakkıyla oku! Cihad yolunda gerekli bol azık onun içindedir. Allah yolunda savaşı ve cihadı anlatan ayet ve hadisler üzerinde çokça dur ve gücün yetiyorsa onları ezberle! Allah düşmanlarıyla olan savaşında ve ci­hadında muhtaç olduğun her türlü azığı onda bulacaksın.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in siyerini, kutlu ve yüzleri ak Sahabe-i kiramın hayat hikâyeleri ile savaşlarda gösterdikleri güzel kahramanlıkları, yaptıkları plan ve hazırlıkları, gös­terdikleri eşsiz sevgi ve fedakârlık örneklerini oku!

[1] Tek Yol Cihad, Mustafa Meşhur, Trc. O. Aktepe.

[2] En’am sûresi, 6/34.

[3] Muhammed sûresi, 47/7.

[4] Saf sûresi, 61/10-13.

[5] Tevbe sûresi, 9/111.

[6] Enfal sûresi, 8/60.

[7] Muhammed sûresi, 47/38.

[8] Enfal sûresi, 8/60.

[9] Fetih sûresi, 48/4.

[10] Müddesir sûresi, 74/31.

[11] Hac sûresi, 22/38-39.

[12] Rum sûresi, 30/47.

[13] Nur sûresi, 24/55.

[14] Tevbe sûresi, 9/38-41.

[15] Ankebut sûresi, 29/6.

[16] Muhammed sûresi, 47/..

[17] Muhammed sûresi, 47/31.

[18] Âl-i İmran sûresi, 3/142.

[19] Fetih sûresi, 48/4.

[20] Nisa sûresi, 4/76.

[21] Enfal sûresi, 8/12.

[22] Âl-i İmran sûresi, 2/160.

[23] Enfal sûresi, 8/17.

[24] Tevbe sûresi, 9/14-15.

[25] Saf sûresi, 61/4.

[26] Haşr sûresi, 59/9.

[27] Enfal sûresi, 8/43-46.

[28] Tevbe sûresi, 9/47.

[29] Buhari, Müslim, Ebu Davud.

[30] Bakara sûresi, 2/249-251.

[31] Âl-i İmran sûresi, 3/200.

[32] Nisa sûresi, 4/74.

[33] Tevbe sûresi, 9/52.

[34] Enfal sûresi, 8/15-16.

[35] Âl-i İmran sûresi, 3/139-141.

[36] Âl-i İmran sûresi, 3/172.

[37] Âl-i İmran sûresi, 3/146-148.

[38] Âl-i İmran sûresi, 3/126.

[39] Tevbe sûresi, 9/25.

[40] Yunus sûresi, 10/58.