بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / موضوع 1616
الأرشيف — محتوى قديم

موضوع 1616

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Hz ALİ (r.a.)

Peygamber (s.a.v.)’in amcası Ebu Talib’in en küçük oğlu olan Hz Ali (r.a.), Hicret’e kadar O’nun yanında büyümüştür. Rasûlullah (s.a.v.)’a ilk iman edenlerdendi.

Mekke müşriklerinin eza ve cefalarını gittikçe artırmaları ve hatta kendisini öldürme hazırlıklarına girişmeleri üzerine Medine’ye Hicret etmeye karar veren Peygamber (s.a.v.), Hz Ali (r.a.)’yi, kendisini öldürmeye gelecek müşrikleri oyalamak ve yokluğunu gözlemek maksadıyla Mekke’de bırakmıştı. O da geceyi Peygamber (s.a.v.)’in evinde geçirerek O’nun evde olduğu izlenimini vermişti. Daha sonra da Hz Peygamber (s.a.v.)’in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine iade edip yine O’nun emri uyarınca Rasûlullah’ın kızı Fatıma (r.a.), kendi annesi Fatıma ve yanındakilerle Mekke’den ayrılarak Kuba’da Hz Peygamber (s.a.v.)’e yetişmiştir. Hicretin beşinci ayında Muhacirler ile Ensar arasında yakınlık ve dayanışma sağlamak amacıyla kurulan ‘Muahat’ (karşılıklı kardeş olma) sırasında Hz Peygamber (s.a.v.) Hz Ali (r.a.)’yi kendisine kardeş olarak seçmiş, hicretin ikinci yılının son ayında da O’nu kızı Fatıma ile evlendirmiştir. Bu evlilikten Hasan ve Hüseyin adlı erkek çocukları ile Zeynep ve Ümmü Gülsüm adlı kız çocukları olmuştur.

Hz Ali (r.a.) Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber başta olmak üzere hemen hemen bütün gazve ve seriyyelere katılmış, bu savaşlarda Rasûlullah (s.a.v.)’in sancaktarlığını yapmış ve daha sonraları da büyük kahramanlıklar göstermiştir. Hz Ali (r.a.)’in bu kahramanlıkları asırlarca dillere destan olmuş ve Müslümanlarca nesilden nesile anlatılmıştır. Uhud’da ve Huneyn’de çeşitli yerlerinden yara almasına rağmen Hz Peygamber (s.a.v.)’i bütün gücüyle korumuş, Hayber’de ağır bir demir kapıyı kalkan olarak kullanmış ve bu seferin zaferle sonuçlanarak Yahudilere karşı galibiyet sağlanmasında büyük payı olmuştur. Fedek’te Beni Sa’d’a karşı gönderilen seriyyeyi ve Yemen’e yapılan seferi sevk ve idare etmiştir. Bu sonuncu sefer üzerine Beni Hemdan kabilesi Müslümanlığı kabul etmiştir. Tebük gazvesinde ise Hz Peygamber (s.a.v.)’in vekili olarak Medine’de kalmıştır.

Hz Ali (r.a.), Hz Peygamber (s.a.v.)’e kâtiplik ve vahiy kâtipliği yapmış, Hudeybiye anlaşmasını da O yazmıştır. Evs, Hazrec ve Tay kabilelerinin taptıkları putlarla Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’deki putları imha etme görevi O’na verilmiştir. Hicretin dokuzuncu yılında Hac Emiri olarak tayin edilen Hz Ebu Bekir (r.a.)’e Mina’da yetişip o sırada inmiş bulunan Tevbe sûresinin ilk yedi ayetini okumak, ayrıca müşriklerle Müslümanların bu yıldan sonra Hac’da bir arada bulunamayacağını ve hiç kimsenin Kâbe’yi çıplak olarak tavaf edemeyeceğini bildirmek üzere Peygamber (s.a.v.) tarafından görevlendirilmiştir. Hz Peygamber (s.a.v.) vefat ettiğinde O’nun yıkanması ve benzeri hizmetleri, vasiyeti üzerine Hz Ali (r.a.) ile Hz Abbas (r.a.) ve oğulları yapmışlardı.

Hz Ali (r.a.) kendisinden önceki ilk üç halife döneminde idarî bir görev almamıştır. Sadece Hz Ömer (r.a.)’in Filistin ve Suriye seyahati sırasında Medine’de askeri vali olarak kalmış, Medine’de ikamet edip dini ilimlerle uğraşmayı diğer görevlere tercih etmiştir. Kur’an ve Hadis konusundaki derin ilminden dolayı Hz Ebu Bekir (r.a.) ve Hz Ömer (r.a.) O’nun fikrine müracaat etmişlerdir. Hz Ömer (r.a.) zamanında, Hz Peygamber (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği günün İslâm tarihi için başlangıç kabul edilmesine dair teklif de O’nun tarafından yapılmış ve kabul edilmiştir.

Hz Osman (r.a.) şehid edilince kendisine yapılan hilafet teklifini orada bulunan Talha ve Zübeyr’e yöneltmiş, fakat ısrar üzerine biatı kabul etmiştir.

Kendisine yapılan biattan sonra Hz Ali (r.a.)’yi bekleyen en önemli mesele, Hz Osman (r.a.)’ın katillerinin cezalandırılması idi. Ancak ortada belirli bir katil yoktu. Sayıları binleri bulan kalabalık ‘Osman’ı biz öldürdük’ diyorlardı. Halifenin şehre tamamen hâkim olan bu asilerle başa çıkması mümkün değildi. Uzun yıllar Müslümanların birliği için uğraştı. Ancak ihtilaf ve kavgalar bir türlü bitmedi.

Kûfe’de, haricî Abdurrahman bin Mülcem tarafından zehirli bir hançerle sabah namazında yaralanmış ve aldığı yaranın tesiriyle iki gün sonra 661 yılında vefat etmiş ve Kûfe’ye (bugünkü Necef) defnedilmişti.

Hz Ali (r.a.), Hz Peygamber (s.a.v.) tarafından verilen ‘Ebu Turab’ lakabından başka ‘el Murteza’ ve ‘Esedullai’l-Galib’ lakapları da vardır. Çocukluğunda puta tapmadığı için daha sonraları ‘Kerremallahu Vecheh’ dua cümlesiyle anılmıştır. O’nun, İslâm’ın yayılış tarihinde ve Müslümanlar arasındaki ilim, takva, ihlas, fedakârlık, şefkat, kahramanlık ve şecaat gibi yüksek ahlâki ve insanî vasıflar bakımından müstesna bir mevkiye sahip bulunduğunu, Kur’an ve Sünnet’i en iyi bilenlerden bir olduğunu hemen hemen bütün Sünni ve Şii kaynaklar ittifakla belirtirler.

Aşere-i mübeşşere (Cennetle müjdelen on kişi)’den biri olan Hz Ali (r.a.)’nin fazilet ve menkıbelerine dair rivayetler, diğer sahabelerle kıyaslanamayacak kadar çoktur. Hz Ali (r.a.)’nin faziletine dair sahih hadis-i şerifler de vardır. Şii gruplar çok defa bu rivayetlere çeşitli ilaveler yaparak ilk halifenin Hz Ali (r.a.) olması gerektiğini iddia etmişlerdir.

Hz Ali (r.a.), çocukluğunda İslâm’ı kabulünden vefatına kadar tam anlamıyla bir mücahid olarak cihadını devam ettirdi.[1]

[1] Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.