بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / موضوع 1495
الأرشيف — محتوى قديم

موضوع 1495

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

SONUÇ OLARAK

İşte bu bölümde cihadın beş çeşidini kısaca açıklamaya çalıştık. Kim güç yetirerek bunu kendi­si için gerçekleştirirse İslâm’ın temel ahlâkından olan beş sıfatı gerçekleştir­miş olur. Bununla da o kimse Hizbullah yani Allah (c.c.) ordusunun neferi, eri ve askeri olur.

Gerçekten Allah (c.c), Allah (c.c.) tarafından olanları ve Allah (c.c.) fırkasını temsil edenleri beşeriyetin hâkimi kılmıştır. Onların vasisi yapmıştır. Onla­ra birçok salahiyetler ve yetkiler vermiştir. Rabbinin sultanı adına bütün dünyanın kendisine boyun eğmesini bağışlamıştır.

Hizbullah dediğimiz Allah (c.c.) fırkası size sunmuş olduğumuz beş niteliği kendi şahsında gerçekleştirmedikçe bunu kazanamaz.

1- Tüm fertleri sevgilerini ve velayet yetkilerini Allah (c.c.)’a, Rasûlüne ve müminlere verecektir.

2- Bütün fertler gayet içtenlikle Allah (c.c.)’ı sevecekler, bunun için çalışa­caklar ve Allah (c.c.) da kendilerini sevecektir.

3- Müminlere karşı alçak gönüllü olmaları, kendileri için bir huy hali­ni alacaktır.

4- Aynı şekilde kâfirlere karış güçlü ve onurlu olmaları da bir huy ha­lini alacaktır.

5- Allah (c.c.) yolunda dilleriyle, canlarıyla (nefisleriyle) ve mallarıyla ci­had edeceklerdir. Herhangi bir kınayıcının kınaması onları bundan alıkoymayacaktır.

İşte Hizbullah dünya ve ahiret kazancını ancak böylece elde edebilir. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.)’ın ashabı böyleydiler. Allah (c.c.) onlara rızık olarak yar­dım ve zaferi, yine bunu izleyen yardım ve zaferi verdi. Eğer yeniden hizbullah bulunursa, Allah (c.c.) da zaferi vaadediyor.

Anlattığımız ve mücahidler için gerekli olan bu temel beş sıfat ya da ni­telik iki şeyi içerisinde toplamaktadır:

a- Allah (c.c.)’a kul olmayı.

b- Güçlü bir kuvvet ve düşmana hiç acımama.

Buraya kadar anlattıklarımız, bu beş niteliği açıklamak içindir. Sebebi de içimizde öyle bir nesil yetişsin ki, Allah (c.c.)’a hakkıyla kul olabilsin. Gücünü Allah (c.c.)’tan aldığına imanla, düşmanlarına karşı pek şiddet­li davransın. Ancak böylesi bir nesil ile İslâm’ın meseleleri çözüme kavuşa­bilir. Nitekim Yahudi meselesini Filistin topraklarından çözüp atacak da bu nesil olacaktır. Bu nesil çözülmesi gereken meseleler arasında bir de söyle­diğimiz gibi Yahudi meselesini de çözebilecektir. Rabbimiz (c.c.) buyuruyor:

“Kitapta İsrail oğullarına şu hükmü verdik: Muhakkak siz yeryü­zünde iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve oldukça kibirli bir yükselişle muhakkak kibirlenip yükseleceksiniz. Nitekim o ikiden ilk (vaid) geldiği zaman oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de si­zi evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu yerine getirilmiş bir vaiddi. Sonra onlara karşı size tekrar güç ve kuvvet verdik, size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak da sizi sayıca- çok kıldık. Eğer iyilik ederseniz kendi nefsinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kö­tülük ederseniz o da kendinizin aleyhinedir. Sonuncu vaad geldiği za­man, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi kötü duruma soksun­lar, birincisinde ona girdikleri gibi Mescid (Kudüs)’e girsinler ve ele geçirdiklerini darmadağın edip mahvetsinler. Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönersiniz biz de (sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz. Biz cehennemi kâfirler için kuşat­ma yeri kıldık.”

Şayet siz yeryüzünde yüceliğe, bozgunculuğa, fesada ve Beyt-i Makdis’i (Kudüs’ü) ve Mescid-i Aksa’yı istila ederseniz, biz de güçlü, kuvvetli, onurlu kullarımızı başınıza musallat kılarız da onlar evlerin arasında bile gi­rip araştırırlar. Mescid-i Aksa’ya girerler.

Şimdi âyetin: “Eğer siz dönerseniz, biz de döneriz” kısmını hele bir düşünen olursa, o zaman bu âyetten başka bir manayı anlayıp-çıkarır. Eski tefsircilerin yorumundan farklı bir yorum. Gerçekten önceki tefsirciler, İsrail oğullarının günümüzde elde ettikleri gücü görmemişlerdi. Onların bozgunculuklarını, Beyti Makdisi nasıl istila ettiklerini görmediler. Onlar âyeti kendi zamanlarında gördükleri duruma göre yorumlamışlardır. Fakat yeniden bu âyetlere bir göz atacak olursak, şunları görürüz:

1- Ayet İsrail oğullarını elde edeceği bir güce, yükselmeye işaret ediyor. Fakat bununla birlikte fesad ve bozgunculuk da bulunacaktır. Çün­kü geçmişte İsrail oğulları için hem yükselme ve hem bozgunculuk yapma gibi iki özellik birlikte kendilerinde görülmemişti. Aksine onların yükselme dönemi peygamberleri kendi aralarında hüküm verdikleri zamanlarda ol­muştu. Bu ise hem bir yükselme ve hem bir salah yani düzelmedir.

Fakat bizim çağımızda İsrailoğullarında görülen bir yükselme ve ikbal ile birlikte yeryüzünde yaptıkları fesad ve bozgunculuk yer almaktadır. Ni­tekim Siyon-Yahudi protokollerini okuyan herkes bunu gayet iyi kavrar.

2- Ayetler Allah (c.c.)’ın kullarına ve mescide işaret etmektedir. Burada en uygun olan ve evlâ görüleni, şunu anlamaktayız. Mescide bağlı tam ve sa­mimi bir ubudiyyet-kulluk. Böyle bir olay ne Farslılara (İranlılara) ne de putperestlere nasip olmamıştır. Çünkü bunlar bilindiği gibi bir kaç kez Yahudilere saldırmışlar ve onlar üzerinde hâkimiyet kurmuşlardır. Bu adamlar da Allah (c.c.)’a karşı ve mescidlere bağlılık, bir kulluk da yoktur.

3- Ayetler şuna da ayrıca işaret etmektedirler: “Sayıca çok olacaklar.” Halbuki Yahudiler Farslılardan (İranlılardan) sayıca daha çok olmadılar. Fakat bugün ise neredeyse yeryüzündeki insanları kuşatmış durumdalar. Hemen hemen hepsine güç yetirecek hale gelmişler.

4- Yine bu âyetler Yahudilerin mal, servet ve çocuklarının çok olacağı­na işaret etmektedir. Nitekim günümüz Yahudilerinin bugün ellerinde bulu­nan malî imkânlar, hemen hiç bir kimsede yok gibidir.

İşte bütün bu yorumlar, bizi şuna götürmektedir. Bu âyetler Kur’anî bir ihbar ve bildiri mahiyetindedir. Bildirdiklerinin bir kısmı bizim çağı­mızda gerçekleşmiş bulunmaktadır. Öyle görülüyor ki, bu defa, Allah (c.c.) için kâmil manada kulluk (ubudiyet) niteliğini taşıyan ve güç-kuvvet sahibi bu­lunan bir takım kimseler Yahudileri yerlerinden sürüp çıkaracaklardır. Bunu da ancak Müslümanlar başaracaklar. Bunu başaracak olan Müslümanlar ise, kendi beldelerini ve topraklarını her türlü kir-pastan temizlediklerinde, bir­liklerini sağlayıp, devletlerini kurup güçlerini sağladıklarında gerçekleşe­cektir.

Böylece Müslümanlar Yahudilere ve onları destekleyen her bir güce karşı koyabileceklerdir. Yahudilerin ve devletlerinin sahip olduğu tüm güç böylece ellerinden yok olacak, o güç Müslümanların olacaktır.

Bu güç ne komünist olmakla, ne kavmiyetçilik (ırkçılık) ve milliyetçi­likle asla sağlanamaz. Başka bir şeyle de sağlanamaz. Çünkü komünistler Yahudilerin ortadan silinmesini istemezler. Irkçı (milliyetçi ve kavmiyetçiler) ise İsrail’in önünde duramazlar.

Evet, bunların karşısında durabilecek bir tek güç vardır. O da İslâm’dır. Müslümanlar tek güç halinde ve tüm imkânlarıyla birleşmeleri anında olan olacaktır.

Mademki durum çağımızda olduğu gibidir. Bu gerçek gözlerimiz önündedir. Bunun çözümü de sadece ve sadece eğitim noktasında, ahlâk ve karakter açısından iyi yetişmemizi gerekli kılmaktadır. Bu da bizim bu ki­tapta ele aldığımız niteliklerin bizde gerçekleşmesine bağlı bulunmaktadır.

Allah (c.c.)’tan dileğimiz, bizi kabul etmesi, bizden hoşnut olması, zafere ulaştırıp muvaffak kılmasıdır. Bir de bizi fazlı ve keremiyle cennet ehlinden kılıp, cehennem azabından korumasıdır temennimiz.