موضوع 1377
TOPLUM ŞUURU
Mücahid için zaruri olan ahlâkî esaslardan bir diğeri de kendi benliğini bir tarafa bırakıp, toplum adına savaşa katılması, zaferin elde edilmesi için tam bir yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olmasıdır. Bu dayanışma içerisinde ferdî başarıları gölgede kalsa bile buna aldırmaması ve kendisinden beklenilen görevi eksiksiz olarak icra etmesidir. Şu ayetle anlatılmak istenen de budur:
“Şüphesiz Allah, birbirine kenetlenmiş tuğlalar gibi saf tutup kendi yolunda savaşanları sever.” [1]
Yani onlar, ayrı ayrı tuğlalar gibi değil, tek bir bina gibi vahdet halinde gözükürler.
Tarih bize şunu kaydediyor: Mesleme b. Abdi’l-Melik, Müslümanlardan bir ordunun komutanıydı ve Bizans kalelerinden bir kaleyi kuşatmıştı. Çok uğraşmış ama kaleyi bir türlü fethedememişti. Bunun üzerine askerlerini kalede bir gedik açmaları için fedakârlığa ve ileri atılmaya teşvik etti. Hemen askerlerden birisi komutanın sözünü tutarak süratle kaleye atıldı, tanınmaması için de yüzüne bir maske takmıştı. Neticede kaleden bir gedik açmayı başardı ve oradan diğer askerler içeri hücum edip düşmanı perişan ettiler ve zafere ulaştılar. Mesleme buna çok sevindi ve:
‘Gediği açan kimdi?’ diye nida etti. Kimse gelmedi. Bunun üzerine:
‘Gediği açanın Allah aşkına mutlaka bana gelmesini istiyorum!’ diye tekrar bağırınca yüzü yaşmaklı bir adam geldi ve komutanın huzuruna girmek için izin istedi. Muhafız:
‘Gediği açan sen misin?’ diye sordu. Adam:
‘Onun kim olduğunu size söyleyeceğim’ diye cevap verdi. Muhafız, onun komutanın huzuruna girmesine müsaade etti. Adam komutanın karşısında durup şöyle dedi:
‘Komutanım! Gediği açan (ortaya çıkmak için) üç şeyi şart koşuyor:
1. İsmini halifeye göndereceğin mektupta anmamanı,
2. Kendisine bir şey (ödül) emretmemenizi,
3. Kim olduğunu sormamanızı.’
Bunun üzerine Mesleme:
‘Tamam, şartları kabul edilmiştir1’ deyince adam utanarak:
‘Gediği açan bendim’ dedi sonra da çabucak dönüp gitti. Bu olaydan sonra Mesleme kıldığı her namazda şöyle dua ederdi:
‘Allah’ım, kıyamet gününde beni o gediği açanla beraber kıl!’
Yine bunun gibi bir olay da Akka kalesinin kuşatılması esnasında yaşanmıştır. Orada Şam’lı bir adam vardı, petrol ve patlayıcı maddeler için gerekli aletlerden sorumluydu. Düşman kalesinin üç burcunu yaktı. Selahaddin Eyyûbî onun ödüllendirilmesini istedi, fakat adam bunu kabul etmedi ve şöyle dedi:
‘Ben onu Allah için yaptım, mükâfatımı da ancak Allah’tan istiyorum.’ [2]
[1] Saff sûresi, 61/4.
[2] İbn Haldûn, 5/321.