مفهوم مواضع الإنفاق
Mal ve paranın harcama yeri ifadesiyle kastedilen, harcama alanlarıdır. Bir Müslüman hangi alanlarda harcama yapmalı veya hangi alanlarda harcama yapmamalıdır, başka bir ifadeyle maddi imkânlarını hangi alanlarda kullanmalı veya kullanmamalıdır?
Ahlâk dışı yollara başvurulmadan hakkıyla kazanılan mal ve servet, Allah Teâlâ’nın emaneti olduğundan dolayı ne karaborsa için stoklanabilir ve ne de işletmekten alıkonabilir. İnsanın kendisi ile başkalarının da yararlanmaları için kaynakların çalıştırılması gerekir. Ancak bu takdirde yaratılış gayelerine göre kullanılmış olurlar.
İslâm her konuda olduğu gibi, harcama konusunda da rehber özelliğinde kuralları ortaya koyar. Bireysel tüketimin, zaman ve yere göre değişen masrafların, ferdin gelir ve durumlara, Müslüman toplumun yaşama şartlarına göre belirtilmesi gibi. Müslüman, servetini kendi konforu veya verimini artırmak için harcamaya zorlanmasına rağmen, gururlu, haşmetli ve şatafatlı bir gösteriş yapmak amacıyla gelir kaynaklarını dikkat çekici bir tüketim için harcamasına izin verilmemiştir. Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Allah, çalım satmak için giyinenlere bakmaz.” [1]
Karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma ile yoksulların ihtiyaçlarının giderildiği ve servetin herkese dağıtıldığı bir aile yuvasına benzeyen İslâm toplumunu oluşturmak için İslâm son derece mükemmel bir sosyal güvenlik sistemi kurmuş ve buna dinî bir kutsallık yüklemiştir. Bu sistemin yeryüzünde bir başka benzeri yoktur. Bir Müslümanın zekât veya sosyal güvenlik fonuna servetinin yüzde 2.5 oranında yardım etmesi dinî bir vecibedir. Bu önemli kurum, Zekât müessesesidir. Kur'an-ı Kerim’de, Müslümanlara ne zaman ‘namaz kılın’ diye emredilse hemen ardından ‘zekâtlarınızı verin’ emri gelir. Hz Peygamber (s.a.v.), “Kim namaz kılar da zekât vermezse, onun ibadetleri nafiledir.”
Buyurmuşlardır.
Sosyal yardımlaşma ve dayanışma için yapılacak harcamalara rağmen, amaçsız harcamalar sebebiyle veya gösteriş için yapılan harcamalardan uzak kalınarak çok büyük bir kaynak sağlanabilir. Bu kaynağın da stoklanmasına veya başıboş bırakılmasına izin verilemeyeceğinden, onun mutlaka, toplumun ihtiyaç duyduğu malları üretmek, ticaret ve iş alanları açmak üzere yatırımlar için harcanması şarttır. Allah Teâlâ’nın yerde ve gökte yarattığı kaynakların yatırımlar yapılarak insanlığın yararına işletmek demek, İslâm toplumunu amacına ulaştırmak demektir. Çünkü bu durumda tam bir istihdam ve yüksek bir iktisadî gelişme elde edilerek fakirlik oranı azaltılmakta ve herkesi kapsayan bir refah seviyesine ulaşılmaktadır. Bunun için gereksiz tüketimi kontrol ederek daha büyük bir biriktirme ile daha geniş bir yatırım yapmak, İslâmî amaçların gerçekleşmesine yardım ettiği için bu aynı zamanda faziletli bir ameldir.
Karşılıklı yardım ve dostluk ruhu içinde olan ve ahlâki şuura sahip bir toplumun hedefine varması için, bu değerleri genç kuşaklara aktaracak bir eğitim sistemine de sahip olmak gerekir. Böyle bir ahlâkî eğitim programını ciddiyet ve içtenlikle yüklenmek İslâm devletinin zorunlu bir görevi ve Müslüman toplumun da ahlâkî bir borcudur. [2]
[1] Buhari, 7/182; Müslim, 3/1651, Muvatta, 2/914.
[2] İslâm’da İktisadî Nizam, Ömer Çapra, s.70.