ما هو التكافل الاجتماعي؟
İslâm dini’nin insanlığa armağan ettiği özel ve güzel özelliklerden biri de, hiç şüphesiz ‘sosyal dayanışma’ hasletidir. Sosyal dayanışma; İslâm toplumunun sermayesi, İslâm ümmetinin de sağlık simgesidir. Kendi içerisinde sosyal dayanışmayı gerçekleştirememiş bir toplumun, bir milletin, bir ümmetin veya bir sistemin sağlığından bahsedilemez.
Sosyal dayanışma, İslâm toplumunda fakirleri barındıran, himayesine alan, ihtiyacını karşılayan zengin Müslümanların ihlası esas alan çaba ve gayretlerinin tümünü ifade eden bir kavramdır.
Sosyal dayanışma deyiminin ıstılah manası; toplumun fertlerinin karşılıklı birbirlerini gözetmeleri ve aralarındaki yardımlaşmayı sağlamalarıdır. Bu konuda ister fertler, ister topluluklar, ister idareci, ister idare edilen olsunlar aynı hükme tabidirler. Bu dayanışmaya misal; yetimi gözetmek gibi olumlu durumlarda veya ihtikârı önlemek gibi olumsuz durumlarda olur. İslâm inancından kaynaklanan derin vicdani şuurun etkisiyle ki bu suretle fert toplumun kefaletinde yaşasın, toplum ise ferdin gayretiyle rahatlasın. Böyle bir durumda herkes yardımlaşsın ve en üstün bir toplumu oluşturmak ve fertlerinden zararı gidermekte dayanışsın.
Dayanışmanın bu manasını Allah Teâlâ’nın şu ayeti de açıkça ortaya koymaktadır:
“... İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın. Günah işlemek ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın…” [1]
Bu anlamda Rasûlullah (s.a.v.)’den de birçok hadis-i şerif rivayet edilmiştir:
“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerine şefkat hususunda müminlerin misali vücut gibidir. Ondan bir uzuv şikâyet ederse, vücudun sair uzuvları uykusuzluk ve humma ile ona (iştirake) çağırırlar.” [2]
“Müminler bir adam gibidir. Başı ağrısa vücudun sair yerleri humma ve uykusuzlukla ona (iştirake) çağırırlar.” [3]
Dikkat edilirse, sosyal dayanışmanın hem dinî ve hem de aklî delilleri vardır. Bunlardan dinî deliller; Kur’an-ı Kerim, Rasûlullah (s.a.v.)’in Sünneti ve Ümmetin İcmaı (İslâm âlimlerinin bir konuda birlik sağlamaları)’dır.
Müminler arasında sosyal dayanışmanın gerekliliğini emreden, bizzat Kur’an-ı Kerim’dir. Sosyal dayanışmanın gerekliliği ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’den başlıca ayetler şunlardır:
“Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi eş tutmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakınınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, sağ ellerinizin malik olduğu kimselere (kölelerinize) iyilik edin. Allah, kendini beğenen ve daima böbürlenen kimseyi sevmez.” [4]
“Onlar, hem cimrilik yapan, hem de insanlara cimriliği emredenler, Allah’ın lütuf ve inayetinden kendilerine verdiğini gizleyenlerdir. Biz o nankörlere hor ve hakir edici bir azap hazırlamışızdır.” [5]
“Allah’a ve Ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını insanlara gösteriş için sarf edenler (i de Allah sevmez). Şeytan kime arkadaş olursa o, ne kötü bir arkadaştır.” [6]
“Allah’a ve Ahiret gününe iman edip de Allah’ın kendilerine verdiğinden harcamış olsalardı bu, onlara zarar mı idi? Allah onları çok iyi bilendir.” [7]
“(Namazda) yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz iyilik, hayır ve taat değildir. Fakat iyilik, hayır ve taat; Allah’a, Ahiret gününe, Meleklere, Kitab’a ve Peygamberlere, yoksullara, yolda kalmışlara, (ihtiyacından dolayı) isteyenlere ve kölelere, esirleri kurtarmaya veren, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren (kimselerin), ahitleştikleri zaman sözlerini yerine getirenlerin, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabır ve metanet gösterenlerin yaptığıdır. İşte onlar (söz ve hareketlerinde) doğru olanlardır ve takvaya erenlerin de ta kendileri bunlardır.” [8]
Ana, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, ihtiyacından dolayı isteyenlere, köle ve esirleri kurtarma yolunda iyilik etmenin, Allah yolunda infak etmekle emretmenin, cimrilik ve pahalılıktan sakındırmanın, Allah (c.c.)’a ibadet etmenin sadece abdest ve namazdan ibaret olmayıp, malı Allah (c.c.) sevgisiyle (kişinin mala olan hırsına rağmen) akrabaya, yetimlere v.s. vermek gibi meseleleri de içine alan büyük, geniş bir ilahî programı kapsadığını beyan etmenin anlamı şudur:
İslâm, ümmetin bütün fertleri ve toplumun bütün üyeleri arasında; onlar İslâm sancağı altında huzur, bolluk, yardımlaşma ve üstün, şerefli bir yaşayışla hayatlarını devam ettirsinler diye, genel bir dayanışmayı tahakkuk ettirmek için gelmiştir.
Sünnet-i Nebevîye’ye gelince, bu konuda sayılamayacak kadar çok hadis vardır. Yukarıda bunların bir kısmını verdik. İşte Rasûlullah (s.a.v.) buyuruyor:
“Sizden hiç biriniz; kendi nefsi için istediğini, din kardeşi içinde istemediği müddetçe iman etmiş olmaz.” [9]
Müslim ve Ebu Davud’un rivayetlerine göre, Rasûlullah (s.a.v.) sefer ve sıkıntı halinde iken şöyle buyurmuştur: “Kim yanında fazladan binek varsa onu bineği olmayana versin. Kimin de yanında fazla azığı varsa, onu azığı olmayana versin!”
“Kim Allah’ın adını vererek size sığınmak isterse, onu koruyunuz. Kim Allah için sizden bir şey isterse, istediğini ona veriniz!” [10]
Hadis-i şerifi rivayet eden Ebu Said el-Hudrî (r.a.); ‘Rasûlullah (s.a.v.) mal çeşitlerinden o kadar saydı ki biz, herhangi birimizin elindeki fazla malda, kendisinin hakkı olmadığı kanaatine vardık’ demiştir.
‘Rasûlullah (s.a.v.)’e fey’ ( yani düşmandan sulh yoluyla alınan ganimet malı) geldiğinde onu hemen o gün bölüştürüp dağıtırdı. Evliye iki pay, bekâra bir pay verirdi.’ [11]
‘Rasûlullah (s.a.v.) elini Beni Nadir’den gelen ganimete koyar koymaz, onu özellikle Muhacirlere taksim etti. Ensar’dan üç kişi hariç kimseye bir şey vermedi. Bu üç kişi; Ebu Dücane, Sehl İbn-i Huneyf ve Haris İbn-i Sımme’dir.’ [12]
Rasûlullah (s.a.v.), bunlara da fakirlikleri sebebiyle vermiştir. İşte Rasûlullah (s.a.v.)’in merhametleşme, birbirini sevme ve yardımlaşmayla ilgili benzetmesi.. İşte fey’ ve ganimetleri bölüştürmede tuttuğu yol… Ve işte binek ve azıkta yardımlaşmanın gerekli olduğunu bildiren emri… Bunlar gayet açık bir şekilde, Rasûlullah (s.a.v.)’in dayanışmaya, eşitliğe sahip bir toplumu oluşturmaya ve idare eden olsun, küçük olsun büyük olsun, erkek olsun kadın olsun, aynı toplumun fertleri arasında kapsamlı bir yardımlaşmayı gerçekleştirmeye ne derece hırslı olduğunu göstermektedir.
İcma-ı ümmete gelince, Müslümanlar her zaman ve her yerde, yardımlaşma ve dayanışma üzerine ittifak etmişler, zayıfın himaye edilmesinde, zulme uğrayana yardım edilmesinde, yardım isteyenin imdadına koşulmasında, umumî toplu yardımlaşmada, refah ve kıtlık durumlarındaki eksiksiz yardımlaşmada görüş birliğine varmışlardır. Nitekim bu, Hz. Ömer (r.a.) zamanındaki büyük kıtlık yılında tahakkuk etmiştir. Bu yıl, Hz. Ömer (r.a.) gayet açık bir şekilde şöyle hitabede bulunmuştur:
‘Kendinden başka ilah olmayan Allah (c.c.)’a yemin olsun ki, şu malda bir kimsenin hakkı olsun da, ben onu vereyim veya menedeyim. Bu hususta kimse, kimseden daha liyakatli değildir. Ben de bu mal hususunda sizden biriniz gibiyim. Ancak biz, Aziz ve Celil olan Allah’ın kitabındaki hakkımız üzere muamele görür ve Rasûlullah (s.a.v.)’den gördüğümüze göre taksim ederiz. Adamın İslâm’ın yolunda çektiği sıkıntıya bakarız, adamın İslâm bakımından zenginliğine bakarız, adamın İslâm’a göre ihtiyacına bakarız. Allah (c.c.)’a yemin olsun ki, şayet sağ kalırsam, San’a dağındaki çoban, yerinde koyunlarını otlatırken, maldan nasibi onun ayağına kadar gidecektir.’
Tarih boyunca İslâm ümmeti, her asırda, dayanışma ve yardımlaşmanın gerçekleştirilmesinde, İslâm toplumundan fakirliğin giderilmesinde ittifak üzere olmuştur. [13]
Sosyal adaletin bir gereği olarak, sosyal dayanışma İslâm toplumunun en belirgin özelliğidir. İslâm toplumunda sosyal dayanışma hayatın bütün yönlerini sarmıştır. Bu konuda Medine’de oluşan İslâm toplumu ve İslâm devletinin icraatlarına bakmak yeterlidir.
İslâm Medine’de devlet haline gelince artık Medine; bir hicret şehri, bir kurtuluş ülkesi, bir sünnet yurdu ve iman beldesi haline geldi ve bu şekilde tanındı. Oraya girenler; can, mal, akıl, din ve nesil emniyetine kavuştular. Dolayısıyla sosyal dayanışma açısından İslâm toplumu, tam bir emniyet toplumudur.
Sosyal dayanışma; İslâm ümmetinin problemlerini ümmet şuuruyla ‘Allah rızası’ zemininde çözüme kavuşturan gayret ve çabaların bütünüdür. O, bir ibadetler yumağıdır.
Allah (c.c.) rızasını esas alıp İslâm fıkhına uygun amelde bulunma arzusunu taşıyan her mümin erkek ve kadına düşen görev, içerisinde yaşadığı ortamda gücü oranında sosyal dayanışmanın canlı bir örneği haline gelmektir. [14]
[1] Maide sûresi, 5/2.
[2] Müslim.
[3] Müslim.
[4] Nisa sûresi, 4/36.
[5] Nisa sûresi, 4/37.
[6] Nisa sûresi, 4/38
[7] Nisa sûresi, 4/39.
[8] Bakara sûresi, 2/177.
[9] Buharî.
[10] Ebu Davud, Edeb, 117.
[11] Kitabu’l-Emval, Ebu Ubeyd, s.237.
[12] El-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’an, Kurtubî, 18/11.
[13] Et-Tekâfü’l-İctimaiyyi Fi’l-İslâm, A. Ulvan.
[14] Ticaret Ahlâkı, M. Çelik.