عثمان بن عفان
Hz. OSMAN (r.a.)
Kureyş’in en asil ailesine mensup olan Hz. Osman (r.a.), Müslüman olduktan sonra Rasûlullah (s.a.v.)’in kızı Rukiye ile evlenmişti.
Hz. Osman (r.a.) hanımı ile birlikte ilk muhacirler arasında Habeşistan’a hicret etmişti. Daha sonra Mekke’ye dönmüş ve Medine’ye hicret etmiştir.
Medine’ye hicretten sonra Hz. Osman (r.a.), Müslümanların suyunu içtiği ve bir Yahudi’ye ait olan Rume kuyusunu satın almış ve Müslümanların hizmetine sunmuştu.
Rasûlullah (s.a.v.), kızı Rukiye’nin vefatından sonra Hz. Osman (r.a.) ile akrabalığını sürdürmek istemiş ve diğer kızı ‘Ümmü Gülsüm’ ile evlendirmişti. Bunun için Hz. Osman (r.a.)’a ‘Zinnureyn’ yani ‘iki nur sahibi’ denilmiş ve sürekli olarak bu şekilde anılmıştır.
Hz. Osman (r.a.), Uhud savaşına katılmış, Rasûlullah (s.a.v.) ‘Zaturrika’ gazasına çıktığı zaman O’nu Medine’de idareci olarak bırakmıştı. Hz. Osman (r.a.) bunu takip eden gazalara katılmış, Hudeybiye anlaşmasında Kureyş’e elçi olarak gitmişti.
Hayber gazasına, Mekke’nin fethine, Hevazin harbine katılmış, Tebuk gazasında İslâm ordusunun içte birini yalnız başına techiz ederek silahlandırmıştı. Bundan başka Rasûlullah (s.a.v.)’e 1000 deve alabilmek için gerekli parayı vermişti.
Hz. Osman (r.a.), Veda Haccında Rasûlullah (s.a.v.)’e refakat etmiş, Rasûlullah (s.a.v.)’in vefatı üzerine meydana çıkan hilafet tartışmalarında Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e biat etmiş, Hz. Ebu Bekir (r.a.) döneminde O’nun istişare meclisinde bulunmuş, Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in ölüm döşeğinde Hz. Ömer (r.a.)’i halife bırakmak üzere yazdırdığı ahidnameyi yazmış, Hz. Ömer (r.a.) döneminde O’nu bütün kuvvetiyle desteklemiş ve Hz. Ömer (r.a.)’in H. 23 senesinde şehit edilmesi üzerine Müslümanların üçüncü halifesi seçilmiştir.
Hz. Osman (r.a.) halife olduğu zaman, düzgün bir kurum ile idare olunan, her tarafında nizam ve güvenliğin hâkim olduğu bir devletin başına geçmişti. Hz. Osman (r.a.) bu geniş topraklar üzerindeki bu büyük devleti yaşatmaya muvaffak olduğu takdirde görevini yapmış sayılırdı.
Hicretin 27. senesinde İslâm orduları, Libya çölünü geçerek Trablus duvarlarına dayandı. Romalılar burada yenilgiye uğratılmış ve Trablus halkı Müslümanlarla anlaşma imzalamıştı. Bunun ardından ordu Merakiş’e kadar ilerlemiş ve bütün bu bölge İslâm devletine ilhak edilmişti. [43]
Afrika’nın fethinden sonra Müslümanlara İspanya’nın kapıları açılmıştı. Hicretin 27’inci senesinde Hz. Osman (r.a.), askerlerine ilerlemek için emir vermiş, fakat bir müddet sonra ileri hareketler durmuş, Abdullah bin Ebi Serh, Mısır’a dönmüştü. Afrika’yı feth etmeye muvaffak olduğundan dolayı Hz. Osman (r.a.), ganimetlerin beşte birini va’di gereğince Abdullah’a vermesi üzerine kamuoyu galeyana gelmiş, bu galeyan karşısında bu ihsanı Hz. Osman (r.a.) geri almıştı.
Hz. Osman (r.a.)’ın devrinde vuku bulan en parlak hareketlerden biri Kıbrıs’ın fethidir. Suriye sahiline yakın olan bu ada, Avrupa’dan Suriye ve Mısır’a geçmek isteyen fatihlerin hareket üssü idi. Suriye ve Mısır’ın hayatı için bu adanın alınması icap ediyordu. Muaviye (r.a.), hazırladığı bir donanmayı Kıbrıs’a göndermiş, adayı alarak bir muahede akdetmişti. Kıbrıslılar bir müddet muahedeye sadık kalmışlar, fakat hicretin 22’inci senesinde Romalılara yardım ettiklerinden Muaviye (r.a.) burayı tekrar fethetmişti.
Kıbrıs’ın fethinden sonra Arados adası da feth olunmuş, fakat Müslümanların bu sıralarda en parlak deniz muvaffakiyeti hicretin 31’inci senesinde Bizans donanması ile İslâm donanması arasında vuku’ bulan deniz muharebesidir. Düşman donanması, rivayete göre, 500 parçadan müteşekkildi. İmparatorun Suriye sahillerine gönderdiği bu donanma, karşısında İslâm donanmasını görmüş, iki taraf arasında şiddetli bir muharebe olmuştu. Düşman donanması adeta imha edilmişti.
Bu deniz zaferinin ardından İslâm donanması sancağını muzafferane dalgalandırmış, Müslümanlar defalarca Malta, Girit adalarına çıkmışlar, Rodos adasını işgal etmişlerdi. Muaviye, Anadolu sahillerine kadar gemilerini gönderdikten başka İstanbul sularında da sancağını göstermişti.
Müslümanlar, karada ve her yerde zafer kazandıkları gibi denizleri de ele geçirmiş bulunuyorlardı.
Hicretin 30’uncu senesinde Basra valisi Abdullah bin Amir, Said bin Âs ile aynı yollardan Horasan ve Taberistan’a hareket etmişlerdi. Said bin Âs, Cürcan, Horasan ve Taberistan’ı fethe muvaffak olmuştu. Abdullah bin Âmir ise Kâbil, Secistan, Nişabur, Mesit, Şebzdirah, Esfirayin, Ergiyan’ı feth etmiş, Abdullah bin Hâzimi Serhas’a göndermiş, kendisi Maveraunnehre hareket etmişti.
Hz. Osman (r.a.) devrinde Kıbrıs, Trablus, Taberistan feth olunduktan başka diğer ülkeler de feth olunmuştur. Hicretin 31’inci senesinde (Habib bin Mesleme El-Fehrî) Ermenistan’ı feth etmiş, hicretin 32’inci senesinde Muaviye, İstanbul’a kadar gemilerini göndermişti. (Abdullah bin Âmir), Taklan, Faryab, Cüzcan’ı feth etmişti. Hicretin 31’inci senesinde Muaviye (Hısnus’mere’e)’yi istilâ etmiş, Horasan’da vuku’ bulan bir karışıklık bastırılmış, Trablusgarb’da vuku’ bulan bir hareket bertaraf edilmişti.
Bütün bu başarılara rağmen içerdeki düşmanlar boş durmuyor fitne tohumlarını sürekli olarak yayıyorlardı. Bunlardan bir kısmı gizli çalışıyor, bir kısmı da Hz. Osman (r.a.) aleyhinde açık propaganda yaparak O’nu halkın gözünden düşürmeye uğraşıyorlardı.
Hz. Osman (r.a.) bütün bu fitnelerden haberdar idi. Bu fesadı ortadan kaldırmak için çalışıyordu. Fakat durumda hâkimiyet O’nun elinden çıkmış görünüyordu.
Bir gece Hz. Osman (r.a.), rüyasında Rasûlullah (s.a.v.)’i ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile Hz. Ömer (r.a.)’i görmüş, Rasûlullah (s.a.v.) O’na “Hep oruçluyuz, iftara seni bekliyoruz” demişti. Bu rüyadan sonra Hz. Osman (r.a.) uyanmış, son deminin geldiğini anlamıştı. Ertesi gün Cuma idi. Oruca niyet etti. Bütün gününü ibadet ve Kur’an-ı Kerim okumakla geçirdi. Kapının önünde Hz. Hasan (r.a.) ve arkadaşları eve girmek isteyen isyancıları engelliyorlardı. Bu mücadelede Hz. Hasan (r.a.) yaralanmış ve isyancılar duvardan atlayarak içeri girmeyi başarmışlardı. İçeri girenler Hz. Osman (r.a.)’a saldırmış, demir ve hançerlerle aldığı darbelerden Hz. Osman (r.a.) ruhunu teslim etmişti.
Bu tüyler ürpertici olay ikindiye doğru vuku bulmuş Hz. Osman (r.a.)’ın kanı okumakta olduğu Kur’an-ı Kerim sayfaları üzerine akmıştı. Hz. Osman (r.a.)’ın şehadeti, bütün İslâm ümmetini yaralamıştı.
Bu facia nedeniyle o ana kadar tam bir vahdet içinde yaşayan Müslümanlar, çeşitli mezhep ve fırkalara ayrıldılar. Bu ayrılık asırlarca devam etti ve halen de devam ediyor.
Son derece alçakgönüllü olan Hz. Osman (r.a.), Allah yolunda malını seve seve infak eder, bu suretle Müslümanlığa büyük yardımlarda bulunurdu. Son derece cesur ve bütün elem ve sıkıntılara dayanıklı yaratılan Hz. Osman (r.a.) hiçbir felaket karşısında sarsılmaz, her musibeti derin bir tevekkül ile karşılardı.
Malıyla ve canıyla bir ömür boyu cihad etti ve şehit oldu.
[43] Asr-ı Saadet, A. En-Nedvî.