سعد بن أبي وقاص
Hz. SA’D B. EBİ VAKKAS
Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.), İslâm’ı kabul ettikten sonra Rasûl-i Ekrem’in hicretine kadar Mekke’de kaldı. Bu devir, Müslümanlar için çok şiddetli bir imtihan devriydi. Onların bu dönem esnasında uğramadıkları musibet, maruz kalmadıkları felaket yoktu. Müşrikler, gece-gündüz hakikî Yaratıcı’ya tapmak isteyen bu kurtulmuş topluluğu takip ediyor, yıkılacak ve kaybolacak çıkarlarının, altüst olacak batıl itikatlarının verdiği şaşkınlık ve asabiyetle bunları yollarından çevirmeye uğraşıyorlardı. Bu yüzden Rasûl-i Ekrem ile ashabı, ibadetlerini yapmak için gizlenmek ihtiyacını duyuyorlardı. Ancak bu şekilde taarruz ve tecavüzden masun kalarak, kâinatı yaratan yüce Allah’a niyazla gönüllerinin coşkun iştiyaklarını tatmin edebiliyorlardı.
Mekke müşriklerinin Müslümanlara karşı gösterdikleri şiddet, dayanılmaz bir dereceye vardıktan sonra Rasûl-i Ekrem, ashabının Medine’ye hicretine izin vermişti. Bunun üzerine Hz Sa’d (r.a.) da Medine’ye hareket etmişti.
Bedir Muharebesinde Hz. Sa’d (r.a.)
Hz. Sa’d (r.a.), Bedir savaşının en değerli kahramanlardandı. Kureyş süvarilerinin kumandanı Said bin el-As’ı O öldürmüştü. Hz. Sa’d (r.a.)’ın kardeşi Ümeyr, Bedir şehitlerindendi. Hz. Sa’d (r.a.) bu vakayı şöyle anlatır:
‘Bedir gününde, kardeşim Ümeyr, maktul düşmüştü. Ben de Said bin el-As’ı öldürmüş, kılıcını almıştım. O’nun bu kılıcına ‘Zülketife’ derlerdi. Bu kılıcı alarak Allah Rasûlü’nün yanına geldim. Rasûl-i Ekrem bana: “Git, kılıcını götür, ganimetlerin toplandığı yere bırak,” dedi. O’nun emrine uyarak geri döndüm. Kardeşimin öldürülmesinden dolayı ne kadar mahzun ve müteessir olduğumu, kalbimin ne kadar kederle dolu bulunduğunu Allah bilir. Bu sırada Enfal suresinin ayetleri nazil oldu. Allah Teâlâ, ganimetler konusunda buyuruyordu ki: “Sana ganimetlerin taksiminden soruyorlar. De ki: Ganimetlerin taksimi, Allah ve Rasûlüne aittir…” [61] Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) bana buyurdular: “Git, kılıcını al…”
Uhud Gazasında Hz. Sa’d (r.a.)
Uhud savaşında, Müslümanlar bir aralık bozguna uğramışlardı. Bu sırada Müslümanların bir kısmı ümitsizliğe düşmüştü. Fakat Hz. Sa’d (r.a.), zerre kadar fütur getirmemiş, Allah Rasûlü’nün yanında bütün kuvvetiyle mücadele etmişti. O, özellikle ok atmakta son derece usta olduğundan, Rasûlullah (s.a.v.) torbasındaki okları çıkararak O’na vermiş ve buyurmuştu: “Allah senden razı olsun, al şunları at!...”
Rasûl-i Ekrem’in bu sırada Sa’d’a söylediği kelimeler: ‘Fedake Ebi ve Ümmi’ yani ‘Anam, babam sana feda olsun’ kelimeleridir. Bunlar asıl manasında değil, örfi manada kullanılır. Bunlar, rıza ve hoşnutluğu ifade eder. Kendisine saygı gösterilen yahut yaptığı iş takdire şayan bulunan zatlar, bu kelimelerle övülür ve sena edilir. [62]
Hz. Ali (r.a.) der ki: ‘Rasûlullah, “Fedake ebî ve ümmî” kelimelerini Sa’d’dan başka bir kimseye söylemedi. Bunları O’na, Uhud günü söylemişti.’ [63]
Hz. Sa’d (r.a.), Rasûlullah’ın kendisine söylediği bu kelimelerle daima iftihar eder ve O’nun bu beyanını her zaman tekrar ederdi. [64]
Muharebe esnasında, müşriklerden biri, Müslümanlara son derece şiddetli hamle ederek, onları perişan etmişti. Rasûl-i Ekrem, o zaman Hz. Sa’d (r.a.)’a şöyle buyurmuştu: “Allah Sen’den razı olsun, şuna okunu at…” Fakat Sa’d (r.a.)’ın oku kalmamıştı. Rasûlullah (s.a.v.) O’na bir ok uzatmış, fakat bu okun da kenarları kırılmıştı. Hz. Sa’d (r.a.), bu oku atmış, ok kâfirin başına girmiş ve onu yere sermişti. Rasûlullah, Müslümanların bu müşrikten kurtulmalarını temin eden bu vuruştan son derece memnun olmuştu. [65]
Hz. Sa’d (r.a.)’ın Uhud savaşı esnasında ifa ettiği hizmetler son derece büyüktür. O, İslâm binasını kuran en çalışkan, en gayretli kişilerden, Rasûlullah’ın bütün gazalarına iştirak etmiş mücahitlerden, İslâm fütuhatını genişleten emirlerdendir. Fakat hiçbir hizmeti, Uhud gazasında ifa ettiği hizmete eş değildir. O günün en buhranlı anlarında, mücahitlerin birçoğunun dağılıp perişan olduğu anlarda, Hz. Sa’d, Rasûl-i Ekrem’in önünde durup, hem vücudunu Allah Rasûlü’ne siper etmiş, hem de düşmana sayısız oklar atarak, onları pek büyük zararlara uğratmıştı. Hz. Sa’d, bir taraftan oklarını atıyor, bir taraftan da Allah Rasûlü: “At, anam babam sana feda olsun!...” diyerek ona ok yetiştiriyordu.
Rasûlullah (s.a.v.) arada temrensiz oklar uzatıp, Sa’d’a buruyordu: “Bunları da al!...” Sa’d, okları attıkça, Allah Rasûlü: “İlahi, sana dua ettiğinde, Sa’d’ın duasını kabul et! İlahi, O’nun atışını doğrult, davetine icabet et!” buyuruyordu.
Hz. Sa’d (r.a.)’ın, Uhud günü, kâfirlere bin kadar ok attığı rivayet edilmiştir. O’nun, bu oklardan her birini atarken Rasûlullah’ın “At, anam babam sana feda olsun” teşvikine mazhar olduğu hesap olunursa, o gün, yüce Peygamberin O’ndan hoşnutluğunu bin kere beyan ettiği anlaşılır. Bu kadar teşvike iltifat, bu kadar rıza ve hoşnutluğa nail olmak, Hz. Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.)’ın özelliklerindendir.
Hz. Sa’d (r.a.), Uhud gazasından Mekke’nin fethine kadar devam eden bütün gazalara iştirak etmiş, hepsinde üstün fedakârlık ve kahramanlık göstermişti. Huneyn savaşındaki fedakârlık, sebat ve mertliğiyle Uhud gününün hatıralarını kemaliyle yaşatmıştı.
Huneyn’den sonra Taif ve Tebük gazalarına da iştirak eden Hz. Sa’d (r.a.), Veda haccı esnasında hastalanmış ve haccı tamamlayamamıştı. Kendisi bunu şöyle anlatır: Veda haccı esnasında bir hastalığa uğradım. Ölecek gibiydim. Rasûlullah (s.a.v.), gelip hatırımı sordu. O’na dedim ki : ‘Ya Rasûlullah, uğradığım hastalığı görüyorsunuz. Mal sahibi bir adamım. Tek vârisim bir kız çocuğumdur. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi?’ Rasûlullah (s.a.v.): “Hayır” dedi. ‘O halde üçte birini tasadduk edeyim mi?’ Dedim. Allah Rasûlü buyurdular: “Üçte bir de çoktur. Senin vârislerini zengin bırakman, onları fakir ve muhtaç bırakmana tercih edilir. Sen, Allah yolunda infak edeceğin her şeyin ecrine nail olursun.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)’e yaşayıp yaşamayacağımı sordum. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Yaşar ve Allah yolunda çalışırsan, derecen yükselmekte devam eder. Bazılarına menfaat getirmek ve düşmanlara zarar vermek için yaşamanı ümit ediyorum.” Bundan sonrada şöyle dua buyurdular: “Ya Rab! Ashabımın hicretini ikmal et, onları geri döndür!” [66]
Rasûl-i Ekrem’in ashabı, Mekke’de ölmeyi sevmezlerdi. Çünkü onlar bu şehirden İslâm uğrunda hicret etmişlerdi. Bunun içindir ki, daha çok hicret yurtlarında Allah (c.c.)’a kavuşmayı tercih ederlerdi. Bu sebepledir ki, Hz. Sa’d, Mekke’de hastalanıp, Rasûlullah (s.a.v.) tarafından ziyaret edilince, irtihal edeceğini düşünerek ağlamıştı. Rasûlullah O’na, “Niçin ağlıyorsun?” diye sormuş o da: ‘Zavallı Sa’d bin Havle gibi hicret ettiği yerde ölmekten endişe ediyorum’ demişti. Bunun üzerine Allah Rasûlü, ellerini kaldırarak: “Ya Rabbi, Sa’d’a şifa ihsan et!” diye dua buyurmuş ve bunu üç kere tekrarlamıştı. [67] Rasûlullah’ın bu duası kabul olunmuş, Hz. Sa’d, seksen seneden fazla yaşamış, Irak ile İran’ın bir kısmı O’nun himmetiyle fethedilmişti. İşte bu hadis-i şerif de Rasûlullah’ın mucizelerindendir.
Veda haccından sonra Allah Rasûlü (s.a.v.), Medine’ye dönmüşler ve çok geçmeden irtihal etmişlerdi.
Rasûlullah (s.a.v.)’ın irtihalinden sonra hilafet ve riyaset meselesi söz konusu olduğu zaman, Hz. Sa’d (r.a.)’ın hilafeti üzerine alması konuşulmuştu. Fakat Hz. Sa’d (r.a.), beklemeden ve tereddüt etmeden Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e biat etmişti. Bu suretle bu mesele kapanmıştı.
Hz. Ebu Bekir (r.a.)’den sonra Hz. Ömer (r.a.), hilafet makamına geçti. Devlet, bu sırada çok önemli işlerle meşguldü. İslâm ordularının biri Şam’da, biri Irak’taydı. Halife, ırak dolaylarındaki harekâtı, düzenlemek ve genişletmek istiyordu.
Hz. Sa’d (r.a.), ashabın en güzidelerinden ve en yüksek makam sahiplerindendi. Zekâ ve dirayetle, şecaat ve çalışkanlığıyla tanınırdı. Allah Rasûlü’nün sevgi ve itimadını kazanmıştı. Halife Hz. Ömer (r.a.)’in meclisinde, adı geçer geçmez, herkesin ‘İşte aranan adam!’ demeleri de gösteriyor ki, Hz. Sa’d (r.a.)’ın ashab-ı kiram arasında seçkin bir yeri vardı.
Kadisiye’de müzakerelerin sonuç vermemesi üzerine iki taraf da harbe hazırlandı. Hz. Sa’d (r.a.), ileri görüşlü zatları davet ederek, asker içinde nutuklar irat etmelerini emretti. Hafızlara da cihat ayetlerini sürekli okumalarını tenbih etti. Cihat ayetlerinin okunduğunu duyan mücahitlerin gönülleri açılmış, hepsi de muharebenin başladığını anlamışlardı. Hz. Sa’d (r.a.), askerlerine emirlerini bildirdi: ‘Öğle namazına kadar yerlerinizde sebat edeceksiniz. Namazdan sonra ben tekbir alacağım. Benim ilk tekbirimi duyduktan sonra sizde tekbir getiriniz ve hazırlanınız. İkinci tekbirde silahlarınızı kuşanınız. Üçüncü tekbirimi duyduğunuzda, atlılar tekbir getirerek hareket etsinler. Dördüncü tekbirimle hepiniz tekbir getirerek hareket ediniz ve düşmanı karşılayınız.’
Kadisiye’de dördüncü gün Hilal bin Alkame, Rüstem’in kellesini uçurmuş, Dırar bin Hattab da İranlıların muzafferiyet şiarı olan Direfşi Gâviyan’ı ele geçirmişti. Bunun üzerine İranlılar çil yavruları gibi dağılmışlar ve muharebe Müslümanların zaferiyle neticelenmişti.
Hz. Sa’d (r.a.), Kaka ile Şerahbil bin Es-Sarht’ı düşmanı takibe memur etmişti. Bu takibat, İranlıları büsbütün perişan etmiş ve neticede Rüstem’in kumandanlarından Calinus da öldürülmüştü.
Hz. Sa’d (r.a.), fetih ve zaferi Hilafet makamına arz ettikten sonra, şehitlerin gömülmesi ve yaralıların tedavisiyle meşgul olmuştu.
Hz. Sa’d (r.a.), Kadisiye’de iki ay kalmış ve sürekli Halife Ömer (r.a.)’in emirlerini almıştı. O’ndan sonra Kisra’ların başşehri olan Medayin’e hareket etmişti. Hz. Ömer (r.a.), gönderdiği emirnamede, ordunun ilerlemesini, çoluk çocuğun Anik mevkiinde bırakılmasını emretmişti. Başkomutan, bu emir çerçevesinde hareket ederek, hicretin onbeşinci yılı Şevval ayında ileri harekete geçmişti. Besr’de tesadüf ettiği İran kuvvetlerini darmadağın etmiş, ardından Babil ve Kırvan’daki İran kuvvetlerine karşı ordusunu sevk etmişti.
Cabir bin Abdullah der ki: ‘Kadisiye savaşına katılan mücahitlerden hiç biri dünya uğrunda bir şey istemiyordu. Bu muharebede suçladığımız üç kişi vardı: Taliha, Amr bin Madikerb, Kays bin Mekşuh… Fakat iş tahkik edildikten sonra, onların da tam bir emanet ve takva gösterdiklerini gördük ve anladık.’
Hz. Sa’d (r.a.), bu hadiselerin Müslümanlar arasında kan dökülmesine sebep olacağını, fakat hiçbir meseleyi de halletmeyeceğini anladığından, hiçbir tarafla teşrik-i mesai yapmamış ve tamamen tarafsız kalmıştı. Hz. Sa’d (r.a.), Medine dışındaki evine çekilmiş, ümmet bir imam (Halife) üzerinde anlaşıncaya kadar kendisinden hiçbir şeyden söz edilmemesini istemişti.
Son günlerini, Medine’de Akik tarafındaki konağında geçiren Hz. Sa’d (r.a.), hicretin 55. yılında bu dünya hayatına veda ederek, öte dünyaya göç etmişti. Vefatından önce Bedir savaşında giydiği cübbe ile kefenlenmesini vasiyet etmiş ve şöyle demişti: ‘Ben bu cübbe ile müşriklerle karşılaştım, onu, bugünüm için saklıyordum.’ Naşı, Akik’den kaldırılarak, Medine’de Allah Rasûlü’nün ikamet ettikleri hane-i Saadetin önüne getirilmiş, Medine valisi Mervan el-Hakem tarafından namazı kaldırılmış ve ‘Baki’ mezarlığına defnedilmiştir. Böylece İslâm tarihinde ebedî bir şöhret sahibi olan bu önder mücahit sahabe, ebediyet âlemine çekilmişti. [68]
[1] Enfal sûresi, 8/1.
[2] Hallekani, 7/125.
[3] Müslim, 7/125.
[4] Fethu’l-Bari.
[5] Müslim, 7/125.
[6] Müslim, 5/71.
[7] Müslim, 5/72.
[8] Asr-ı Saadet, Ahmed Nedvî.