خالد بن الوليد
HALİD B. VELİD (r.a.)
Halid b. Velid (r.a.), M. 583 yılında Mekke’de doğdu. Mekke’nin itibarlı ailelerinden biri olan Mahzum oğullarına mensuptu. Mekke Ordu komutanlığı bu ailenin bir sorumluluğunda idi. Uhud savaşında ve Hudeybiye anlaşmasında Halid b. Velid Kureyş ordusunun komutanlarından biriydi. Aynı zamanda ticaretle uğraşıyordu. Amr b. As ve Osman b. Ebi Talha ile birlikte Mekke’den Medine’ye gelerek Müslüman oldu. Hz. Halid (r.a.), Müslüman olduktan sonra üç yıl kadar Hz. Peygamber (s.a.v.)’in emrinde ve sohbetinde bulundu.
Müslüman olarak katıldığı ilk savaş Mûte savaşıdır. Hicrî sekizinci yılda Müslümanlar ile Rumlar arasında yapılan bu savaşa bir nefer olarak katıldı. Ordu komutanları Zeyd b. Harise, Cafer b. Ebi Talib ve Abdullah b. Revaha (r.a.)’nın sıra ile şehit olmaları sonunda ashab-ı kiram istişare ederek komutayı Hz. Halid (r.a.)’e vermişti. Hz. Peygamber (s.a.v.) Mute’de olup bitenleri Medine’de anında ashabına haber verip komutanların şehit düşmesini anlattıktan sonra komutayı Allah’ın kılıçlarından birinin aldığını söylemiştir. Bu olaydan sonra Hz. Halid (r.a.), ‘Allah’ın Kılıcı’ yani ‘Seyfullah’ diye anıldı. Hz. Halid (r.a.) komutasına aldığı orduyu devrinin en güçlü ve kalabalık bu düşman ordusu karşısında uyguladığı savaş taktikleriyle bozguna uğratmadan Medine’ye getirmeyi başardı. Mute savaşında Hz. Halid (r.a.)’in elinde yedi kılıç parçalandığı rivayet edilmektedir.
Hz. Halid (r.a.) Mekke’nin fethinde süvarilerin komutanı idi. Dört kol halinde şehre giren İslâm ordusunun sağ kol birliğinin komutanlığını yaptı. Handeme dağının eteklerinde, komutanlığını Safvan b. Ümeyye’nin yaptığı Kureyş birliğini kısa bir sürede bozguna uğratarak şehrin fethi sırasında karşılaşılan tek mukavemeti kırdı. Müslümanlara karşı çıkan küçük gruplarla da Halid (r.a.) çarpışmıştı. Mekke’nin fethinden sonra kabileler gruplar halinde gelerek Müslüman oldular. Mekke’ye bir konak uzaklıkta bulunan Nahle mahallinde Uzza isminde büyük bir putları vardı. Halid (r.a.) bu putu kırmakla görevlendirildi. Yanına aldığı bir süvari müfrezesiyle bu putu parçaladı.
Halid (r.a.) Huneyn gazvesi’nde hafif yaralandı. Kendisini ziyaret eden Rasûl-i Ekrem bir süre sonra, Huneyn’de yenilip Tâif’e kaçan Sakifliler’i takip etmekle görevlendirerek 100 kişilik bir süvari birliğini O’nun emrine verdi. Ardından kendisi de Tâif’e gitti.
Halid (r.a.)’in Rasûlullah’ın emrinde katıldığı son gazve Tebük Gazvesi’dir. M. 630 Yılında vuku bulan bu sefer esnasında bir savaş olmayınca Halid (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından bir askerî birlikle Tebük’ten Dûmetülcendel’e, Ükeydir b. Abdülmelik’in üzerine gönderildi. Bu görevini başarıyla tamamlayıp dönen Halid (r.a.), 631 yılında 400 askerle Necran’a giderek Hâris b. Kâ’b kabilesini İslâm’a davet etmekle görevlendirildi. Halid (r.a.), adı geçen kabilenin daveti kabul ederek Müslüman olduğunu haber veren ve ne yapacağına dair talimat beklediğini bildiren mektubuna cevap olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)’den aldığı yazılı emir üzerine bu kabileden bir heyetle birlikte Medine’ye döndü. Heyet mensuplarını evinde on gün kadar misafir edip ağırladı. Aynı yıl Veda haccına iştirak etti.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) halife olunca Hz. Halid (r.a.)’i komutan olarak yalancı peygamberlerin üzerine gönderdi. Bunlardan Müseylemetü’l-Kezzab’a karşı sefere çıktı ve O’nu Yemame sınırında Akraba denilen yerde mağlup etti ve öldürttü. Yalancı peygamberlerden sonra zekât vermeyen kabileler üzerine gönderildi. Onları da sindirdi. Kudüs’ü kuşattı ve teslim aldı. Bütün Suriye mıntıkası Müslümanların eline geçti.
İrtidad hareketlerine karşı Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in yanında yer aldı. 632 Yılında Zül-kassa’ya gitmek üzere Necid’e doğru hareket eden halifenin yanında, Fezâre kabilesinin zekât mallarına el koyup Medine’ye gönderilmesine engel olan Hârice b. Hısn el-Fezârî kumandası altındaki âsilerle yapılan Zül-kassa Savaşı’nda ordunun sancaktarlığını yaptı. Bu küçük çatışmadan sonra Hz. Ebu Bekir (r.a.), diğer mürtetlerle savaşmak üzere hazırladığı 4000 kişilik ordunun başına Halid’i başkumandan tayin etti. Halid, 632 yılında, peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha b. Huveylid el-Esedî’nin üzerine yürüdü. Büzâha’da yapılan savaşta mürtetler öldürüldü, Tuleyha ise kaçtı. Halid daha sonra, zekât vermeyi reddeden Temîm kabilesiyle savaşmak üzere Bütâh’a gitti. Bazı mürtedlerle kabilenin reisi Mâlik b. Nüveyre’yi öldürdü; karısı Ümmü Mütemmim ile evlendi. Peygamberlik iddiasında bulunan Secâh, Halid’in mürtetlere karşı başarı kazandığını görünce iddiasından vazgeçerek bu bölgeden ayrıldı. Halid, Rasûl-i Ekrem’in nübüvvetine ortaklık iddiasında bulunan ve bazı hokkabazlıklarla kendisine bir meleğin vahiy getirdiğini iddia eden Müseylime’nin ortadan kaldırılması için Bütâh’tan Yemâme’ye hareket etti. Yolda Müseylime ve kabilesi Benî Hanîfe’nin Akrabâ adlı yerde toplandıklarını haber alınca o tarafa yöneldi; şiddetli bir savaştan sonra mürtetlerin başı ve ileri gelenleri öldürüldü. M. 633 yılı başında sona eren ve tarihe Akrabâ savaşı olarak geçen bu çarpışmada yetmişi muhacir, yetmişi ensardan olmak üzere 600’den fazla şehit verildi. Halid, savaştan sonra Benî Hanîfe kabilesinden bir heyeti Medine’ye Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e gönderdi.
Hz. Ebu Bekir (r.a.), irtidad hareketleri ve isyanlar bastırıldıktan sonra Yemâme’de bulunan Halid’i, Fırat nehrinin güney taraflarında Sâsânî imparatorluğu ile savaşmakta olan Müsennâ b. Hârise eş-Şeybânî kumandasındaki Bekir b. Vâil kabilesine yardım etmesi için Irak’a gönderdi ve böylece İslâm tarihinde fütuhat dönemi için ilk adımı attı. Halid (r.a.)’in başkomutan tayin edilmesiyle başlayan, bütün insanlık tarihinin en büyük ve en geniş, süratli ve tesirli, asıl bariz vasfı devamlı ve kalıcı olan bu fütuhat sayesinde Müslümanlar dünya ile temasa geçme imkânını elde ettiler. Halid b. Velid önce Irak’ta Sâsânîler’e, ardından Suriye’de Bizans’a karşı iki ayrı başkumandanlık altında başlatılan bu fetihlerin ilk zamanlarında her iki cephede de İslâm ordularına başkumandan ve kumandan olarak önemli görevler yüklendi. Hz. Ebu Bekir, sahabîlerle yaptığı istişareden ve Hz. Ömer’in tavsiyesinden sonra Halid’in Yemâme’den Irak’a gitmesini emretti. Halid (r.a.) hemen harekete geçip önce Bahreyn’e gitti; oradan da o sırada Haffân’daki ordugâhında bulunan ve halifeden yardım istemiş olan Müsennâ ile buluşmak üzere Nibâc’a geçti.
Çoğunluğunu ensarın teşkil ettiği 2000 kişilik çekirdek kuvvetin sayısı Müsennâ’nın emrindeki askerlerle birleşerek 5000 kişiye ulaştı. Halid Nibâc’dan Basra körfezindeki Übülle’ye gitti; daha sonra Basra’nın kurulacağı bu liman şehrini küçük bir çatışmadan sonra fethetti. Fırat nehrinin güney istikametinden batıya doğru, Nehrülmerre (Nehrülmürre) diye bilinen ırmağın yanındaki büyük bir kaleyi cizye ödemelerini şart koşarak barış yoluyla ele geçiren Halid bölgenin idaresini Bekir b. Vâil kabilesinden Kutbe b. Katâde’ye bıraktı. Zendevend-Dürtâ ve Hürmüzcerd’i yine barış yoluyla, Ülleys’i ise şehri teslim etmeyi reddeden Sâsânî kumandanı Câbân’ın üzerine gönderdiği Müsennâ kumandasındaki birliğin Nehrüddem mevkiinde kazandığı savaştan sonra ele geçirdi. Şehir halkı ile yıllık 1000 dinar ödemeleri şartıyla bir antlaşma yaptı. Yoluna devam ederken kumandanlığını Âzâdbih’in yaptığı ordunun yenildiğini öğrenen Hîre halkı, yüksek surlarla çevrili şehirde bulunan üç büyük kaleye sığındı. Halid kumandasındaki İslâm ordusunun şehrin çevresinde atlarıyla görünmesi üzerine Hîreliler, Sâsânî tahtında oturan III. Yezdicerd’den yardım geleceğini ümit ettikleri için teslim olmaya karar verdiler. Halid kendileriyle, diğer birçok şart yanında cizye ödemeleri üzerine bir antlaşma yaptı. Hîre’de bir müddet kalan Halid, şehrin çevresine ve Fırat’ı geçerek Sevâd bölgesinde bulunan bazı yerlere akınlar düzenledi. Bu arada Bânıkyâ ve Bârüsmâ ile Fır’at Dicle’ye bağlayan iki büyük kanalın içinden geçtiği, Sâsânîler’in mühim bir erzak ve silah ambarı olan Enbâr şehrini barış yoluyla, ticaret kervanlarının uğradığı çok önemli bir menzil olan, Suriye-Arabistan çölünün birleştiği yerde kurulmuş Aynüttemr’i savaşarak fethetti. Şehrin çevresindeki bazı bedevî kabilelerini tenkil etti. Böylece Basra körfezinden Aynüttemr’e Fırat nehri boyunca uzanan toprakların İslâm devleti sınırlarına katılmasını sağladı.
Hz. Ebu Bekir (r.a.), Hîre’de bulunan Halid’e yazdığı mektupta, Dümetülcendel’e giderek Hz. Peygamber (s.a.v.) ile yaptığı antlaşmayı bozan Ükeydir b. Abdülmelik’in üzerine yürümesini, oradan da Suriye’ye geçmesini emretti. Halid Irak’ta yerine Müsennâ b. Hârise’yi bırakıp Dümetülcendel’e gitti, burayı ikinci defa fethetti ve Ükeydir’i öldürdü. Burada iken halifenin emir ahidnâmesini ihtiva eden yeni bir mektubunu alınca 70 mil uzaklıkta ve kuzeybatı istikametindeki Kelb kabilesinin suyu olan Kurâkır’â gitti. 700-800 kişilik süvari birliği, Kurâkır ile süvâ arasındaki çölü Râfi’ b. Âmire’nin kılavuzluğu ile beş günde aştı.
Hıristiyan Gassânîler’in askeri karargâhları olan Mercirâhit’e saldırarak onları mağlûp ettikten sonra M. 634’de Busrâ’ya indi. Burada Hz. Ebu Bekir’in Suriye fethi için göndermiş olduğu Ebu Ubeyde b. Cerrâh, Şürahbil b. Hasene ve Yezîd b. Ebu Süfyan ile buluştu. Şehrin kuşatılması sırasında diğer kumandanlar O’nu başkumandanlığa getirdiler.
Busra şehri, o zamanlar Suriye sınırının en önemli merkezlerinden biriydi. Her taraftan gelen kervanlar burada konaklıyordu. Çevre duvarları oldukça sağlam olduğu gibi halkı da silahlı idi.
İşte bu şehrin surlarının etrafını kuşatan İslâm askerleri, Hz. Halid b. Velid (r.a.)’in İmam olduğu cemaatle sabah namazını kıldılar. Hz. Seyfullah atına binerek askerlere hitaben şu tarihî konuşmasını yaptı:
‘Askerler! Rumların hayatı sevdiği kadar sizin ölümü sevdiğinizi bilirim. İşte bir elimde seyf-i meslûl-i şerîat, önümde livay-ı (sancak) Muhammedî duruyor. Sizi i’lây-ı kelimetullah’a davet ediyorum. Bugün mücahitlerin ruhanî sesleri düşmanların kulaklarını dehşetle dolduracaktır. Daha henüz yaraları kapanmamış vücudumun raşeleri, kalbimin mukaddes atışları bu savaşa atılmaktan beni asla men edemez. Haydi sizi göreyim, din aslanları, Peygamberimizin sıdk-ı nübüvvetini, dinimizin ulviyetini fedakâr bir surette âlem-i beşeriyete gösterelim.
Ölümden korkmanın hayata hiçbir faydası yoktur. Maksadımız cennetin bahçeleri ve dünyanın âli kâşaneleri değil ancak Allah rızasıdır. Yürüyünüz! Varsın bu sahralar ism-i celâl ile inlesin; beşeriyet huzur bulsun!...’
İslâm mücahitleri, Allah yolunda cihad için tereddüt etmeden düşman saflarını yarmaya başladılar. Hz. Halid (r.a.)’in kılıcı belirgin bir şekilde parlıyor, at üzerinde düşman askerlerinin ortasına, sağına ve soluna şiddetli hücumlar yapıyordu. İki saat içinde düşman askerleri dağıldı, şehre kaçtı ve kale kapılarını kapattılar. Mücahitler onları takip ederek Busra surlarına İslâm bayraklarını diktiler. Bu savaşta yüz kadar mücahit şehit oldu.
Kısa süren muhasaradan sonra Busrâ ve bu şehrin içinde bulunduğu Havran bölgesi fethedildi. Halid b. Velîd’in kumandası altında birleşen İslâm ordusu kuzeye doğru ilerledi ve Amr b. Âs ile Ecnâdeyn’de buluştu. Halid, Bizans imparatoru Herakleios’un kardeşi Theodoros kumandasındaki 80.000 kişilik ordu ile yapılan ve Müslümanlara Filistin ve Suriye kapılarını açan Ecnâdeyn Savaşı’nda büyük bir zafer kazandı. M. 634’de bozulup Fihl’e kaçan Bizans ordusunu takip eden Halid, 635’te vuku bulan Fihl Savaşı’nda da üstün geldi. Dımaşk (Şam)’a sığınan Bizans ordusunun ardına düşerek şehri M. 635’te fethetti. Fetihten bir yıl sonra Bizans ordusuyla Suriye’de M. 636’da son defa yapılan Yermük Savaşı’nı da kazandı. Bu sırada elden çıkan Dımaşk şehrini ikinci defa fethetti. Bu fetih esnasında yeni halife Hz. Ömer (r.a.) Halid’i azlederek yerine Ebu Ubeyde’yi başkumandanlığa tayin etti. Halid bundan sonra Humus, Hama, Şeyzer ve Kınnesrîn gibi şehirlerin fethine Ebu Ubeyde’nin emri altında iştirak etti. Halid’in kabiliyetini, askerî dehasını takdir edip görüşlerine daima itibar eden Ebu Ubeyde (r.a.) fetihler esnasında O’nu yanından ayırmamış, öncü birliği kumandanı olarak kendisinden faydalanmıştır. [48]
Ebu Ubeyde’nin vefatından sonra başka birinin emri altına girmeyen Halid b. Velid ömrünün geri kalan yıllarını geçirdiği Humus’ta H. 27 yılında öldü. Kabri oradadır. Halid (r.a.) ölüm döşeğinde iken şunları söylemişti: ‘Şimdiye kadar yüz savaşta bulundum. Bedenimde ok, kılıç, mızrak yarasından sağlam bir karış yer kalmamış olduğu halde hamd olsun işte şimdi ise ‘i’lay-ı kelimetullah’ uğrunda savaşa savaşa canımı feda ediyorum. Rahat döşeğimde öldüğüme üzülüyorum. Korkakların gözleri uyumasın.’
O’na ait olduğu tahmin edilen ‘mirseb, edlak, kurtubî’ adlı üç kılıç Topkapı Sarayı Müzesi’nde muhafaza edilmektedir.
Hz. Halid (r.a.) büyük bir savaşçı olduğu kadar şahsî fazilet ve ilim konusunda da üstün bir şahsiyetti. Fırsat buldukça Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sohbetlerinden yararlanmış, Medine’de O’nun etrafında bulunan ilim ve irfan ashabı arasında Hz. Halid (r.a.)’in de bulunduğu rivayet edilmiştir. Buharî, Müslim ve diğer hadis kitaplarında Hz. Peygamber (s.a.v.)’den onsekiz hadis rivayet etmiştir.
[48] Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.