بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق السياسة / صفات السياسي الفاضل / تحقيق التنمية المادية والمعنوية
صفات السياسي الفاضل

تحقيق التنمية المادية والمعنوية

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

MADDÎ KALKINMAYI GERÇEKLEŞTİRMEK

Müslüman siyasetçinin özelliklerinden biri de, ülkesinin ve İslâm

dünyasının maddî olarak kalkındırılması, fakir ülkelerin desteklenerek ekonomik

sorunlarının çözülmesi, sosyal adaletin gerçekleştirilmesi ve refahın yaygınlaştırılması

için çalışmasıdır. İslâm dünyasının en önemli sorunlarından biri, Müslüman

ülkelerin büyük çoğunluğunun geri kalmışlığıdır. Bunun için Müslüman siyasetçi

tüm Müslüman ülkelerde;

- Yoksullukla mücadele edecek,

- Yeni yatırımlar teşvik edilerek iş imkânları oluşturulacak,

- Toplumsal düzen ve istikrar sağlanacak,

- Sosyal adalet

garanti altına alınacak, ekonomik eşitsizlikler ortadan kaldırılacak,

- Uluslararası ve bölgesel ilişkiler ve iş birlikleri güçlendirmek için

çalışacaktır.

İslâm dünyası içinde maddî farklılıklardan kaynaklanan sıkıntıların

azaltılması gereklidir. Ekonomide, siyasî alanda ve hepsinden önemlisi kültürel

sahada Müslüman ülkeler arasında gerçekleştirilecek bir bütünlük, geri kalmış

olanların hızla ilerlemesine, gerekli imkânlara ve alt yapıya sahip olanların

bunları en verimli şekilde kullanabilmelerine fırsat tanıyacaktır. Böyle bir

bütünlüğün sağlayacağı faydalardan biri de ekonomide büyüme ile bilim ve

teknoloji alanında yaşanacak gelişme olacaktır.

Ekonomik büyüme, bilim ve teknolojiye yapılacak yatırımları artıracak,

teknolojinin ilerlemesi ekonominin daha da hızla büyümesini sağlayacaktır.

Ekonominin gelişimi ile birlikte eğitim seviyesinde de doğal bir yükselme

olacak, toplum çok yönlü gelişecektir. İslâm Birliği çatısı altında bireylerin

vize ve sınır engeli olmadan rahatça hareket edebildikleri, ticaret

serbestliğinin olduğu, serbest girişimciliğin desteklendiği bir sistem, İslâm

dünyasının hızla kalkınmasına aracı olacaktır.

Bu kalkınma hareketi, doğal olarak Müslüman ülkelerin hızla

modernleşmelerini ve ileri toplumlar seviyesine ulaşmalarını sağlayacaktır.

Müslümanların ekonomi kültürünün Batı toplumların bir kısmına egemen olan israfçı

ekonomik kültürden farklı olduğunu ve olacağını da burada hemen belirtmek

gerekir. İslâm’da da Batı toplumlarında olduğu gibi serbest ekonomi geçerlidir.

Özel mülkiyet hakkı vardır ve herkes dilediği gibi teşebbüste bulunabilir.

Ancak, elde edilen kazancın değerlendirilmesi konusunda, İslâm fıkhı ve ahlâkı,

bireylere hukukî ve ahlâkî sorumluluklar getirerek, toplumda sosyal adalet

kurulmasını sağlar. Zenginlerin kazancında fakirler için de bir pay vardır ve

en önemlisi, bu zenginlerden zorla toplanan bir vergi değil, onların inançları

nedeniyle gönül rızasıyla verdikleri bir bağıştır. İslâm’da sosyal adalet,

sosyalist sistemlerin deneyip de başaramadığı gibi merkezi planlamayla ve

yönetimlerin baskısıyla değil, topluma egemen olan ahlâki değerlerle sağlanır.

Öte yandan İslâm ahlâkı, zenginleri ve herkesi aşırı tüketimden ve israftan da

sakındırır.

Bu, kuşkusuz, tek amacı daha çok tüketmek olan, olabildiğince bencil, daha

çok elde edebilmek için diğerlerini ezmekten sakınmayan, insanlara saygısını ve

sevgisini kaybetmiş bireylerden oluşan materyalist toplum modelinden çok

farklıdır. Bu toplum modeli, son iki yüzyıldır Batı dünyasının bir kısmında

giderek egemen hale gelmekte, ahlâkî değerleri dejenere ederek insanları

yozlaştırmaktadır. Ve bugün pek çok Batı ülkesi bu çürümenin neticesi olan

uyuşturucu, fuhuş, rüşvet, kumar, alkol, organize suçlar gibi sorunlarla

mücadele edebilmek için çaba harcamaktadır. Bunun da ötesinde, Batı

toplumlarında dini inançların zayıflaması sonucunda bir ‘anlam krizi’

doğmuştur: Hayatı sadece birtakım maddi zevk ve menfaatleri kazanmaya odaklayan

materyalist felsefe, insanların ruhunu tatmin etmemekte, onları boşluğa ve

amaçsızlığa sürüklemektedir. Özgürlük adı altında, insanı kendi tutkularının

esiri haline getirmektedir.

MANEVÎ KALKINMAYI GERÇEKLEŞTİRMEK

İslâm ahlâkı, insanları, zihinleri üzerinde baskı oluşturan her türlü

endişeden ve korkudan kurtarır. İman edenler, yalnızca Allah Teâlâ’dan korkar

ve yalnızca O’nun rızasını kazanmak için gayret ederler. Rabbimiz’e karşı

sorumluluklarının farkındadırlar, her zaman vicdanlarının emrettiği gibi

yaşarlar ve bu vicdanî rahatlık sayesinde huzurlu ve dengelidirler. Çevrelerine

sürekli hayır ve güzellik sunarlar. İslâm ahlâkı, insanları, onları manevî

baskı altına alan kıskançlık, hırs, gelecek korkusu, ölüm korkusu gibi din ahlâkına

uygun olmayan anlayış ve korkulardan kurtarır, onlara Allah’a teslimiyetin

özgürlüğünü ve rahatlığını yaşatır.

Dolayısıyla Müslüman siyasetçinin teşvik edeceği, başlatacağı ve

sürdüreceği kalkınma ve gelişme de, Batı toplumlarındaki kalkınmanın birebir

aynısı olmayacaktır. Batı’nın kalkınması sırasında, çok büyük toplumsal

adaletsizlikler yaşanmıştır. Örneğin Batı’nın

gelişiminin öncüsüolan İngiltere’de, 18. ve 19. yüzyıllar boyunca,

korkunç bir sömürü hâkim olmuştur. Çalışan sınıfa çok kötü şartlarda iş ve

yaşam imkânı sunulmuş, 7-8 yaşındaki küçük çocuklar bile pis kömür ocaklarında

günde 16 saat çalıştırılmış, bunların çoğu 20 yaşına varamadan ölmüştür. 1840’lı

yıllarda Manchester’da bir maden işçisinin ortalama ömrünün 17 yıla kadar

düştüğü bilinmektedir. Öte yandan zenginler ise abartılı bir lüks ve israf

içinde yaşamışlardır. Tüm sanayileşen Batı ülkelerinin bu acı deneyimleri

yaşadığı, Batı’nın yükselişinin milyonlarca fakir insanın ezilmesiyle

sağlandığı, tarihin bilinen bir gerçeğidir.

İslâm ahlâkının egemen olacağı bir toplumun kalkınma modeli ise, sosyal

adaleti de içinde barındıracaktır. Batı’daki adaletsizlikler, o dönemde Batı’ya

egemen olan materyalist felsefelerin ‘insan doğası’ hakkındaki yanlış

tanımından doğmuştur. İslâm ahlâkı ise insanların, hem atak ve girişken, hem de

merhametli, özverili ve adaletli olmalarını sağlar. Nitekim tarihte de böyle

olmuştur. İslâm medeniyetinin büyük yükselişi boyunca, Müslümanlar aynı zamanda

ekonomide de dünya lideri olmuş, özellikle ticarette büyük başarılar

kazanmışlardır. Ancak bu zenginleşme, bir grup zenginin elinde kalmamış, İslâm

ahlâkı gereğince tüm topluma yayılmıştır. İslâm medeniyetinin sosyal

yardımlaşma kurumları olan vakıflar, külliyeler, aş evleri, kervansaraylar,

halka açık hamamlar, kütüphaneler; İslâm’da refahın ve kültürün sadece bir

zümrenin elinde kalmadığını, tüm topluma yayıldığını göstermektedir. Çağımızda

da İslâm Birliği’nin ortaya koyacağı kalkınma modeli bu olmalıdır.

Müslüman siyasetçinin kalkınma modeli hakkında belirtilmesi gereken bir

diğer husus ise, açık görüşlülüktür. İslâm ahlâkı, Müslümanların açık görüşlü

olmalarını, yani diğer kültürlerle ilişki içinde bulunmalarını ve onların tüm

kazanımlarından yararlanmalarını öngörür. Nitekim bu nedenle İslâm’ın ilk

yüzyıllarında Müslüman düşünürler ve bilim adamları, Eski Yunan, Çin, Hint gibi

eski medeniyetlerin eserlerini incelemiş, buradan pek çok bilgi edinmiş ve

sonra da bu bilgileri İslâmi bir bilinçle geliştirip zenginleştirmişlerdir.

Bugün de İslâm dünyası, başta Batı olmak üzere, dünyanın diğer medeniyetlerinin

kültürlerini yakından incelemek, birikimlerinden yararlanmak, bunları

kullanarak ve özümseyerek daha ileri götürmek durumundadır.

İslâm dünyasını diğer kültürlerden izole etmek, içine kapalı hale getirmeye

çalışmak ise kuşkusuz, Müslümanlara fayda getirmeyecek bir yöntemdir. Yapılması

gereken, Müslümanların teknolojinin tüm imkânlarını İslâm ahlâkına en uygun

olacak şekilde kullanmalarıdır. Örneğin İslâm ahlâkına karşı materyalist bir ahlâkı

empoze eden bazı filmlere karşı yapılması gereken, Müslümanların kendi sinema

endüstrilerini kurmaları, insanlara doğruyu ve güzeli öğretecek filmler

yapmalarıdır. Eğer bazı sanat anlayışları birtakım olumsuz unsurlar içeriyorsa,

bunun çözümü, o sanattan daha güzelini ve görkemlisini İslâmi bir içerikle

üretmektir. Eğer insanlar kentlerin görkemine, temizliğine, konforuna,

canlılığına hayranlık duyuyorlarsa, Müslümanlar daha güzel kentler kurmalı,

dünyayı daha çok güzelleştirmelidirler.

Müslümanların, geçmişte inşa ettikleri büyük medeniyetin bir benzerini

bugün de inşa etmeleri elbette mümkündür. Bunun için Kur’an ahlâkının getirdiği

estetik ve sanat anlayışının, açık görüşlülüğün, adaletin ve itidalin yaşanması

gereklidir. İslâm’ın sanatı, kültürü, medeniyeti yalnız Müslümanlara değil tüm

insanlığa refah getirecektir. Dünyanın en büyük kütüphaneleri, en görkemli

binaları, en temiz sokakları, en aydınlık caddeleri, en iyi okul, hastane ve

üniversiteleri kurulacak, tüm insanlar bu imkanlardan ve güzelliklerden eşit

olarak faydalanacaklardır.

Küreselleşmenin gün geçtikçe hız kazandığı bu dönemde, Müslüman ülkeler de

aralarındaki her türlü engeli kaldırıp, bilimde, teknolojide, ticarette ortak

girişimlerde bulunmalı, İslâm dünyasının menfaati için birlik halinde hareket

etmelidirler.

“Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden

ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun...”[1] Ayetiyle, Allah (c.c.)’ın Kur’an’da iman edenlere

bildirdiği önemli sorumluluklardan biri de, iyiliği emredip kötülükten

sakındırmak ve insanları İslâm ahlâkına davet etmektir. Ne var ki, günümüzde İslâm

dünyasının içinde bulunduğu dağınıklık, Müslümanların bu önemli görevlerini

gereği gibi yerine getirmelerine engel olabilmektedir. Oysa özellikle son

dönemde diğer medeniyetlerde İslâm’a yöneliş artmış ve insanlara gerçek Kur’an

ahlâkını anlatmanın önemi daha belirginleşmiştir. Allah’ın varlığı, birliği, İslâm

ahlâkının gerekleri; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatı; Kur’an’da

bildirilen hükümler; İslâm toplumunun nasıl olması gerektiği gibi konular son

dönemlerde Batı dünyası içinde en çok tartışılan konular arasında yer

almaktadır. İslâmiyet’e ilgi duyan insanlar kuşkusuz ki en doğru bilgiyi

Müslümanlardan alabilirler. Bu nedenle Müslümanların İslâm’ı en iyi şekilde

temsil etmeleri gerekmektedir. Müslümanlar tarafından insanlara İslâm’ı en

güzel şekilde tanıtacak eserlerin hazırlanması, bu yönde gerekli görsel

malzemenin temin edilmesi, toplantı ve konferanslar düzenlenerek mümkün

olduğunca çok sayıda insana ulaşılmaya çalışılması, her Müslüman’ın

çevresindeki insanlara bu yönde örnek olması büyük önem taşımaktadır.

Bununla birlikte, insanların din ahlâkından yüz çevirmelerinden kaynaklanan

pek çok sorunun ortadan kaldırılmasında da Müslümanların ittifakı önemlidir.

Din ahlâkına karşı olan ve yeryüzünde dinsizliğin egemen olması için mücadele

veren çevreler, çoğu zaman birlik içinde hareket etmektedirler. Her ne kadar

onların iş birliği bir tür menfaat birlikteliği de olsa, toplu hareket ediyor

olmaları hedeflerine daha kolay ulaşmalarını sağlamaktadır. Elbette, din ahlâkına

karşı olan her fikir sistemi -Rabbimiz’in bir kanunu olarak- yenilmeye mahkûmdur.

Ancak bu fikir sistemleri, Müslümanlara da büyük bir fikri mücadele görevi

yüklemektedir. Bu nedenledir ki, dünya Müslümanlarının en acil sorumluluklarından

biri, kendi iç anlaşmazlıklarını bir kenara bırakarak, Kur’an ahlâkını yaymak

ve insanları Allah’ın yoluna davet etmektir. Rabbimiz (c.c.), iman edenlere bu

önemli görevi, bir ayette şu şekilde bildirmiştir:

“İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız

(birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir

bozgunculuk (fesat) olur.”[2]

Müslüman siyasetçi, Kur’an ahlâkını yaymak için yapılacak bütün çalışmalara

hız kazandıracaktır. Müslümanların birlik içinde hareket ediyor olmaları, pek

çok konuda olduğu gibi, bu konuda da yapılan işleri bereketlendirecektir. Doğru

bilgi en hızlı ve en güzel şekilde tüm insanlara ulaşacaktır. Şu anda da

bireysel ve toplu olarak dünyanın farklı bölgelerinde, Müslümanlar tarafından İslâm’ı

yaymak ve tanıtmak için çeşitli faaliyetler yapılmaktadır. Ancak İslâm Birliği’nin

kurulması, bu faaliyetleri daha programlı bir hale getirecek, Kur’an ahlâkını

yaymak için sistemli bir çalışma yürütülmesi sağlanacaktır. Ayrıca sözde İslâm

adına ortaya çıkan, ama gerçekte İslâm dışı bir saldırganlık ve kabalık

sergileyen birtakım kimselerin de önüne geçilecek, gerçek İslâm ahlâkının ne

olduğu tanımlanarak birtakım kimselerin çizdiği yanlış imajlar ortadan

kaldırılacaktır.

[1] Âl-i İmran sûresi, 3/104.

[2] Enfal sûresi, 8/73.