اليمين الكاذبة
‘Yalan Yemin’, gerçeğe aykırı olan bir şeyin doğruluğuna yemin etmektir.
Yalan yere yemin eden kişi, Allah (c.c.)’ı yeminine tanık göstererek insanları aldatmak istediği için O’nun kutsal ve yüce adını kötüye kullanmakta ve O’na iftira etmektedir. Bu nedenle Hz. Peygamber, yalan yere etmenin büyük günahlardan biri olduğunu buyurmuştur.
Kur’an-ı Kerim’de, “Birbirinizi aldatmak için (yalan) yemin etmeyin, bu yüzden yere sağlam basan ayak sürçebilir ve Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azap tadarsınız. Bunun için size (ahirette de) büyük bir azap vardır.” (Nahl sûresi, 16/94.) buyurulmaktadır.
Bir kimse geleceğe yönelik bir yemini bozduğunda, keffaretini ödeyerek yemin günahından kurtulabilir. Fakat yalan yemin öyle bir günahtır ki, onun cezasını keffaret bile düşüremeyeceği için, yalan yeminde keffaret olmaz. Böyle bir günah işleyen kişi, yalanına tanık olarak gösterdiği Allah (c.c.)’a tevbe etmeli, O’ndan af dilemelei ve bir daha böyle bir hata işlememelidir. Onun günahını ancak Allah (c.c.) affedebilir.
Yalan yeminle başkalarının hakkı alınmışsa, ikinci bir günah daha işlenmiş olur. Haksız yere elde edilen varlıklar, gerçek sahibine verilmedikçe de tevbe ile kurtuluş olmaz. Örneğin bir kimse, ödemediği borcunu bile bile ‘ödedim’ diye yemin etse, karşı taraf da alacağını kanıtlayamasa ve hakim, yalan yemin edenin borçsuz olduğuna hükmetse, bu kişi iki büyük günahı birlikte işlemiş olur.
Ayrıca dikkatsizlik, alışkanlık gibi nedenlerle yalan yere yemin etmek durumuna da düşülmektedir. Kuşkusuz bunun günahı yukarıda açıklanan gibi değildir. Fakat gelişigüzel, gereksiz yere Allah (c.c.)’ın adını anarak O’nu tanık göstermek de bir günahtır. Bu nedenle yemini alışkanlık haline getirmemelidir.
Ancak çok önemli durumlarda ve doğruluğunda kuşku bulunmayan konularda yemin etmelidir.