الوسواس
‘Vesvese’, fısıltı, hışırtı ve gizli ses, fiskos, kalpte meydana gelen şüphe, tereddüt, vehim, kuruntu, iç üzüntüsü, nefis ve şeytanın akla getirdiği iç karışıklığı anlamları için kullanır. [1]
Vesvese’nin zıddı tereddütsüz, kararlı, emin ve azimli olmak demektir.
Vesvese kelimesi Kur’an’da dört yerde geçmektedir. Şeytanın Cennette bulunan Adem (a.s.) ve Havva annemize nasıl vesvesede bulunduğu Yüce Allah (c.c.) tarafından şöyle haber verilmiştir: “Derken şeytan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı (vesvesede bulundu): ‘Rabbiniz başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da (burada) ebedi kalıcılardan olursunuz diye sizi bu ağaçtan menetti.” [2]
Şeytanın Cennete nasıl girdiği ve Adem (a.s.) ile Havva validemize nasıl vesvesede bulunduğu hususunda, İslâm bilginlerinin farklı yorumları vardır.
Vesvese ile ilgili diğer bir ayet de şöyledir: “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini (fısıldadığını) biliriz. (çünkü) Biz ona şah damarından daha yakınız.” [3]
Bu ayette de Yüce Allah (c.c.)’ın kudretine işaret buyurulmaktadır. O, insanı yaratan, yok eden ve var edendir. İnsanın gizli ve açık her şeyinden haberdardır. İnsanın kalbinden geçirdiği vesvese ve düşüncelerin tamamını bilir. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v.), bu ayetin tefsiri olarak açıklamada bulunurken “Şüphesiz Yüce Allah, ümmetimden olan kişilerin kalbinden geçirdikleri şeyleri, söylemedikleri ve işlemedikleri taktirde affeder; günah olarak saymaz, diye buyurmuştur.” [4]
Başka bir ayette ise, vesvese hakkında şu bilgiler verilmiştir: “De ki: Sığınırım ben, insanların Rabbi’ne, insanların padişahına, insanların ilâhına. İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. O ki, insanların göğüslerine (kötü düşünceleri) fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım).” [5]
Burada geçen ‘vesvâs’ kelimesi, şeytan için kullanılmıştır. Yani bununla şeytan kastedilmektedir ve vesvese de onun eseridir. İnsana vesvese veren şeytan iki türlüdür. Biri cinlerden ve diğeri de insanlardan olan şeytanlardır. Bu şeytanlar, insanların kalbinde vesveseyi meydana getirerek akıl ve fikirlerini çeler, onları kötü ameller işlemeye sevk eder. Allah yoluna gitmekten, insanlık erdemine ulaşmaktan alıkoyar. Sonunda din ve imandan çıkarır, sonsuz felakete sürükler. İnsanların kalbine fısıldayıp duran, onları gaflete düşüren, her şerrin başı olan vesveseyi meydana getiren her şey, ‘hannâs’ ve ‘vesvâs’ olarak kabul edilir.
Hiç şüphesiz, şeytanın verdiği vesvese, insanı imandan, ibadetten ve güzel ahlâktan uzaklaştırır; fert, aile, ve toplumun hayatında çeşitli sıkıntıların meydana gelmesine sebep olur. Medine çevresinde yaşayan müslümanlar, koyun ve sığır etini kesip etini satmak üzere şehre getiriyorlardı. Gelen bu etleri yemekten çekinen bazı müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)’e giderek;
“Ya Resûlallah! Medine çevresindeki bazı insanlar bize et getirip satıyorlar. Bunların, hayvanı keserken besmeleyi okuyup okumadıklarını bilmiyoruz, diye sormuşlar. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.) şu cevabı vermiştir: Bismillah deyiniz ve sonra o etleri yiyiniz.” [6] Resûlullah (s.a.v.) bununla vesveseden uzak durmaya işaret buyurmuştur.
Başka bir konu ile ilgili olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)’e şöyle soruldu: “Ya Resûlallah! Birisi namaz kılarken abdestim bozuldu, diye gönlünde vesvese hissederse, bu kişinin namazı bozulur mu, bozulmaz mı? Hz. Muhammed (s.a.v.) şu cevabı vermiştir: Hayır. Bir yellenme sesi veya bir kokuyu duymadıkça namazı bozmaz.” [7] Burada da Resûlullah (s.a.v.) vesveseden uzak durmayı, abdestin bozulduğuna dair kanaat hasıl olmadıkça namazı bozmamayı tavsiye etmiştir.
Fıkıh usûlünde de vesvese kötü bir şey olarak kabul edilmiştir. Her şeyde tereddüt ve vesvese ile hareket edenin sözüne itibar edilmemiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.) vesvese ile hareket edenin talâkının (boşanma sözü) geçerliliğini kabul etmemiştir. [8] Yani hanımını boşayıp boşamadığını veya söylediği sözler hakkında vesvese içinde olan bir kişinin talâkı (boşaması) geçerli kabul edilmemiştir. [9]
Görüldüğü gibi, Kur’an ve Sünnette vesvese kötü bir huy olarak değerlendirilmektedir. Özellikle vesvese ile ilgili bütün ayetlerde, vesvesenin şeytandan geldiğine işaret buyurulmuştur. Buna göre, İslâm vesveseden sakınmayı istemiştir. Çünkü vesvese faydalı değil, zararlı olan bir şeydir. Vesveseye kapılan insan, ibadetlerinde yanılır, çeşitli hatalara düşer ve yaptıklarından zevk almaz. Vesvese insanı yanlış ve batıl yollara saptırır. Hatta vesvesenin ileri boyutlarında insan akli dengesini bile kaybedebilir.
Yüce kitabımız Müslüman’ın karşılaştığı birçok tehlikeyle ilgili savunma yöntemleri gösterdiği gibi, vesvese tehlikesi karşısında nasıl hareket edeceğini de açık biçimde bildirmiştir: “Şüphe yok ki Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah'ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.” [10] İnançlı bireylerin, zihinlerinde yer bulan vesvese hastalığı karşısında yapacakları ilk iş iyice derinlemesine, dikkatli bir biçimde düşünmektir. Böylece düşünen insan kendisini vesvese sarmalından kurtarmanın ilk adımını atmış olacaktır. Ancak bu yeterli değildir. Aynı zamanda buna ilaveten Yüce Yaratıcıyı hatırlamak gerekecektir. İşte bu yöntemle vesveseden korunmak mümkün olabilecektir.
İnsanın yakalandığı vesvese hastalığından kurtulmasında Allah (c.c.)’ın yardımı son derece mühimdir. Duruma işaret eden ayet şöyledir: “Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.” [11]
Şeytan’ın vesvesesinin mahiyeti de üzerinde durulması gereken meseleler arasındadır. Acaba insan ezeli düşman olan, ta insanın ilk yaratılışında ve cennetten çıkarılışında ademoğlunu yoldan çıkaracağını, bütün gücüyle bu yolda çalışacağını söyleyen şeytan’ın vesveselerine neden uymaktadır! Bu vesvesenin insanı etkileyen tarafı nedir!
Bu soruların cevaplarını da hakla batılı birbirinden ayıran yüce kitabımız vermektedir: “Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” [12] Görülüyor ki; şeytanın vesvesesinin birinci unsuru ebediliktir. İnsanı vesvesesiyle saptırmak için bağımsız, ebedi bir hayat fikri vermeye çalışmaktadır. Bunun başka bir işleyiş biçimi de şeytanın insana ölümü, yarın bir gün hayatın son bulacağını unutturmasıdır. Şeytanın vesvesesiyle hayatın sonlu olduğunu, sayılı nefeslerin tükeneceğini unutan kişi böylece kendisini ebedi zannetmekte ve şeytanın tuzağına kapılmış olarak elinden gelen bütün kötülük ve çirkinlikleri benimseyebilmektedir. Şeytan’ın vesvesesinin ikinci unsuru sonu olmayan bir saltanattır. Saltanat mal ve mülkü çağrıştırır. Malı, mülkü ve otoritesi olmayanın saltanatı da yoktur. Buna göre şeytanın insanı vesvesesine düşürmek için kullandığı diğer unsur dünyalıklar, mal, mülk ve maddi değeri olan her şeydir.
Müslüman’ın gözünde ise bunların hiçbirinin mutlak manada değeri yoktur. O, ebediliği Ahiret yurdunda saltanatı Cennette arar.
Kimi zaman vesvese bir imtihan vesilesi niteliğindedir: “Allah şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler derin bir ayrılık içindedirler.” [13]
Görülüyor ki; vesvese hasta ve katı kalplere musallat olmaktadır.
Vesvese Hastalığından Kurtuluş Yolu
Her konuda olduğu gibi, vesveseden kurtuluşta da dua müminin en büyük korunaklarından birisidir. Allah (c.c.), sevgili peygamberimize dolayısıyla da bizlere birçok konuda korunma duaları öğretmiştir. Aynı şekilde vesvese konusunda da dua ile korunmamız tavsiye edilmektedir: “De ki: Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım.” [14]
İslâm dini, inançlı insanın hayatını mutlu bir şekilde devam ettirebilmesi için ilkeler getirmiştir. Adalet bu ilkelerin başında gelir. İyiliği yaygınlaştırma, kötülüğü toplumdan kaldırma, yardımlaşma, istişare ve saygı diğer temel ilkeler olmaktadır. Vesvesenin kaynağında ise ilkesizlik ve prensip merkezli yaşayışın bulunmayışı vardır. Vesvesenin kelime anlamına bakıldığında fısıltı, gizli ses gibi anlamlara geldiği bir daha hatırlanırsa, ilkesiz hareket eden insan, etrafından gelen fısıltı ve belli belirsiz seslere göre hayatını yönlendirecek, vesveselerin esiri olacaktır. Ancak hayatını sürdürmek bakımından temel ve değişmez ilkelere sahip olan kişi, nefisini vesveselerden arındırabilecek ve bulunduğu her yerde mutluluk bayrağı çekilecektir. O halde yapılması gereken İslâm’ın temel prensiplerini en güzel biçimde öğrenmek ve hayatlarımızı bu prensipler çerçevesinde şekillendirmek olmalıdır.
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen
[2] Araf sûresi, 7/20.
[3] Kaf sûresi, 50/16.
[4] Sahîh-i Buhârî, İman.
[5] Nâs sûresi, 114/1-6.
[6] Sahîh-i Buhârî.
[7] ez-Zebîdî.
[8] Sahîh-i Buhârî, Talâk.
[9] Vesvese, Nureddin Turgay.
[10] Araf sûresi, 7/201.
[11] Enfal sûresi, 8/11.
[12]Taha sûresi, 20/120.
[13] Hacc sûresi, 22/53.
[14] Müminûn sûresi, 23/97.