بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / الهجاء
الأرشيف — محتوى قديم

الهجاء

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘Hiciv’, kinayeli olarak bir kişiyi yermek, ayıplarını saymak anlamına gelir.

Hiciv ile; hicvedilenin gizli kötülükleri sayılıp dökülmekle, onun bir takım sırları ortaya dökülür, şeref ve onuru lekelenir, düşmanlarını sevindirir ve dostlarını aşağı düşürür.

Hiciv, eskiden şairlerde görülen hastalık idi. Günümüzde bunun yerini yazılı ve görsel medya almış bulunmaktadır.

Hiciv, ya kin, haset ve düşmanlıktan olur, ya da bir isteğe ulaşmak için yapılır. Bunların ikisi de dini bakımdan ve sağlam akıl açısından çirkindir, yasaklanmıştır. Bunun için hicivler ne kadar renkli olsa yine de insaflı kişiler yanında kabul görmez. Yalnız şunu da belirtelim ki, her hiciv, bunu yazanın ya da şairin kötülüğüne işaret sayılmaz... Ancak şairin isabetine de işaret sayılmaz.

Hiciv yoluyla insanların ayıp ve eksiklerini yayanlar her zaman sevimsiz ve ayıplanmış olduğundan bunu yapmak akıllı kişiye yakışmaz. Hele çirkinlik, kamburluk, şaşılık gibi sahibinin düzeltemeyeceği organlarını küçük görmek yolundaki hicivlerin nerelere varacağını bir kere düşünmek gerekir. Cenâb-ı Hakkın yarattığı ve bizim bir tüyünü bile yaratmaya gücümüz olmayan insanları beğenmememiz elbette ki yakışıksız bir davranıştır. Bu hareket O’nun yarattığını küçük görmek değil de nedir?

Hiciv günümüze oranla eski devirlerde daha çoktu. Eski Yunanlılarda Aristofan ve Menandr; Araplardan Hutye Bişar, Ebu Dilâme ve benzeri şairler çoğunlukla hiciv yazan şairlerdir.

Hutye, bir sahabiyi hicvedince, bu zat Hz. Ömer (r.a.)’e şikayet etti. O da o şairi çağırtıp hicviyesini okudu bir beytine gelince bunun pek ağır ve diğerleri gibi yorumu mümkün olmadığından meşhur şairlerden Hassan yahut Lebid’in doğrulamasıyla hapse atılmasını emretti. Bir müddet sonra bir takım kasidelerle af dilemesi ve Ashabı Kiramdan bir çok zatlar tarafından şefaat olunması üzerine hapisten çıkarıldı. Bir daha böyle bir şey yaparsa cezalandırılacağı şartıyla affolundu.

Bişar da herkesi dilinden bıktırmıştı. Bir gün bir şey üzerine hiddetlenerek hakaret dolu bir kıt’a söylemişti. Zamanın halifesinin kulağına gidince dövülüp, kelepçelenerek hapse atılmasına karar verildi. Ve öylece prangalı olarak öldü. Herkes onun dilinden kurtulduğu için birbirini tebrik ediyor, ondan kurtuldukları için seviniyorlardı.

Ebu Dilâme, hicivle beraber lâtife yapma yönü daha çok olduğundan Bişar gibi bir belaya uğramış olmamakla beraber zamanında çevresindeki insanları kendi dilinden sakındırmış ve korkutmuş bir hicivcidir. Ebu Tayb Mütenebbînin sonu; Damâd İbrahim Paşa ve bayram paşaları hicvedenlerin ne şekilde dillerinin belâsına uğradıkları da herkesin bildiği bir husustur.

Meşhur şair Ebu’l-Ayna’ya “halktan kimleri över ve kötülersin? diye sorduklarında “halktan cömertlik ve iyilikleri edenleri överim, cimrilik ve kötülük edenleri de kötülerim” der. Bundan da anlaşılıyor ki; hiciv, gıybet ve kötülükleri yaymak hastalığına yakalananları susturmak ve övücülerin seslerini yükseltmek cömertlik ve iyilikle olurmuş!