بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق السياسة / الأسس الأخلاقية في السياسة / المسالمة
الأسس الأخلاقية في السياسة

المسالمة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Selâm ve İslâm kelimesiyle aynı kökten gelen ‘Müsalemet’, herkes ile iyi geçinmek, kimse ile kavgalı olmamak, demektir. Aslında Müslüman’ın ahlâkı tamamen bunun üzerine kurulmuştur. Yani Müslüman kendisiyle, ailesiyle, toplumuyla ve diğer insanlarla iyi geçinmek zorundadır. Nitekim Peygamber (s.a.v.) Müslüman’ı, “Elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kişidir.’ Diye tarif ediyordu.

Bunun için Müslüman çevresinde iyiliği yaymaya çalıştığı gibi bunu davranışlarına yansıtarak örnek bir kişilik oluşturmalıdır. İnsanlara eziyet etmek, geçimsiz olmak bir Müslüman’ın şanından değildir.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:

Hz. Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: ‘Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kıyamet günü, müminin mizanında güzel ahlâktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teâlâ hazretleri, çirkin düşük söz (ve davranış) sahiplerine buğzeder.” [1]

Bu alışkanlık insan için her zaman rahatlık ve güven sebebidir. Mutluluğa sebeptir. Bir milletin fertleri arasında sulh fikri devamlı oldukça o millette sevgi ve kardeşlik sürekli olur. Bu alışkanlığı yitiren millet fertleri arasına ayrılık ve düşmanlık tohumları ekilir.

Müminin en kıymetli varlığı olan iman, kemalini (en yüksek seviyesini)ancak güzel ahlâkla bulabilmektedir. Öyle ise ebedî kurtuluşun yegâne vesilesi olan imanda daha yüksek bir mertebe elde etmek, mükemmele yaklaşmak isteyen, ahlâkını güzelleştirmek için gayret gösterecektir

İçeride sulh ve huzur içinde güvenle varlığını sürdüren bir memlekete dışarıdan gelen düşmanlık ve bozgunculuğun tehlikesi olmaz. Asıl başarı o barış ve huzuru gerçekleştirmek ve onu korumaktadır.

Bediuzzaman diyor ki: ‘İslâm ‘selm’ ve müsalemettir. Dahilde niza ve husûmet kabul etmez.’

Müsalemet ahlâkı İslâm Birliğinin temel esaslarındandır. Müslümanlar aynı dinin mensupları ve kardeşler olarak birbirlerine itimad ettikleri gibi birbirlerinin elinden ve dilinden emin olan kimselerdir. Bu özellik en dar mahalleden en geniş anlamında İslâm coğrafyasına varıncaya kadar aynıdır.

[1] Tirmizî, Birr; Ebu Dâvud, Edeb.