بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / المدح
الأرشيف — محتوى قديم

المدح

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘Medih’, bir kimsenin yaptıklarından veya sahibi bulunduğu nimetlerden sözederek onu yüceltmeye denilir.

Medih kelimesi ‘övgü’ ile eş anlamlıdır. Zıttı ise ‘Zem’ etmektir.

Medhetme, İslâm’da bazı konularda yasaklanmıştır. İmam Gazali der ki : “Övgüde altı afet vardır. Dördü övene, ikisi övülene aittir. Bunlar:

1. Övgünün çokluğu, övenin yalana sapması sonucunu doğurur. Fakir derim ki şairler bu hastalığa düşmüşlerdir. Çünkü en iyi ve yalan sözleri bu meslek erbabı zaman zaman söylemişledir.

Hatta bazılarında bu durum cehalet ve takva azlığı sebebiyle küfre kadar varmaktadır. Arap şairlerinden meşhur Mütenebbi bu hataya çok düşmüştür.

2. Medih, bir tür Riya’dır. Zira övmek sevgi davasında bulunmaktır. Gerçeğe uygun olmayınca da bu riya olur.

3. Anlaşılması, incelenmesi mümkün olmayan konulardır. Bu afet mutlak üzere bilseydi, övmek değil, benden şikayet ederdi” derlerdi. vasıflarla medhetmekte olur. Örneğin: “Falan kimse zahiddir, velidir, vera ehlidir” demek gibi. Zira zühdün hakikati ile velayet ve vara’ın bir kimsede kesin olarak varlığını bilmek zordur. Ama özel vasıflarda ilim ile mümkündür. Örneğin: “Filanı gördüm, teheccüd namazı kılar, sadaka verir” demek caizdir. Çünkü görülen, hissedilen bir iştir. Bu afetten sakınmak için Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur : “Bir kimseyi övmek ve tezkiye etmek mutlaka gerekiyorsa ‘benim tahminime göre böyledir, Hak Teala’ya kimseyi medh ve tezkiye etmem deyin.”

3. Bir fasık kimseyi övmek, onun ferah ve süruruna sebep olmaktır. Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulmuştur: “Günaha dalıp giden isyankar kişiyi övene Allah Teala gazap eder.”

Ben derim ki: öven kişiye bir afet de şudur: Zillete düşmesi lazım gelir. Mümine gerektir ki, zillete düşmekten sakınsın. Bilhassa övgü dünyalık yararlar için olursa... Özellikle bu zamanda cömertlik, cud ve kerem tamamıyla yok olmuş, edebi övgülerle yıkılmış olup, methedeni dinlemek, viran bir köşk gibi çökmüş bir ortama girmiştir. Zamanın emirleri, bir şairin elinde kaside görse, canı başına sıçrar ve belagat sahibi biri, kıtasında inciler döktürüp sunsa, ızdırabından ecel terleri döker.

Övülen kişi için doğan afetler :

1. Övülen kimsede Kibir ‘büyüklük’ ve ücubun meydana gelmesidir. Hikaye olunur ki, Araplarının büyüklerinden Carud-ı Abdi Hazreti Ömer (r.a.)’ın meclisine gelince oradakilerden bazıları, “Bu gelen Rabia kabilesinin efendisidir.” dediler. Carud yaklaşınca Hazreti Ömer (r.a) ona bir değnekle vurdu. O zat “Ey mü minlerin emiri! Ne kusur işledim” deyince “Dediklerini işitmedin mi? dedi Hz. Ömer. O da, “Bundan ne lazım gelir?” dedi tekrar. Bu sefer Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyurdu: “Sana kibir ve ucub gelmekten korkup seni bu yolla zelil ettim.”

2. Övülenin, hakkındaki övgüleri işitince bunları kendisinde gerçekten var sanıp, daha fazla fazilet elde etmek için gayret etmekten vazgeçip tembelliğe düşmesidir. Bu iki afetten dolayıdır ki, Peygamber (s.a.v.) huzurunda bir kimse başkasını övünce ‘Boynunu kestin buyurmuşlardır’ ve Hz. Ömer (r.a.) de, “Övgü boğazlamaktır” buyurdular.

Hz. Ebubekir (r.a.) övüldüğü zaman edebinden ve takvasından şöyle dua ederdi:

“Ey Rabbim, Sen beni benden daha iyi bilirsin. Ben de kendimi başkalarından daha iyi bilirim. Ey Alemlerin Rabbi, halkın bende zannettiği iyilik ve faziletleri bana nasip eyle. Bende olduğu halde halkın bilmediği günahlarımı da affet. Söyledikleri güzel özellikler karşısında beni kendini beğenmişlik ve gurur gibi şeylerden koru.”

Mutarraf derdi ki: “Hakkımda yapılan övgüleri dinlemedikçe asla ruhen küçülmedim. Dinlediğim zaman ise küçülmüşümdür.

Ziyad b. Ebu Müslim demiş ki: bir kimse medh-u senasını dinlerken muhakkak şeytan orada ortaya çıkar. Ama müminler böyle zamanda tedariklidir.”

O halde övgüsünü dinleyen kimse gayet uyanık olması lazımdır. Nefsine bakıp ucub ve kibirden kurtulmalı, tembellikten ameli azaltıp azmini kırmaktan uzaklaşmalıdır.

Bazı bilginler asla övgü dinlemezlerdi. Dinleyenler de durumun tehlikesini bilir, ucub ve riyaya karşı son derece uyanık olurlardı.