بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أمراض الأخلاق الذميمة / الأخلاق الذميمة / المداهمة
الأخلاق الذميمة

المداهمة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘Müdâhene’, sözlükte çıkar sağlamak için yüze gülmek, yağcılık yapmak, yaltaklanmak, yalan yere sevgi göstermek ve dalkavukluk yapmak anlamına gelir. [1] Müdahene, güç ve kudreti olduğu halde, Allah (c.c.)’ın yasakladığı işleri açıkça yapan ve başkalarına da kötü örnek olan kimseye engel olmamaktır.

Güzel bir sonuç düşüncesiyle olmaksızın, herhangi bir kimsenin makamından ve servetinden dolayı yüzüne gülmek, ona müdarada bulunmak çok kötüdür. Böyle bir davranışa, temellük, müdahane (yağcılık), yaltaklanmak ve dalkavukluk denir ki, insaniyete asla yakışmaz. Dince yasak, aklen de çirkindir.

Allah (c.c.)’ın yasakladığı haramları işleyen birisine karşı tavır almamak, onun yanlışlığını uygun yöntemlerle ortaya koymamak, dinde gevşekliğin, riyakarlığın ve tepkisizliğin bir sonucudur. Fitne olmadığı yani kişinin dinine, malına ve canına zarar verecek bir durum söz konusu olmadığı zaman, haram ve mekruh işleyen Müslüman kardeşini ondan vazgeçirmek ve o yanlışa düşmesine engel olmak gerekir. Bu tavır, hata yapan o insana karşı Müslüman kardeşinin dinî ve ahlâki bir görevidir. Susmak ve dinlemek çoğu yerde iyi ve faydalıdır ama hakkın, doğrunun ve güzelin konuşulması gereken yerde susulması doğru olmaz ve işte bu ‘müdahene’ olur.

“Kendilerine ilim ve hidayet verdiğimiz kimseler, ilimlerini insanlardan saklarlarsa, Allah’ın ve lanet edenlerin lanetleri, bunların üzerlerine olsun.” anlamındaki âyeti kerime, müdahene etmenin çok kötü ve haram olduğunu bildirmektedir.

‘Müdahene’nin zıddı, gayret ve salabettir.

“Onlar (müminler) müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise izzetlidirler. Allah yolunda cihad ederler ve hiç (bir zaman) kınayıcının kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın bir lutfudur, onu dilediğine verir. Allah’ın lutfu geniştir ve O her şeyi bilendir.” [2] âyet-i kerimesinde ise, dinde gayret ve salabeti olanların, malları, canları, sözleri ve kalemleri ile cihad etmeleri gerektiği ifade edilmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v.), “Çok acı olsa da, hakkı söyleyiniz.” buyurmaktadır.

Müdahene konusunda Allah Teâlâ müşriklerle olan ilişkilerinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’e şu uyarıda bulunmaktadır: “İstediler ki, sen yağcılık yapasın da onlar da yağcılık yapsınlar.[3]

Müşriklerin, Peygamber (s.a.v.)'den kendilerinin hoşuna gidecek şeyler yapmasını, kendi inançlarına saygılı olmasını; böyle yaptığı takdirde kendilerinin de O’na karşı hoşgörülü davranacaklarını söyledikleri anlatılmaktadır.

Bu ayetten anlaşıldığı gibi Araplar, Peygamber (s.a.v.)'in tebliğine izin vermek, O’na yumuşak davranmak için O’ndan bazı ödünler istemişlerdir. Tanrılarını övmesini veya hiç değilse kötülememesini, inançlarını yermemesini teklif etmişlerdir. Bunun birkaç kez tekrarlandığı, doğrudan Peygamber (s.a.v.)'in kendisine gelip veya amcası Ebu Talib'e gidip aradaki gerginliğin kalkması için O’ndan bazı ödünler istediklerini biliyoruz. Onların Müslüman olmasını, hiç değilse Hak yoluna engel olmamalarını arzu eden Peygamber (sav)’in de, zaman zaman gönlünden, onların önerilerini kabul etme, onlara biraz ödün verme düşüncesi geçmiş olmalıdır ki, İsrâ Sûresinin 73-74. ayetlerinde O’na hitaben şöyle buyurulmaktadır: “Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, nerdeyse onlara bir parça yanaşacaktın. O takdirde de sana hayatın da, ölümün de kat kat(azab)ını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.”

İlk zamanlar Peygamber (s.a.v.)'in davetine uyanlar fakirler, köleler, zayıflardı. Peygamber (s.a.v.), kendisine inanan o fakirlerle oturur, sohbet eder, onlarla zenginler arasında bir ayırım yapmazdı. Oysa zengin lider takımı, bu yoksul insanlarla beraber oturmaya tenezzül etmezlerdi. Hz. Muhammed (s.a.v.)'den kendileri gelince fakirleri yanından uzaklaştırmasını istiyorlardı. Davetinin esası tevhidin özüne ilişkin olmadığı için Peygamber (s.a.v.) onların bu önerilerini kabul etme eğilimi göstermişti ki, Allah (c.c.), O’nu böyle bir ödün vermekten yasaklamıştır.

Müdahene, övgü ile de yakından ilgilidir. Allah (c.c.), insanın kendisini övmesini menetmiştir. İnsanın kendisini ne Allah (c.c.)'ın huzurunda, ne de başkalarının yanında övmesi Kur'an ahlâkına uygun değildir. Kendisini övmek doğru olmadığı gibi, yüzüne karşı başkasını övmek de o kimseyi gurura sevk edeceğinden doğru değildir. Kişinin kendisini övmesi kendini beğenmekten, başkaları yanında maddî veya manevî çıkar sağlama çabasından ileri geldiği gibi, yüzüne karşı başkalarını övmek de yine çıkar sağlama hevesinden doğar. Birincisine kendini beğenen, ikincisine dalkavukluk denir ki her ikisi de kötüdür. Ama hiçbir menfaat duygusu olmadan birine karşı sevgi ve düşüncesini belirtmekte bir sakınca yoktur. [4]

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen

[2] Mâide sûresi, 5/54.

[3] Kalem sûresi, 2/9.

[4] Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan, Akçağ.