بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / المحبة
الأرشيف — محتوى قديم

المحبة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

İslâm ahlâk literatüründe Muhabbet ve Meveddet gibi kelimelerle ifade edilen sevgi duygusu, insanın diğer insanlarla arasındaki ilişki ve kaynaşmanın en önemli unsuru ve dolayısıyla toplumsal hayatın kurulması ve güçlendirilmesinin vazgeçilmez şartı olduğu için Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde müslümanların kardeş oldukları belirtilerek onların arasında güçlü bir sevgi bağı kurulması öngörülmüştür. “Hepiniz Allah’ın (c.c.) ipine sımsıkı tutunun, birbirinizden ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinize düşman iken, O sizin kalplerinizin arasında dostluk meydana getirip ısındırdı da nimeti sayesinde kardeş olarak sabahladınız...”(Âl-i İmrân sûresi, 3/103.)

“Mü’minler ancak kardeştirler; onun için iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah’tan (c.c.) korkun ki merhamet olunasınız.”(Hucûrât sûresi, 49/10.)

Gerçek anlamda ilk müslüman toplumun kurulduğu Medine’de, Mekke’den göç edenlere kucak açan Medineli müslümanlar Kur’an-ı Kerim’de: “Onlar, hicret edip yanlarına gelenleri severler” (Haşr sûresi, 59/9.) diye takdir edilmektedir. Bunların muhacirlere (Mekke’den göç edip gelenler) yaptıkları yardımlar nedeniyle, Kur’an-ı Kerim’de, “ensar” (yardım severler) diye anılmaları ve bütün İslâm tarihi boyunca bu isimle anılmaları, İslâm ahlâkında sevgi ve onun ürünü olan dayanışmanın önemine işaret eder.

Ünlü müslüman düşünür Fârâbî, bir ülkenin bireylerini ve nesillerini bir araya getirip kaynaştıran en önemli gücün sevgi olduğunu belirtir. Fârâbî’ye göre, toplum sevgiyle kaynaşır, adaletle yaşar. Sevgi ya doğal ve kendiliğinden olur; ya da istek ile olur. İstek ile olan sevgi, ancak başta Allah’a iman olmak üzere, insanların ortak inançlarda ve faziletlerde birleşmeleriyle mümkün olur. Bu suretle birbirini seven ülke insanları, kendi yararları ile birlikte sevdikleri diğer insanların yarar ve mutluluklarını da düşünürler. Böylece aralarındaki birlik ve kaynaşma daha da artar. Buna karşılık birbirini sevmeyen bireyler, birbirinin yararını ve mutluluğunu da istemezler. (İlmihal, T. Diyânet Vakfı Hey’eti.)

Gazâlî ise bu konuda şöyle der: İnsan öncelikle kendisini ve kendi varlığının devamını sağlayan şeyleri, ikinci olarak da kendisine iyilik ve ikramda bulunanları sever. Bu sebeple gerek Kur’an’da ve gerekse hadislerde sevginin gelişip yaygınlaşması için insanların birbirlerine iyilik ve ikramda bulunmaları emredilmiştir. Sevginin en yüksek derecesi ise, bu tür “ben” merkezli anlayışı aşarak başkasını, ondaki iyilik, erdem, güzellik ve yetkinlik gibi üstün nitelikler dolayısıyla sevmektir. Böylece insanda sevgi, maddi olanı sevmekle başlar, manevi olanı sevmekle gelişir. En yüksek sevgi ise Allah(c.c.) sevgisi ve Allah (c.c.) için sevgidir. “Allah için sevgi” deyimi aynı zamanda karşılıksız sevgiyi ifade eder. Hz Peygamber (s.a.v.): “Mü’minler birbirini sevmekte, birbirine şefkat göstermekte ve korumakta, herhangi bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da bu yüzden uykusuzluğa ve hummaya tutulan bir vücut gibidirler.”(Buhârî.)

Böylece sevgi ve sevginin doğal bir sonucu olan kardeşlik, dostluk gibi kavramlar, sadece bir duygu yapısını değil, insanları olumlu eylemlere yönelten bir ahlâk motifini ve toplumsal dayanışma unsurunu da ifade etmektedir. İslâm ahlâkının bu aksiyoner karakterini dile getirmek üzere hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona ihanet etmez, yalan söylemez, onu sıkıntıda bırakmaz. Her müslümanın diğerine namusu, malı ve kanı haramdır. Takva işte buradadır (yani kalptedir). Bir kimsenin müslüman kardeşini hor görmesi kendisine yapacağı kötülük olarak yeter.”(Buhârî, Müslim, Tirmîzî.)

İnsanlar arasında esas olan sevgi ve kardeşlik olduğuna göre, haklı gerekçeye dayanmadan herhangi bir kimseye karşı düşmanlık duygusu besleyip düşmanca davranmanın İslâm ahlâkı bakımından asla onaylanamayacağı açıktır. Yine Peygamber (s.a.v.): “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona haksızlık etmez, onu düşman eline bırakmaz. Kim müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderir; kim müslüman kardeşini bir sıkıntıdan kurtarırsa Allah (c.c.) da onu bir sıkıntıdan kurtarır; kim müslüman kardeşinin bir kusurunu gizlerse Allah (c.c.) da onun kusurunu dizler (affeder).” (Buhârî, Müslim.)