بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / المحاسبة
الأرشيف — محتوى قديم

المحاسبة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Hesap görme, hesaplaşma, kendi kendini sorgulama diyebileceğimiz muhasebe; mü’minin, her gün, her saat, iyi-kötü, yanlış-doğru, günah-sevab yaptığı şeyleri gözden geçirip hayırları, güzellikleri şükürle karşılaması; sapmaları ve günahları bağışlatarak gidermeye çalışması; yanlışlıkları, kötülükleri de tevbe ve pişmanlıkla düzeltmeye gayret göstermesi adına çok önemli bir cehd ve insanın kendini isbat etmesi konusunda da ciddi bir teşebbüs sayılır.

Ayet-i Kerime’de: “Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır ve Allah her şeye kadirdir.” (1) fermanı ile Allah Teala, ilahi muhasebeden söz etmekte ve buna hazırlıklı olunmasını istemektedir. Bu Ayet’ten bir önceki Ayet’te, müslümanların, borçlanma ve bunların kayıt altına alınması ve şahitlikler gibi konularda uyması gereken kurallar bildirilmektedir. Ardından bu Ayetle hukuki kuralların ahlaki derinlikler ile güçlendirilmesine dikkat çekilmektedir. Çünkü İslam’da derin ahlak kuralları ile hukuk kuralları aynı ilahi kaynaktan doğarlar ve İslam nizamı, hem bir eğitim sistemi ve hem de ilahi yasalar bütünüdür.

“Fütühat-ı Mekkiyye” sahibinin de belirttiği gibi, selef-i salihin, her günkü iş ve davranışlarını ya kaydeder veya hafızalarına alır; sonra da bunlar arasında, kalbi endişe ve vicdanı sızlamaya sebebiyet verecek bir kısım üzücü hususları, ileride ruhlarında meydana gelmesi muhtemel gurur fırtınalarına ve kendini beğenme girdaplarına karşı dikkatlice kullanır ve aynı zamanda günah saydıkları şeylerde istiğfara sığınır, hata ve sapıklık virüslerine karşı tevbe karantinasına girer, nihayet temsil ettiği güzelliklerden dolayı da yüzünü yere koyar ve şükranla iki büklüm olurlardı.

İnsanın, kendi kendini derinlik yanlarıyla, iç derinlikleriyle, mana ve ruh enginlikleriyle keşfedip tanıması, tanıyıp yorumlaması diye de ifade edebileceğimiz muhasebe, gerçek insani değerlerin ortaya çıkarılması, bu değerlere esas teşkil eden duyguların geliştirilmesi ve korunması yolunda bir ruh gayreti ve düşünce sancısıdır. Ancak böyle bir düşünce sayesindedir ki insan, dünü, bugünü ve yarınıyla alakalı, hayrı-şerri, güzeli-çirkini ve yararlıyı-zararlıyı birbirinden ayırıp gönül istikametini koruyabilir.

İnsanın, yaşadığı günü değerlendirip geleceğe hazırlanabilmesi; geçmişte işlediği hataları telafi edip Allah katında aklanabilmesi; dünü, bugünü ve yarını itibariyle kendi kendisini sorgulayıp gerçek değerini bulabilmesi; daha da önemlisi Allah ile ilişkileri açısından iç dünyasında sürekli yenilenebilmesi ancak ve ancak sıkı bir nefis muhasebesiyle mümkün görülmektedir. Çünkü insanın hem zaman üstü özellikleri ve zamanla sınırlı duyguları, onun ruhsal ve duygusal hayatiyle çok ilintilidir.

Müslüman ne duygusal ve ruhsal hayatı ve ne de genel davranışları bakımından kesinlikle muhasebeden uzak kalamaz.

O bir yandan dün ihmal ettiği, hatta yıkılmasına göz yumduğu geçmişini “Tevbe edip Allah’a dönün.” (Nur suresi, 24/31.) ilahi rahmetiyle onarmaya çalışırken diğer yandan da “Ey iman edenler, Allah’tan korkun, O’na karşı saygılı olun. Ve herkes yarı için ne hazırladığına baksın...” (Haşr suresi, 59/18.)

şeklindeki yıldırımlar gibi ürpertici, rahmet yağmurları gibi ferahlık verici uyarılarla uyanır; kendisine çeki-düzen verir, elinden geldiğince bütün kötülüklere karşı kapanır. İçinde bulunduğu anı tıpkı bir döllenme mevsimi, bir bahar mevsimi gibi değerlendirir ve imanın verdiği şuurla, ileri görüşlülükle saatlerine ve zamanlarına derinlik kazandırır.

Muhasebe, müslümanın iç dünyasında yanan bir ampül, vicdanında da sürekli iyi şeyler yapılmasını isteyen vaiz gibidir.

Her birey onunla hayrı-şerri, güzeli-çirkini, Allah’ın sevdiğini ve

Sevmediğini birbirinden ayırır, en aşılmaz gibi görünen engelleri aşar ve hiçbir şeye takılmadan gidip hedefine ulaşır. (Kalbin Zümrüt Tepelerinde, F. Gülen.)