العبودية
Ubûdiyet, Allah’a kulluk demektir. “Ben insanları ve cinleri, ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariyât sûresi, 51/58.) âyeti, cinlerin ve insanların, yalnız Allah’a kulluk için yaratıldıklarını bildirmektedir. İnsan, olgunluk yaşına erdiği andan itibaren ölünceye kadar Allah’a ibadet etmekle yükümlüdür. Asıl görevi kulluktur. Diğer işler, kulluğa kuvvet bulmak ve bunu rahatça yerine getirebilmek içindir. “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et.” (Hicr sûresi, 15/99.) âyeti, Peygamber (s.a.v.)’e ve dolayısıyla her ferde. Ölünceye dek Allah’a kulluk yapmayı emrettiği gibi: “Ailene namazı emret ve namaz (ın zorluğuna) katlan. Biz senden rızık istemiyoruz, seni besleyen Biziz.” (Tâhâ sûresi, 20/132. ) âyeti de aile bireylerini de ibadete alıştırmayı, ibadetin, rızık kazanmaktan de önemli olduğunu vurguluyor. Çünkü rızık, bedenin gıdasıdır. İbâdet ise ruhun gıdasıdır. Bedenin ömrü geçicidir. Rûhun ömrü ise süreklidir. Bedenini beslemeyen, sadece kısa ömrü kaybeder. Ama rûhunu beslemeyen, ebedî mutluluğunu kaybeder. Bundan dolayı rûhun gıdası olan ibâdet, bedenin gıdası olan rızıktan önde tutulmuştur.
Allah’a inanmak ve O’na kulluk etmek, yüksek ahlâkın temelidir. Gözümüzün iliştiği her varlık, her tabiat olayı, evrenin insanlar için olağan üstü akıl sahibi bir yaratıcının var olduğunu gösterir. Bu ince düzen kendi kendisine meydana gelemez ve kör bir rastlantının eseri olamaz. Her şeyi ince bir hesap ve dengeye göre yaratan Allah, dünyadaki yarattıkları arasında insana akıl vermiş ve bununla insanı tabiata hakim kılmıştır. Kendisine bu kadar nimetler verilen insan elbette başı boş bırakılmamıştır. Bu nimetleri veren Allah’a şükür ile sorumlu tutulmuştur. Allah’a şükür O’na kulluk etmekle olur. İnsanın Allah’a kulluk etmesi, yine kendi yararınadır. Çünkü Allah’a kulluk, insanı dünyada kötü işlerden çekip kurtardığı gibi onun âhirette de sonsuz mutluluğa ermesini sağlar.
Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Yedi kişi var ki Allah, Arş’ın gölgesinden başka gölgenin olmayacağı Kıyâmet gününde onları, Arşı’nın gölgesi altında bulundurur. Âdil devlet başkanı, Allah’a kulluk ile yetişen genç, Allah için birbirini severek bir araya gelen ve ayrılan iki kişi, gizlice Allah’ı anarak ağlayan kişi, güzel bir kadın kendisni çağırdığı halde ona “Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” diyen adam ve Allah yolunda gizlice sadaka verip, sağ eliyle verdiğinden sol eli haberi olmayan adam.” ( Buhârî ve Müslim.)
Ebû Ali ed-Dakkak diyor ki: “Kulluktan daha şerefli bir makam yoktur. Müslümana kulluk isminden daha yüksek bir isim bulunamaz. Bundan dolayı Allah, Peygamber (s.a.v.)’in, dünyada ebşerefli vakti olan Mi’rac gecesindeki halini kullukla nitelendirerek : “Şanı yücedir O Allah’ı ki geceleyin kulunu, Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya yürüttü.” (İsrâ suresi, 17/1.) buyurmuştur. Eğer kulluktan daha değerli bir isim olsaydı, peygamberini onunla isimlendirirdi. (Kuşeyrî Risalesi.)