الطمع
TAMA’
‘Tama’, sözlükte bir şeyi şiddetle istemek, ümit etmek ve onu haram yollardan elde etmek için gayret göstermektir. İnsan arzularının aşırısı olan Hırs’a da aynı anlam verilmektedir.
Hırs ile tama’ arasındaki fark, tama’ hastalıklı kimse arzusuna ulaşmak için çok acele etmez, ancak hırs hastalıklı kimse arzusuna bir an ulaşmak için acele eder.
Kur’an-ı Kerim’de, tama’ konusunda: “Vay o kimsenin haline ki, mal toplamış ve onu saymaktadır.
Malının kendisini ebedi kılacağını zanneder. Hayır, öyle değil! Celâl’im hakkı için o, Hütâme’ye atılacaktır. Sen (ey Habibim) Hütâme’nin ne olduğunu bilir misin? O, Allah’ın (c.c.) tutuşturulmuş ateşidir. Ki, tırmanıp kalplere çıkan bir ateş! O, onların üzerine kapatılacaktır. Uzun sütunlarla çevrilmiş olarak.” [1] buyurulmaktadır.
Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Eğer Ademoğluna iki vadi dolusu altın verseler yine üçüncüsünü ister. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doyurur.”[2]
Yine buyurdu: “Âdemoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs.” [3]
Yine buyurdu:
“Cebrail, benim kalbime şunu fısıldadı ki, hiçbir kul, rızkını tamamlamadan ölmez. Hak Tealâ’dan korkun. Dünyayı düşünerek, acele etmeden isteyin. Yani yeteri kadarından fazlasını istemeyin. Halkın en çok şükredenleri olun. Üzerinize reva gördüğünüz şeyleri siz de halka reva görün. O zaman tam bir mümin olursunuz.”
Hırs ve şiddetli arzu, her ne kadar ilim elde etmek, ibadet ve iyiliklerde bulunmak konularında övülen bir durum ise de, soyut olarak nefsin hayvani lezzetlerini karşılamak için olduğu zaman çirkindir. Bu hal, tüm aşağılığıyla beraber birçok kötülüklerin de doğmasına neden olur. İnsan bu hastalığa yakalandığı zaman, bilincine hakim olamaz ve önünde olan tehlikeleri göremez. Denizdeki balıkların avcının oltasına takılması, kuşların ve bütün av hayvanlarının tuzağa tutulması hep tama’ ve aşırı isteklerinin sonucudur.
Hz. Musa (a.s.): “Ya Rabbi, Senin kullarından en zengin kim vardır?” dedi.
Hak Teâla buyurdu: “Benim kullarımdan en zengini, kendisine kanaat verdiğim kimsedir.”
Hz. Ali (r.a.) buyurmuştur ki: ‘Tama’, ebedi köleliktir.’ Çünkü bu çirkin huya kendisini kaptıran kimsenin insanlara ihtiyacı çoğalır. Bunun için her zaman köle gibi davranmaya, başkalarından sürekli ricalarda bulunmaya mecbur olur. Bu hastalığa yakalanan kimse, tama’ ettiği kimsenin kötü olan işlerine hoşgörülü olur. Bu ise hür doğmuş bir kişi için tutsaklıktan başka bir şey değildir.
Tama’ sahibi insanın bu huyu nedeniyle zengin olacağı da sanılmamalıdır. O insan, gerçekte çok şeyden yoksun, aşağılık, fakirlik ve ihtiyaç korkusu ile her zaman yoksuldur. Bu hastalıktan kurtulmadığı sürece yaşamı boyunca ulaşamadığı arzularının yoksulu ve bunun mutsuzluğu içinde olacaktır.
Yaşı yetmişlere ve seksenlere geldiği halde tama’ hastalığından henüz kendisini kurtaramamış insanlarla her zaman karşılaşılabilir. Bu zavallılar da bin yıl yaşayacakmış gibi eli ayağı titreyerek yine mal kazanmaya, sağlam gelir kaynakları kurmaya çalışırlar. Hatta bir kısmı da bu yaşlarına rağmen, kazanç uğruna yalan, hile, desise ve ikiyüzlülük gibi günahları işlerler. Sonunda ecel gelip bu dünyadan göç edince, mirasçıları onun biriktirdiği ve çok sevdiği mal ve paralarını taksim edip kendi arzularına göre de harcarlar.
Kibir ve ucb gibi hastalıklara sebep olan, nafile ibadetleri ve ahireti unutturan mübahları yapmak da tama’ olur.
Tama’ hastalığının zıddı Tefviz’dir. [4]
Tama’ Hastalığından Kurtuluşun Yolları
Tama’ hastalığından kurtuluşun beş yolu vardır:
Birinci Yol: Yapılan iş ve amellere dikkat ederek insan kendi giderlerini kısmalıdır. Kullandığı eşya ve giysilerini uzun süre kullanmalı, yeme ve içmede tutumlu olmalı ve nefsini dizginlemelidir. Buna dayanabilirse tama’ sahibi insan, kendisini bu hastalıktan kurtarabilir. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimse iktisatlı harcarsa sıkıntı çekmez.” Yine buyurdu: “Üç şey vardır ki, insanların kurtuluşu onlardadır:
1. Gizli olsun, açıkta olsun Allah Teâlâ’dan korkmak.
2. Tedbirli harcamada bulunmak ve gerek zenginlik ve gerekse fakirlik hallerinde orta derecede olmak.
3. Kızgınlık ve hoşnutluk anlarında aşırıya gitmemek.”
İkinci Yol: Yeteri kadar rızık bulununca, geleceği düşünerek uzun emeller beslememek, bunları elde etmek için rahat ve huzurunu kaçırmamaktır. Nitekim şeytan ona der ki: ‘İhtimaldir ki, ömrün uzun olacaktır. Yarın eline bir şey geçmeyebilir. Bugün çalışıp kazan ve hiç dinlenme. Nerede olursa olsun talep et ve vakit geçirme.’
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şeytan sizi yarınki yoksullukla korkutup size kötü işleri emreder.” [5]
Şeytan, yarının yoksulluk korkusuyla, bugünden bir çok zahmetlere katlanmanı ister. Sonra da bu korkuyla düştüğün sıkıntılara bakıp sana güler. Çünkü gelecek gelmez ve yarınlar bitmez. Gelse bile onun zahmet ve eziyeti bugünkünden az değildir. Bundan kurtulmanın yolu, hırs sahibinin hırsı yüzünden rızkının artmayacağını bilmesidir. Nitekim Peygamber (s.a.v.) bir gün İbni Mes’ud (r.a.)’un yanından geçiyordu. Onu çok kaygılı ve kederli gördü. Ona dedi ki: “Gönlüne çok keder verme! Sana ne mukadder kılınmışsa o olsa gerektir. Senin nasibin olan şey elbette sana ulaşacaktır.” Bilinmelidir ki kulun rızkı hiç ummadığı yerden gelebilir. Allah (c.c.) buyurdu: “Her kim Allah (c.c.)’tan korkarsa, Allah (c.c.) ona (darlıktan) çıkış yolu gösterir ve ummadığı yerden rızık verir.” [6]
Üçüncü Yol: Eğer tama’ etmeyip sabrederse en fazla sonuçta sıkıntı çekeceğini, fakat tama’ edip sabretmezse dünyada sıkıntı çekeceğini, insanlar arasında aşağılık bir duruma düşeceğini, ahirette ise tehlikeli cezalara çarptırılacağını bilmektir. Tama’ etmeyip sabrederse sevap kazanır, halk tarafından sevilip övülür. Eğer tama’ ederse hem kendisi için güçlük olur, hem halk içinde sevilmez ve hem de gönlü kırılır. Sonuç itibariyle, hem Allah (c.c.) katında ve hem de toplum içinde sevilen, beğenilen kişi olmaz.
Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Müminin izzeti, insanlara ihtiyaçsızlık duymasındandır.”
Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: ‘Bir kimseye senin ihtiyacın varsa, sen onun memurusun. Bir kimsenin sana ihtiyacı varsa sen onun amiri olursun. Eğer bir kimseye ihtiyacın olmazsa onunla eşit olursun.’
Dördüncü Yol: Tama’ın peşinden niçin koştuğunu düşünmektir. Düşün ki, sen tama’ın peşinden niçin koşuyorsun? Eğer yiyip içmek, şehvet arzularını tatmin etmek için ise, bunlar tamamen hayvanlarda olan arzulardır. Peygamberler (a.s.) ve Allah dostları (r.a.) hangi uğurda gayret gösterdi ve hangi amellere çalıştı iseler, onlar gibi çalışmak ve onların peşinden koştuğu işlerin peşinden koşmak insana değer kazandırır. Yüksek faziletler peşinde koşmak dururken basit emel ve arzular peşinde koşmak elbetteki akıllı insana yakışmaz.
Beşinci Yol: Malın afetlerinden korunmaktır. Dünyada bir insanın malı çok olursa afet tehlikesi de çok olur. Ahirette de fakirlerden çok daha sonra Cennete girer. Akıllı olan kimse, dünyada kendisinden daha yoksul kişilere bakarak haline şükreden insandır.
Bu konuda da Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Öyle bir kişiye bakın ki dünyada sizden daha aşağı bir durumda olsun.”
Şeytan insana her zaman şu öğütlerde bulunur: ‘Niçin kanaat ediyorsun? Falan kimsenin şu kadar malı var ve dilediği gibi yaşamaktadır. Falan alim, filan iman ehli çekinmeden şu günahları işliyorlar. Çevrende ve tanıdığın zenginleri düşün. Onların ibadetleri yoktur veya çok azdır ama bütün güzel nimetlerden istedikleri gibi yararlanmaktadırlar.’
Gerçekte ise mutluluk bunun tersidir. Müslüman olarak her zaman dinde yüce kişilere bakmalı ve onları örnek almalıdır. Dünyada fakirlere baktığın zaman kendini zengin görür ve rahat edersin.
Ebu Hazım (r.a.) der ki: ‘Dünyadaki varlıklar sahipleri açısından iki kısımdır. Bunlardan birinci kısım benim nasibimdir ve ne olursa olsun bana ulaşır. İkinci kısım ise başka kimselerin nasibidir. Yer ve göktekiler bir araya gelseler başkalarının nasibini bana getiremezler. Bir kimse nasibinde olmayan şeyleri istemekte ısrar etse ne işe yarar.’
Müslüman Anadolu kültüründe yer almış olan ‘Nasibin varsa gelir ta Yemen’den, nasibin yok ise ne gelir elden’ atasözü bu gerçeği ne kadar güzel ifade etmektedir.
Yine çok bilinen bir Arap atasözü vardır ki, bu da yukarıda hususları çok güzel dile getirmektedir. ‘Senin nasibin bir dağın altında bile olsa gelir seni bulur.’
Tamahkarlığın sonunun nasıl bir felaket olduğunu ifade eden atasözümüz ne kadar güzeldir: ‘Deveyi uçurumdan uçuran bir tutam ottur.’
[1] Hümeze sûresi, 104/1-5.
[2] Buhari, Rikak, 10; Müslim, Rikak, 116; Tirmizi, Zühd, 27.
[3] Tirmizî, Zühd, 43.
[4] Yüksek İslâm Ahlâkı, M. Bilgen, Tefviz Mad.
[5] Bakara sûresi, 2/268.
[6] Talak sûresi, 65 /2-3.