الصدق
Sıdk (doğruluk), bütün ahlâki özelliklerin kendisinde toplandığı ve yüksek derecelerin kaynağı olan yüce bir mertebedir. Allah (c.c.), müslümanların doğru olmalarını emrederek onların, taşkınlıklardan ve aşırılıklardan uzak durmalarını istemiştir. “Öyleyse emrolunduğun gibi dosdoğru ol; (sen de) ve seninle beraber tevbe edenler de (hep doğru olun), aşırı gitmeyin! Zira O, (sizin) yaptıklarınızı görmektedir.”(Hûd sûresi, /112.)
Mü’min veya münafık, cennetlik veya cehennemlik olan insanlar, bununla birbirinden ayırt edilir. Din binasının temeli olan sıdk, peygamberlik derecesinden sonra ikinci derecedir. Çünkü Yüce Allah: “Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse, onlar Allah’ın ni’met verdiği peygamberler, sıddıklar, şehid (gerçeği söyleyen alim)ler ve salihlerle beraberdir. Onlar ne güzel arakadaştır”(Nisâ sûresi, 4/69.) buyurmuş ve iman, İslâm ve sabır sahiplerinin sıdk ehli olduğunu duyurmuştur: “Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik o (kimsenin iyiliği)dir ki Allah’a, ahiret gününe, meleklere ve kitaplara inandı; sevdiği malını, yakınlara, yetimlere, yoksullara yolda kalmışlara, dilencilere, boyunduruk altında bulunan (köle ve esir) lere mal verdi, namazı kıldı, zekat verdi. Anlaşma yaptıkları zaman anlaşmalarını yerine getirenler, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır. (Allah’ın azabından) korunanlar da onlardır.”(Bakara sûresi, 2/177.)
Bu âyet-i kerime, bu ibadet ve amelleri ihlas ile yapanların sıdk ve takva sahibi olduklarını ve sıdkın İslâm ve iman makamı olduğunu açıkça ifade etmektedir. Cenâb-ı Hak, gönderdiği peygamberlerinden her şeyden önce sıdk ve ihlas ile davranacaklarına dair söz aldığını bildirmektedir : “Biz peygamberlerden (verdiğimiz elçilik görevini yapmak ve hak dine davet etmek hususunda) kuvvetle ahidlerini almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim’den, Mûsa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan (evet) onlardan sapasağlam söz almıştık.”(Ahzâb sûresi, 33/7.) Başka bir ayette de: “Ki Allah, sadıkları sıdklarıyla mükafatlandırsın, ikiyüzlülere de dilerse azab etsin yahut tevbelerini kabul buyursun.”(Ahzâb sûresi, 33/24.) buyurmuştur.
Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Doğru sözlülük iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür. Adam doğru söylerse Allah katında Sıddıklar derecesine çıkar. Yalan söylemek kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. İnsan yalan söyler (durur da), sonunda Allah (c.c.) katında yalancı diye yazılır.” (Buhâri ve Müslim.)
Hz. İbrahim’in: “Sonra gelen milletler içerisinde benim için bir sıdk dili (doğrulukla anılma) koy. (insanlar beni doğrulukla ansınlar)”(Şuârâ sûresi, 42/84.) diye dua ederek sona gelen kuşaklar içinde kendisinin sıdk (doğruluk) ile anılmasını dilediğini bildirmiştir. Son elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.)’e de girdiği her yere doğrulukla girmeyi ; çıktığı her yerden doğrulukla çıkmayı dilemesini emrederek: “De ki: Rabbim beni (girdireceğin yere) doğruluk girdirişiyle girdir, beni (çıkaracağın yerden) doğruluk çıkarışıyla çıkar (beni nereye göndereceksen hoş bir şekilde oraya girdir ve çıkacağım yerden de hoş bir şekilde çıkar), bana katından yardım eden bir delil var.”(İsrâ sûresi, 17/80.) “İnananlara Rableri katında kendilerine bir (sıdk) doğruluk kademesi olduğunu müjdele.”(Yûnus sûresi, 10/2.) “Takva sahipleri cennetlerde, ırmakların kenarındadır. Güçlü padişahın huzurunda sıdk (doğruluk) koltuklarında memnunluk içindedirler.”(Kamer sûresi, 54/54-55. ) âyetiyle de inanıp güzel işler yapan Müttekîlerin (Allah’tan korkanların) Rableri katında, doğruluk makamında bulunacaklarını müjdelemiştir.
Doğruluk, bütün dini amellerin direğidir. Doğru olmayan ve ibadetlerinde ihlas bulunmayanların amelleri kendilerine bir yarar sağlamaz. Yüce Allah (c.c.) buyurmuştur: “Bu sadıklara, doğrulukların fayda sağlayacağı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuştur. İşte o büyük başarı budur.”(Mâide sûresi, 5/119.) ve yine buyurmuştur: “Doğruyu getiren ve onu doğrulayanlar, işte korunanlar onlardır.”(Zümer sûresi, 39/33.) Bu âyet-i kerime, İslâm dininin doğruluktan ibaret olduğunu vurgulamaktadır. Çünkü sıdk (doğruluk) getiren peygamber ve sıdk’ı doğrulayan mü’minler, korunanlardır. Peygamber sıdkı getirdiğine göre, demek ki din sıdktan yani, doğruluktan ibarettir. Çünkü Peygamber’in getirdiği, dindir. Allah Teâlâ, dini doğruluk ile adlandırmıştır.
Kur’ân-ı kerim’in bir çok yerinde korunanların özellikleri sayılır. Bunların başında doğruluk, verilen sözde durmak gelir. Yüce Allah buyurur: “Ancak sağduyu sahipleri öğüt alır. Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirirler ve anlaşmayı bozmazlar.”(Ra’d sûresi, 13/19-20.)
Sözde sıdk, başağın kökü üzerinde dimdik ve dosdoğru durması gibi dilin de söylediği sözde öyle doğru olmasıdır. Amellerde (eylemlerde) sıdk: işlerin Allah’ın (c.c.) buyrukları üzerinde olması ve buyruklara uymasıdır. Hallerde doğruluk, kalp ve beden işlerinin, ihlas bakımından bir olmasıdır.
Büyük tasavvufçular diğer halleri olduğu gibi doğruluk halini de değişik tarzlarda ve herkes kendi meşrebine göre açıklamıştır.
Ahmed ibn Hudravayh: “Allah’ın kendisiyle beraber olmasını isteyen, sıdka sarılsın. ‘ Çünkü Allah, sadıklarla beraberdir.”(Bakara sûresi, 2/153,249.) demiştir.
İşte yukarıda sayılan âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden de anlaşılacağı üzere, müslümanın görevlerinin başında doğru olmak gelir. İnancında, ibadetlerinde, her türlü işinde doğru olmak müslümanın en büyük özelliğidir. Müslüman, doğru olmakla hem Allah’ın (c.c.) hoşnutluğunu kazanmış olur, hem de toplumda güven, itibar ve sevgi tohumlarının yeşermesi sağlanmış olur.
Şair sıdkı ne kadar güzel dile getirmiş:
İnsana sadakat yakışır, görse de ikrah,
Doğruların yardımcısıdır Hz. Allah.