بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أسس الأخلاق الحميدة / الأخلاق الحميدة / الشفقة
الأخلاق الحميدة

الشفقة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘Şefkat’, Allah (c.c.)’ın yarattığı canlılara karşı insanda var olan acıma, esirgeme, merhamet etme duygusuna denir.

Şefkat’in zıddı şiddet ve hiddet, rahmet ve acıma duygusundan yoksun olmaktır ki bunlar kötü huylardandır.

Şefkatli kimseye ‘Şefik’ denilmektedir. Müslümanlar bunu isim olarak erkek çocuklarına ve kızlarına da ‘Şefika’ ismini vermektedirler.

İnsandaki şefkat duygusunun kaynağı, Allah (c.c.)’ın Rahman, Rahim ve ‘Erhamu’r-Rahimin’ (merhametlilerin en merhametlisi) isimlerinde ifadesini bulan ilâhi rahmettir: “Rahmetim her şeyi kapsamıştır.” [1] Ayet-i Kerimesi bu şefkati açıklamaktadır.

Peygamber (s.a.v.)’in şefkat konusunda buyurdukları:

“Yeryüzündeki bütün canlılar Allah’ın rahmet ve şefkatiyle varlıklarını sürdürürler. Allah (c.c.), rahmeti yüz parçaya ayırdı; doksan dokuzunu kendi katında tuttu, birini dünyaya indirdi. Bütün canlılar bu bir parçadan yararlanarak hemcinslerine şefkat gösterirler. At, yavrusu memesini emerken başına değmesin diye işte bu şefkatle ayağını kaldırır.” [2] hadisi, bu duygunun yalnızca insanlara ait olmayıp, hayvanlarda da bulunduğunu açıklamaktadır.

Bütün canlıların hissettiği bu duyguyu, onların en üstünü ‘eşref-i mahlûkat’ olan insan Peygamber (s.a.v.)’in daha güzel bir şekilde hissetmesi gerekir. Zaten İslâm dini, Halik’a (yaratana) hürmet ve mahlûka (yaratılmışlara) şefkat temellerine dayanan bir dindir. Çünkü yaratılmış varlıkların hepsi Allah (c.c.)’ın yarattıklarıdır. İyi bir Müslüman’ın müşfik (şefkatli) olması gerekir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.); “Büyüklerini saymayan, küçüklerini sevmeyen bizden (Bize layık bir Müslüman) değildir.” [3] buyurmaktadır.

“İnsanlara acımayana Allah da acımaz!” [4] ve “Merhamet etmeyene merhamet edilmez!” [5] hadisleri de, şefkat ve merhametin ne kadar yüce bir davranış olduğunu göstermektedir.

“Müminler birbirlerini sevmede, acımada ve korumada bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir organı rahatsız olur, diğerleri de bu yüzden hasta olur; ateşlenir ve uykusuz kalır.” [6] hadisine göre Müslüman’ın şefkati öncelikle müminleri kucaklamalı, fakat diğeri insanları, hatta hayvanları da içine almalıdır.

Çocuklara, yaşlılara, hastalara, dul ve yetimlere, kimsesiz ve güçsüzlere, kölelere, hayvanlara, büyük bir şefkat, sevgi ve merhamet besleyen Hz. Peygamber (s.a.v.), şefkat ahlâkında da bizlere en güzel örnekleri sunmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.), kimi zamanlar namazda uzun ayetler okumak ister, fakat duyduğu çocuk sesi sebebiyle, annesi cemaatte olabilir diye namazı kısa keserdi. Yalnızca kendi çocukları ve torunları değil, gördüğü, rastladığı bütün çocukları sever, okşar, öper, onlarla şakalaşırdı. Köle ve cariyelere müşfik davranır, diğer Müslümanların da böyle yapmasını isterdi.

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor:

‘Bir seferde Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte huysuz bir devenin sırtında bulunuyorduk. Deve beni sağa sola götürüyordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

“Ey Aişe! Deveye şefkat göster. Çünkü şefkat, herhangi bir işe girdi mi onu süslendirir. Herhangi bir işten şefkat ve merhamet çıktı mı, mutlaka onu çirkinleştirir.” [7]

Yine O Yüce Peygamber ashabına, hayvanlara taşıyamayacağı yükler yüklememelerini, onlara eziyet etmemelerini, yüzlerine vurmamalarını, onları boğazlarken, eziyet çektirmeden, en güzel bir şekilde kesmelerini tavsiye ederdi. Bu yüce duygudan yoksun olanlara sadece acırdı. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in çocukları öptüğünü görünce şaşıran, on çocuğunun hiçbirini öpmediğini öğünerek söyleyen Akrâ’ b. Habis’e cevabı: “Allah kalbinden rahmeti söküp almışsa, ben sana ne yapabilirim.” [8] olmuştur.

Rahmeti gazabına (kızgınlığına) galip gelen, insana ana-babasından daha şefkatli davranan bir Allah (c.c.)’ın kullarına merhametsizlik, katı kalplilik, acımasızlık yakışmaz. O’na yakışan, Allah (c.c.) ve Rasûlünün bu güzel ahlâkıyla ahlâklanmak ve Rabbi’nin kendisine yaptığı gibi başkalarına merhametli davranmaktır.

Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor:

Medine’nin yakınında yaşlı ve gözleri ama bir kadın vardı. Her gün ona uğrayarak ihtiyacını gidermek isterdim. Fakat ne zaman gitsem benden önce birisinin ona uğrayıp ihtiyaçlarını karşıladığını görürdüm. Merak ettim ve her gün bu sevabı işleyen kimdir? Dedim. Bir gün çok erkenden bu kadına uğradım. Bir de ne göreyim bu sevabı kazanmakta olan kişi Hz. Ebu Bekir (r.a.) idi.

Hz. Ebubekir (r.a.) halka hizmetten, onlara her türlü yardımdan son derece zevk duyar, Müslüman köleleri efendilerinin zulmünden kurtarmak için satın alır ve onları hürriyetlerine kavuştururdu. [9]

[1] A’raf sûresi, 7/156.

[2] Buharî, Edep, 19.

[3] Tirmizi, Birr, 15.

[4] Müslim, Fedâil, 66.

[5] Buharî, Edep, 18.

[6] Buharî, Edep, 19.

[7] Müslim, Ebu Davud.

[8] Buharî, Edep, 18.

[9] Asr-ı Saadet, 1/213.