بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق السياسة / السياسة في الإسلام / الشخصية السياسية لأبي بكر
السياسة في الإسلام

الشخصية السياسية لأبي بكر

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

(r.a.)’in SİYASÎ KİŞİLİĞİ

İlk Müslümanlardan olan Hz

Ebu Bekir (r.a.) Hulefa-yi Raşidin’in de birincisi olduğu için kendisine

‘Halife-i Rasûlillah’ yani ‘Rasûlullah’ın Halifesi’ denilmiştir.

Hz Peygamber (s.a.v.)

hicretin 11. yılında namaza çıkamayacak kadar hastalanınca namazı Hz Ebu Bekir

(r.a.)’in kıldırmasını istedi. Rasûlullah (s.a.v.)’in vefatını öğrenince O’nun

hücre-i saadetine girerek yüzünü açtı, alnını öptü ve mescide geçti. Sahabilere

hitaben meşhur konuşmasını yaptı.

Hz Ebu Bekir (r.a.), İslâm

devletinin başına Halife seçildiği zaman Müslümanlara hitap ettiği ilk genel

hitabesinde konuştuğu bütün cümleler ve siyasetle ilgili şu sözleri ne kadar

önemlidir:

‘Ey İnsanlar! Sizin en hayırlınız

olmadığım halde sizin üzerinize başkan seçilmiş bulunuyorum. İyilik yaparsam

bana yardım edin. Kötülük yapacak olursam beni düzeltin. Doğruluk emanettir.

Yalan ise hıyanettir. İçinizde zayıf olanınız onun hakkını başkasından alıp

kendisine verinceye kadar benim yanımda en güçlünüzdür inşaallah. İçinizde

kuvvetli olanınız başkasının hakkını ondan alıncaya kadar benim yanımda en

zayıfınızdır inşaallah. Bir millet, Allah yolunda cihadı terk edecek olursa

Allah, o toplumu zillete düşürür. Herhangi bir millette fuhşiyat yaygın hale

gelirse Allah onlara umumi felaket verir. Ben Allah ve Rasûlü’ne itaat ettiğim

sürece siz de bana itaat edin. Ben Allah ve Rasûlüne isyan edersem bana itaat

etmeniz gerekmez. Kalkınız namazı kılalım. Allah sizi rahmetine nail kılsın’[1]

Halife olduktan sonra ilk

icraatı, Üsame b. Zeyd’in komutasında sefere hazırlanan orduyu göndermek

olmuştur. Hz Peygamber (s.a.v.)’in vefat etmeden önce Mute savaşında şehid

olanların intikamını almak üzere hazırladığı ve Suriye’ye doğru göndermeyi

kararlaştırdığı ordu, O’nun rahatsızlığı ve vefatı nedeniyle yola çıkamamıştı.

Üsame ordusuna hareket emrini verdikten sonra Üsame (r.a.) atlı ve kendisi yaya

olarak bir müddet yürüdükten sonra askerlere bir hitabede bulundu. Onlara Allah yolunda kâfirlerle savaşmayı, hainlik

etmemeyi, sözünde durmayı, ganimet malına zarar vermemeyi, korkup çekinmemeyi,

fesat çıkarmamayı, emirlere karşı gelmemeyi, çocukları, kadınları ve yaşlı

insanları öldürmemeyi, meyve veren ağaçları kesmemeyi, yemek ihtiyaçları dışında

koyun, sığır ve develeri boğazlamamayı, manastırlara çekilmiş kimselere

dokunmamayı, kendilerine ikram edilen yemekleri Allah’ın ismini anarak yemeyi

tavsiye etti. Düşmanla savaşmayan bu ordu bazı asi kabileleri yola getirerek

Medine’ye döndü.

Yeni Müslüman olmuş bir kısım

kabileler Medine İslâm devleti ile irtibatlarını keserek yalancı peygamberlere

uydular ve zekât vermeyeceklerini bildirdiler. Hz Ebu Bekir (r.a.) namaz ile

zekâtı birbirinden ayrı düşünmenin mümkün olamayacağını, dinin tamamlandığını,

onun bazı esaslarının terk edilmesine izin vermeyeceğini söyleyerek Hz Ömer

(r.a.)’den yardım istedi. Halid b. Velid (r.a.)’i ordunun başına getirerek

isyanların bastırılmasını ve suçluların cezalandırılmasını sağladı.

Hz

Ebu Bekir (r.a.), İslâm dinini tebliğ etme konusunda, Hz peygamber (s.a.v.)’in

başlattığı stratejiyi devam ettirerek Fırat’ın aşağı tarafındaki bölgelere ordu

göndermeye karar verdi. Halid b. Velid komutasındaki orduyu Sasanîlerin üzerine

gönderdi. Basra körfezindeki önemli yerleşim merkezleri fethedildi. Sonra ordu

Suriye tarafına gönderildi.

Yemen

halkına gönderdiği cihadla ilgili mektubunda şöyle diyordu:

‘Rahman

ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Rasûlullah

(s.a.v.)’in halifesinden, Yemen

halkından bu mektubu okuyacak olan Müslümanlara. Kendisinden başka ilah

bulunmayan Allah’a hamd ederim. Allah müminlere cihadı farz kıldı. Onlara gerek

hafif ve gerekse ağır olarak (şartlar nasıl olursa olsun) cihadı emretti ve

şöyle buyurdu: “Allah yolunda mallarınız

ve canlarınızla cihad edin!”[2] Cihad, belirlenmiş

bir farzdır. Allah katında sevabı çoktur. Bu bölgelerdeki Müslümanları cihada

davet ettik. Onlar da derhal toplanıp hazırlandılar. Bu konuda iyi niyetliler.

Hayır yolunda çok mükâfat aldılar. Allah’ın kulları! Onların koştuğuna siz de

koşun. Bu hususta niyetiniz halis olsun. Siz iki güzel şeyden birine

koşuyorsunuz; ya şehitlik,ya da fetih ve ganimet. Allah kulunun amelsiz sözüne

razı olmaz. Kendisine düşman olan kimseleri hak dine girinceye, Kitab’ın

hükmünü ikrar edinceye ve küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar bırakmaz.

Allah dininizi korusun. Kalplerinize hidayet nasip etsin. Sizi sabreden

mücahidlerin sevabıyla mükâfatlandırsın. Allah’ın selâmı size olsun.’[3]

Hilafeti

esnasında Kur’an-ı Kerim’i ‘Mushaf’ haline getirmek suretiyle İslâmiyet’e en

büyük hizmeti yapmıştır.

Hz

Ebu Bekir (r.a.)’in ordu komutanlarına ve valilerine verdiği emirler İslâm’ın

ve Kur’an’ın evrensel esaslarına dayanmaktadır. Bu emirlerin savaş hukuku ve

gayr-i Müslimlerin durumları ile ilgili olanları dikkat çekicidir.

İslâm

tarihinde ‘Halife’ tabiri ilk defa Hz Ebu Bekir (r.a.) hakkında kullanılmıştır.

Rasûlullah (s.a.v.)’ın halefi olması sebebiyle ashab-ı kiram tarafından

kendisine verilen bu unvana itiraz etmemiştir.

Hz

Ebu Bekir (r.a.) ile Hz Ali (r.a.) sahabeler arasında en güzel konuşan iki

hatip olarak tanınır. Hz Ebu Bekir (r.a.)’in çok tesirli konuşmaları fesahat ve

belâgat bakımından olduğu kadar içeriklerinin güzelliği ile de ünlüdür.[4]

[1] Siyer-i İbn-i Hişam, 4/661.

[2] Tevbe sûresi, 9/41.

[3] M. Hamidullah, Vesaik, 396-399.

[4] Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.