بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أمراض الأخلاق الذميمة / الأخلاق الذميمة / السب
الأخلاق الذميمة

السب

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

SEBB

‘Sebb’, küfretmek, hakaret etmek, beddua etmek, lânetlemek, kaba söylemek, sövmek gibi her çeşit kötü sözü ifade eder. Sebb, lanet ve şetm gibi kelimeler, lügat olarak anlam farklılıkları taşırlarsa da halkın kullanışında benzer içerikte anlaşılır ve biri diğerinin yerine kullanılır. Dolayısıyla bu kavramlar, hakaret ifade eden söz manasında birbirine eşanlamlı olmaktadırlar. Dilimizde kötü söz söylemek şeklinde ortak bir kelime şeklinde bu kelimelerin karşılığı olabilir.

‘Sebb’, kızgınlık ve hiddet anında başkasına kötü sözlerle hakaret etmek ve sövmek demektir. Sövmek, gazabın, hiddet ve şiddetin birinci silahıdır. Bu silah çoğunlukla, küçük ve aciz kimselerden büyük ve kuvvetli kimselere gizli olarak, büyük ve kuvvetlilerden küçük ve acizlere açık olarak kullanılır.

İslâm peygamberinin, hayatında her türlü hakaret, aşağılama, yüzüne karşı sövme fiillerine maruz kalmasına rağmen, hiçbir şekilde peygamber ahlâkı çerçevesinden çıkmadığını görüyoruz. Bu bağlamda Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.)'a: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Müşriklere beddua et, onları lanetle!’ denilmişti. Şu cevabı verdi: “Ben rahmet olarak gönderildim, lanetleyici olarak değil!” [1]

Dinimiz müminleri birbirlerine kardeş kılmıştır. Ayette “Müminler birbirlerinin kardeşleridir.” [2] buyrulmuştur. Dili, rengi, sosyal seviyesi, maddî durumu ne olursa olsun birbirlerinin kardeşi olan müminler bir bedenin azaları konumunda ve dayanışma içinde olmaları gerekir. Birbirlerine dua edecekler, rahmet okuyacaklar “Ey Rabbimiz, beni, annemi, babamı ve müminleri hesap günü mağfiret buyur.” [3] diyeceklerdir. Şu halde birbirine karşı ahlâkı bu olması gereken mümin, mümin kardeşine nasıl bedduacı olur, lanetçi olur? Mümin kardeşe lanet, kişinin imanıyla, ahlâkıyla ters düşmesi, çelişki içinde kalması Allah (c.c.)'a ve Resûlü (s.a.v.)'ne karşı gelmesi demektir. Hele alemlere rahmet olarak gelen peygamberin lanetçi olması hiç düşünülemez. Bu sebeple Resûlullah (s.a.v.), beddua etmesi talebini reddederek, “Ben rahmet olarak gönderildim, lanetçi değil.” demiştir. Bu hususta da örneğimiz olan Efendimiz (s.a.v.)'in yolunda giderek, özellikle müminlere karşı merhametli, sabırlı, bağışlayıcı, hayırhah, hayır dualar edici olmamız gerekir. Bu hadis-i şerifte, rahmet peygamberi, ümmetini çirkin sözlerden yani sövmekten sakındırmış ve bunu kötü bir ahlâk olarak nitelendirmiştir. İslâm dininde her ferdin namus ve şerefi gözetilmiş, namus ve şerefi saldırıdan korunmuştur. Bu değerlere yapılan bir saldırı ağır bir cezayı gerektirir. Bunun içindir ki, İslâm’da gıybet, iftira, alay etme, sövme ve kötü söyleme kesinlikle haramdır. Başkalarının namus ve şerefine saygı göstermeyen kimse, namus ve şeref duygusundan yoksundur. Toplumun kutsal duygularına saldıran bir canavar gibidir.

Müteakiben kaydedilecek ilk hadisten itibaren görüleceği üzere, Resûlullah (s.a.v.) kötü sözlü olmayı müminlik vasfıyla bağdaştırmıyor. Müminin hangi çeşidi olursa olsun, kötü sözü ağzına almamasını emrediyor. Hayatının her anından, her anında yaptığı her fiilinden hesap vereceği bildirilen insanın ahirette hesabını zor vereceği amellerden olduğu için midir, kalplerde ve ruhlarda açtığı yaranın, kılıcınkinden, kurşununkinden daha derin olmasından mıdır, her ne ise hadislerde, “Allah'a ve ahirete inanan kimsenin hayır konuşması veya sükut etmesi.” tavsiye edilmiştir.

Resûlullah (s.a.v.), sadece insanlara karşı kötü sözlü olmayı yasaklamaz, hayvanlara ve eşyaya da kötü söz söylenmemesini, lanet edilmemesini emreder.

İbnu Mes'ud (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: 'Mümin ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır.' [4]

Hadis uzmanları, mümine yakıştırılamayan bu vasıflara yer veren insanın tekfir edilmeyeceğini belirtirler. Bu maksatla mümin kelimesini ‘kâmil mümin’ diye kayıtlarlar. Şu halde kötü söz söyleme alışkanlığı olan insan imanını kaybetmez ise de imandaki kemali (olgunluğu) kaybeder. Mümin kişinin, şahsî planda hadisi mutlak ifadesiyle anlayıp ‘ağzımdan çıkan kötü söz imanımı tehlikeye atıyor’ diyerek kötü söz söylemekten kaçınması gerekir. Kulluk ve Peygamber (s.a.v.)’e ümmet olma ahlâkı ve edebi bunu gerektirir. Fakat kötü söz söyleyen kimseleri tekfire (kâfir oldu, demeye) yeltenmemek gerektiği de bilinmelidir.

Hadiste geçen kelimelerin hepsini kötü söz olarak anlamamız mümkün ise de, aralarında anlam farklılıkları olduğunu bilmek gerekir. Şöyle ki:

Ta'n etmek: Ayıplamak, şerefini düşürmek, izzet-i nefsini kırıcı kusur izafe etmek demektir.

Lanet etmek: ‘Allah'ın lanetine uğra’, ‘lanet olsun’, ‘mel'un’ gibi tabirleri kullanmaktır. Allah (c.c.)'ın rahmetinden uzak olasın, manasına gelir.

Fahiş söz; kaba ve çirkin olan, kabalığı pek açık, söylenmesi çirkin olan sözdür, fuhşa müteallik müstehcen söz manasına da anlaşılabilir.

Beziy; hayasız demektir. Zaten gerçek bir hayaya sahip olan insanın ağzından, önce vasfedilen kelamlar çıkmaz. en-Nihaye'nin açıklamasına göre beziy, lisanında fuhşiyat olan yani ağzı bozuk dediğimiz kimseye denmektedir.

İbnu Amr İbni'l-As (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.): 'Kişinin anne ve babasına sövmesi büyük günahlardandır.' buyurmuşlardı. Orada bulunanlar: ‘Hiç kişi anne ve babasına söver mi?’ dediler. “Evet! Kişi, bir başkasının babasına söver, o da babasına söver; annesine söver, o da bunun annesine söver!” buyurdular.’ [5]

Bazı rivayetlerde şetm (sövme) yerine lanet kelimesi kullanılmıştır. Hadis, anne babaya sövmeyi büyük günah saydığı gibi, başkasının anne babaya sövmesine sebep olmayı da büyük günah olarak değerlendirmektedir. Bu hal bize, anne ve baba karşısında hassasiyeti ileri götürme gereğini te'yid eder. Şu halde, sövmeye sebep olmak büyük bir günah ve kötü bir ahlâk ise, bizzat sövmek çok daha büyük bir günah olmaktadır.

Bu hadis, ayette gelmiş olan bir asla dayanmaktadır:

“Onların Allah dışında taptığı şeylere sövmeyin, onlar da cahillikle hadlerini aşıp Allah'a söverler.” [6]

Maverdi, bu hadisten hareketle, ipekli kumaşı, bizzat giyeceğinden korkulan erkek bir kimseye satmanın, keza parlak kölenin, livataya yer vereceğinden korkulan kimseye satılmasının, şıranın, ondan şarap yapacağından korkulan kimseye satılmasının caiz olmayacağı hükmünü çıkarmıştır. [7]

Ahlâk kurallarını çiğneyerek birbirlerine hakaret eden iki kişinin durumunu, Hz. Ebu Hureyre (r.a.)’nin naklettiği şu hadisi şerif açıkça ortaya koymaktadır: Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Sövüşen iki kişinin söyledikleri(nin vebali), mazlum olan tecavüzde bulunmadıkça başlayana aittir.” [8]

Görüldüğü gibi hadis, birbirlerine söven iki kişi ile ilgilidir. Böyle bir durumda sorumluluk, ilk defa söverek karşı tarafı da sövmeye zorlayan kimseye aittir. Resûlullah (s.a.v.)'ın bu ölçüsü, hadisenin çıkmasını imanlı vicdanlarda oldukça önler ve frenler. Çünkü, sorumluluktan korkan kişi ilk başlatan olmaktan kaçınır.

Hadiste geçen ‘mazlumun tecâvüzde bulunmasından’ maksat, kendisine sövülen kimsenin sövene daha fazla, daha şiddetle sövme suretiyle karşılık vermesidir. Dinimiz, bize yapılan kötülüğe misliyle mukabelede bulunmayı caiz görür. Affetmenin daha iyi olacağını da hatırlatarak bu cevazı verir ise de, bize yapılandan fazlasını yapmayı uygun bulmaz. Şu halde hadiste, yapılan miktarda kalmak şartıyla sövene söverek cevap vermek câiz olmaktadır. Bu cevazı ifade eden ayet de mevcuttur. “Ceza verecekseniz, uğradığınız muamelenin misliyle ceza verin. Eğer sabrederseniz, bu sabır, sahipleri için daha da hayırlıdır.” [9]

Hadiste dikkat edilirse, her iki taraf için de vebalden bahsedilmektedir. Başlayanın vebali açıktır. Diğerinin vebali, ilk başlayanı sövmeye sevkeden davranışıdır. Şu halde belli bir ölçüde ikisi de vebal taşımaktadır. Ancak mazlum taraf ölçüyü korursa, her iki vebal de başlayana gidiyor. [10]

Yine Abdullah İbnu Mes'ud (r.a.)’tan nakledilen bir hadiste Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Müslümana sövmek fısktır, onunla çarpışmak da küfürdür.” [11]

Hadisin metninde geçen ve sövmek olarak tercüme ettiğimiz ‘sibab’ kelimesi, Arapçada kişinin namusunu lekeleyecek sözler sarfetmektir. Sebb ile sibab aynı manaya gelir ise de sibab’a karşılıklı sövüşmek manası veren de olmuştur. İbrahim Harbî, sibabı ‘Kişiyi ayıplamak maksadıyla kendine olan olmayan kusurları sayıp dökmek’ diye açıklar. Fısk ise, ‘Allah ve Resûlü'ne itaatten çıkmak’ manasına gelir. Dini örfte fısk, isyandan şiddetlidir. Ayeti kerimede “...Size küfrü, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi...” [12] buyrulmuştur.

Sebb Hastalığından Kurtuluşun Yolu

Sebb, Müslümana yakışmayan kötü ahlâk hastalıklarından biridir. Öncelikle Müslüman veliler çocuklarının, eğitimciler öğrencilerinin bu tür kötü sözleri alışkanlık haline getirmemeleri için onların bu konudaki eğitimlerine özen göstermelidirler. Bu hastalığın topluma yayılmamasının en sağlam yolu budur.

Hakaret içerikli ifadeler anlamında üzerinde dikkatle durulması gereken ve müslümanların beşeri ve sosyal ilişkilerinde bu tür ifadeleri düşünmeden kullanmamaları açısından önem arzeden hadislerinden birinde Resûlullah (s.a.v.): Hiç kimse, bir başkasına fasık veya kâfir demesin. Şayet itham altında bırakılan kişide bu sıfatlar yoksa, o söz onu söyleyene geri döner.” [13] uyarısında bulunmaktadır.

Allah Teala, bütün Müslümanları kötü ahlâk hastalıklarından ve sebb hastalığından korusun.

[1] Müslim, Birr, 87.

[2] Hucurat sûresi, 49/10.

[3] İbrahim sûresi, 14/41.

[4] Tirmizî, Birr, 48.

[5] Buhârî, Edeb, 4; Müslim, İman, 146; Tirmizî, Birr, 4; Ebu Davud, Edeb, 129.

[6] En'am sûresi, 6/108.

[7] Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan, 15/39-40.

[8] Müslim, Birr, 68; Ebu Dâvud, Edeb, 47; Tirmizî, Birr, 51.

[9] Nahl sûresi, 16/126.

[10] Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan, 15/151.

[11] Buharî, Fiten 8, İman, 36, Edeb 44; Müslim, İman, 116; Tirmizî, İman, 15.

[12] Hucurat sûresi, 49/7.

[13] Buhârî, Edeb, 44.