التوبة
Tevbe, sözlükte, dönmek, vazgeçmek, terk etmek, ayrılmak anlamlarına gelmektedir.
Bu anlam ile bağlantılı olarak ‘tevbe’, kul için düşünüldüğü zaman, geçici olan günah halini terk edip düzgün hale (salah haline) dönmek olur.
‘Tevbe’, Allah (c.c.) için düşünüldüğü zaman ise, geçici olan gazap (kızgınlık) halinden asıl olan rahmet ve af haline dönmek demektir.
‘Taib’, tevbe eden, ‘tevvab’ ise çok tevbe eden demektir.
Tevbe, İslâm ahlâkında, her türlü kötü halden, her türlü iyi hale ve günahtan iyi amele dönmektir. Tevbe her tahrip olanı onarmak, her onarılanı imar etmektir. Tevbe, insandaki nefis duygularını terk edip ilim ve mantığa uymaktır. Tevbe, kulun eğrilikten doğruluğa dönmesidir. Tevbe, boşa harcanan geçmiş vakitlere sürekli pişmanlık duymak, işlenen aykırı davranışları düzeltmektir. Tevbe, her kötülükten dönmek, dönüşte sebat etmek, ihmali telâfiye çalışmak ve bozduklarını düzeltmektir.
Tevbe, yalnızca yapılan bir hatadan dolayı pişmanlık duyup, Allah (c.c.)’tan af dileme değil, aynı zamanda sürekli dua ve istiğfar ederek temizlenme gayretidir. Allah’a başvuru ve O’na dönme kulluğudur. Bu bakımdan Kur’an müminlere “...Sonra Allah tevbe etsinler diye onları tevbe etmeye başarılı kıldı..” (Tevbe sûresi, 9/118.) diyerek, bu yönelişi haber vermektedir. Yine Allah (c.c.): “Ey mü’minler, felaha ermeniz için hep beraber Allah’a tevbe edin.”(Nûr sûresi, 24/31.) buyurmuş ve felah bulmayı tevbeye bağlı kılmıştır. “Tevbe etmeyenler, işte onlar, zalimlerdir.”(Hucûrat sûresi, 49/11.) âyetiyle de tevbe etmeyenlerin, zalim olduklarını vurgulamıştır.
Tevbe etmemek, insanın kendi Yaratıcısının hukukunu ve nefsinin kusurunu iyi bilememekten ileri gelir. Bundan dolayı en büyük zalim (haksız), Rabbine tevbe etmeyen kuldur. Rabbini en iyi bilen Peygambar (s.a.v.): “Ey insanlar, Allah’a tevbe edin, Allah’a and olsun ki ben Allah’a günde yetmişten fazla tevbe ederim”(Buhâri, Müslim.) buyurmuştur. Sahabileri O’nun, bir meclisinde yüz kere: “Ya Rabbi, beni bağışla, tevbemi kabul et, kuşkusuz sen, tevbeyi çok kabul edensin, çok bağışlayansın!”(Tirmizi, Müsned.) dediğini saymışlardır.
İslâm’a göre tevbe, başlı başına bir ibadettir. Bu ibadette hem günah ve hatalardan vazgeçme, hem kulluk görevini yerine getirmeye dönüş, hem de Allah(c.c.)’a yakınlaşma ve zikir vardır. Tevbe yalnızca müminlerin yaptığı bir ibadet değildir. Bir inkârcı, yahudi veya hristiyan kimse müslüman olduğu zaman tevbe etmiş sayılır.
“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin, Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar.” (Zümer sûresi, 39/53.) Bu bağışlamanın şartı da şüphesiz ki tevbedir, günahtan ve küfürden vaz geçmekdir, hatada ısrar etmemektir.
İmam Gazâli diyor ki: “Tevbenin tam anlamı, sadece günahları bırakmak değil, geçmişi de telâfi etmektir. Cilalı aynanın karşısında duran insanın nefesi, aynaya konup onu kararttığı gibi insanın işlediği şehvet ve günahlardan da kalbine karanlıklar inip kalp üzerine birike birike onu paslatır, karartır. Bunun için Yüce Allah: “Hayır, işledikleri fiiller, kalplerinin üzerinde pas olmuştur.”(Mutaffifin sûresi, 83/14.) buyurmuştur. Bu reyn (pas) kalbin üzerine birikince baskı olur, kalbin üzerini kapar. Nasıl ki aynanın yüzünde biriken pislik de zamanla madenin içine işleyip maddesini bozar, artık o demir cila tutmaz.”(İhya, İmam Gazali..)
İmam Gazâlî’nin bu sözü, şu hadisin açıklaması niteliğindedir: “Kul bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir leke çizilir. (O günahı) bırakıp tevbe ederse temizlenir, parlar.”(Buhari.) İşte hadiste işaret edildiği gibi tevbe, kalp aynasını, günahların reyninden (kir ve pasından) temizleme işidir. Zira “İyilikler, kötülükleri, giderir.”(Hûd sûresi, 11/114.) Peygamber (s.a.v.) de : “Kötülüğün ardından iyilik yap ki, kötülüğü silsin.”(Müslim, Tirmizi, İbn Mâce.) buyurmuştur.(İhya, İmam Gazâli.)
İslâm’a göre günahsız olanlar yalnızca peygamberlerdir. Günahsız toplum ve kişi düşünülemez. Çünkü kişi ‘beşer’ olması nedeniyle her an nefsinin isteklerine ve şeytana aldanabilir. Önemli olan, günahı işledikten sonra, günahta ısrar etmemek, günahı savunmamak ve hemen ondan dönmektir.
Aşağıdaki hadisler de tevbenin, insan ruhunu manevî kirlerden temizlemedeki etkilerini belirtmektedir:
“İblis: Senin izzetine andolsun ki ruhları cesetlerinde olduğu müddetçe kullarına iğvâ vermekten geri durmayacağım, dedi. (Yüce Allah) dedi ki: İzzet ve Celâlim hakkı için onlar bana istiğfar ettikleri sürece ben de onları bağışlayacağım.”(et-Terğib.)
“Size hastalığınızı ve ilacınızı söyleyeyim mi? İyi biliniz ki sizin hastalığınız günahlar, ilacınız da istiğfârdır.”(et-Terğib.)
“Bir kimse istiğfara devam ederse Allah onun her için her kederden bir açılış, her sıkıntıdan bir kurtuluş ihsan eder ve onu ummadığı yerden rızıklandırır”(İbn Mâce.)
“Amel defterinde çok istiğfar bulunan kimseye ne mutlu”(İbn Mâce.)
“Bir müslüman günah işlediği zaman melek üç saat bekler, eğer günahından istiğfar ederse o günahını ona yazmaz ve Kıyamet gününde de Allah ona azap etmez.(et-Terğib.)
“Kul günah işlediği zaman kalbine nokta gibi bir leke çizilir. Eğer tevbe ve istiğfar ederse, o leke gider, günahına dönerse artar, öyle artar ki bütün kalbi pas tutar. İşte bu pastır ki Yüce Allah! “Hayır, kazandıkları kalplerini paslandırmıştır.” âyetinde anmıştır.”(Tirmizi, İbn Mâce.)
“Kalpler de bakır gibi paslanır, onların cilası istiğfardır.”(et-Terğib )
Hz. Ali (r.a.) anlatıyor: Ben Allah’ın Resûlünden bir söz işitirsem Allah (c.c.) beni o söz ile dilediği kadar yararlandırırdı. Şayet O’nun sözünü, ashabından biri bana söylerse, gerçekten O’nun söyleyip söylemediğini anlamak için anlatan adama yemin verdirirdim, yemin ederse doğrulardım. Ebûbekir (r.a) bana Allah’ın Resülü (s.a.v.)’den şöyle duyduğunu anlattı ki doğrudur: “Bir kul günah işlediği zaman güzelce temizlenip kalkar, iki rekat namaz kılar Allah’tan mağfiret dilerse o kul affedilir.
Sonra şu âyeti okudu: “Onlar ki bir fuhuş işledikleri, ya da nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı anarlar, günahlarına istiğfar ederler. Günahı Allah’tan başka kim affedebilir? İşledikleri (günahlar) üzerinde bile bile ısrar etmezler. İşte onların karşılığı, Rabları tarafından bağışlanmaktır.”(1)
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: Allah’ın Resûlü (s.a.v.) yürürken şöyle derdi: Allah’a istiğfar ediniz.” Biz de istiğfar ettik. Buyurdu ki: “Bunu yetmişe tamamlayınız.” Biz de yetmişe tamamladık Allah’ın Resülü (s.a.v.) buyurdu ki: “Hiçbir kul veya cariye yoktur ki günde yetmiş kere Allah’a istiğfar etsin de Allah onun yedi yüz günahını affetmesin. Bir günde yedi yüz günahtan fazla günah işleyen kul, cariye (Bu kadar günah işlediği halde tevbe etmediği için ) zaten kaybetmiştir.”(Beyhaki)
Tasavvufçular, sağlıklı bir Tevbe için üç şart koşmuşlardır:
Yapılan günahlara pişman olmak, derhal günahlardan dönmek, bir daha günah işlememeğe kararlı olmak. Sağlıklı tevbe için bu üç şart gereklidir.
Tevbenin başlangıcı, kulun uyanıp hatasını görmesi, kötülüğü önleyen hak sesini gönül kulağıyla duyup ona uymasıdır. Çünkü kul yaptığı çirkin işleri düşünürse, kalbine o kötülükleri bırakma isteği doğar. Cenab-ı Hak onu, iyiye ve tevbenin sebeplerine sarılmağa yöneltir ki bu sebepler şunlardır:
Önce kötü arkadaşlardan ayrılmak, zira insanı kötü yollara çeken, kötü arkadaştır. O halde sağlam irade ile nefsin dizginini çekmeli, bir daha dönmemek üzere günahı bırakmalı, Hakk’a yönelmelidir. Kararında sabit kalırsa ne iyi. Şayet insanlık icabı hataya düşmüş, tevbeyi bozmuş ise yine umut kesmemeli, tekrar tevbeye sarılmalıdır. Çünkü önemli olan, hayatını tevbe ile güzel kapatmaktır. Hayatın nasıl kapanacağını da Allah’tan başka kimse bilmez. Her şey Allah’ın kaderine dayanır. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Kişi yetmiş yıl Cennet ehlinin amelini yapar, herkes onun Cennet ehli olduğunu söyler. Cennet ile onun arasında sadece bir karış kalmış iken yazgısı öne geçer; adam Cehennem halkının amelini yapıp Cehenneme gider. Bunun tersi de vardır.”(Buhâri, Müslim, İbn Mâce, Müsned.)
Ayrıca kişinin amelini ve ibadetlerini beğenmesi, ona güvenmesi de doğru değildir. İnsanı kurtaracak olan, Allah’ın kendisine verdiği bir tek nimetin, sadece bir nefes sağlığın karşılığı dahi olamaz Peygamber (s.a.v.) bu önemli noktaya dikkat çekerek: “Hiçbirinizi ameli kurtaramaz.” Buyurmuş, “Seni de mi (amelin kurtaramaz) Ya Resûlellah? Sormuşlar. “Beni de kurtaramaz, meğer Allah kendi rahmetiyle beni örtüp kurtarsın!” buyurmuştur.(Buhâri, İbn Mâce.)
Öyle ise kul, birçok kez tevbesini bozmuş olsa dahi yine ümidini kırmadan Allah’a yönelmeli, O’nun rahmetine el açıp af ve mağfiret dilemelidir. Yüce Allah: “Ey nefislerine karşı aşırı haksızlık eden kullarım, Allah’ın rahmetinden umut kesmeyiniz, çünkü O bütün günahları bağışlar, doğrusu O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”(Zümer sûresi, 39/53.) buyurmuştur.
Bunun için Hz. Mevlâna, “Bizim dergâhımız, umutsuzluk dergâhı değildir, yüzbin kez tevbeyi bozmuş olsan da gel!” diyerek Kur’an’ın sunduğu bu geniş rahmeti, bu engin umudu izah etmiştir.
Tevbeye, önce kendisinde hakkı olan insanları razı etmekle başlanır. Hakları geri vermek mümkün ise, geri verilir yahut kendilerinden helallık alınır. Bu mümkün değil ise onların hukukundan kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapılır. Haklarından kurtulmak için yapabileceği hiçbir şey yok ise, Allah’a yönelip bağış diler, onlara dua eder, rahmet okur, onlar için sadaka verir ve ruhlarını şad etmeye çalışır.
Kabul Edilmeyen Tevbe
Ölüm korkusuyla iman edenin tevbesi geçerli değildir. Çünkü tevbe insanın yaşadığı müddetçe olacak bir iştir. Hayat bağının kopacağı anlaşıldığı an iş işten geçmiştir. Allah böyle bir andaki pişmanlığa değer vermiyor. (Nisa sûresi, 4/18.) Ancak günahkâr müminlerin son nefeslerine kadar yapacakları tevbenin kabul edileceği umulur. Çünkü kişinin yaptığı hatasını anlaması, günah işlediği Yüce Makama karşı suçunu kabul etmesi bile bir fazilettir.