بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / التقوى
الأرشيف — محتوى قديم

التقوى

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Takva, sözlükte herhangi bir tehlikeden korunmak demektir.

İslâm ahlâkında, “İnsanın, ibadet ve güzel işler yaparak kendisine acı verecek kötü durumlardan korunması” şeklinde tanımlanmak-tadır. Cürcâni ise, “Allah’a itaat ederek O’nun vereceği cezalar-dan korunmak; insanın kendisini, yaptığı veya yapmadığı şeyler yüzünden karşılaşacağı cezadan yine Allah’a itaat ederek korun-ması” anlamına geldiğini belirtir. Diğer bazı tariflere göre ise takva, “Kulun masivâ (Allah’tan başka her şey)’dan sakınması-dır; dinin edep ve erkanına sahip olmaktır; insanı Allah’tan uzaklaştıran her şeyden uzak durmaktır; nefsin arzularını terk etmek, yasaklardan uzak durmaktır; gönlünde Allah’tan başka hiçbir şey görmemendir; kendini hiçbir kimseden daha iyi diye düşünmemendir; Allah’tan başka her şeyi terk etmektir; sözde ve davranışta Hz. Peygamber (s.a.v.)’e uymaktır.”

Yüce Allah buyuruyor: “Allah katında en değerli olanınız, en çok takva sahibi olanınız (en çok korunanınız)dır.” (Hucûrât sûresi, 49/13.)

“Ey inananlar, Allah’tan gereği gibi korunun!” (Âl-i İmrân sûresi, 3/102.)

Büyük müfessir Fahreddin er-Râzi, Bakara sûresinin 196. âyetini tefsir ederken, takva için, “bütün dini ve ahlaki ödevleri yerine getirme, din ve ahlâkın sakıncalı bulduğu tutum ve davra-nışlardan da kaçınma” anlamını içeren bir tanım yapmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de, âhiret inancının yoğun olarak işlendiği ilk zamanlarda inen âyetlerde takva, Allah’ın şiddetli azabına karşı siper görevi yapacak olan korku ve kaygı şuurunu ve bu şuurun bir sonucu olarak Allah’ın buyruklarına uyup yasakladığı şeyler-den titizlikle kaçınmayı ifade eder. Ancak zamanla İslâm toplumunun hem sayı ve hem de nitelik bakımından gelişmesine paralel olarak, takva kavramının içeriğinin de geliştiği ve zenginleştiği görülür.

Bakara sûresinin hac ile ilgili 197. âyetinde bazı kötülükler, ahlâki olmayan davranışlar sıralandıktan sonra mutlak olarak iyiliğin önemi vurgulanmakta, ardından da genel olarak kötülükleri terk edip iyilikler yapmayı kapsayan bir kavram olarak takvanın önemi ifade edilmektedir. Burada takvanın “en hayırlı azık” şeklinde nitelendirilmesi, onun dini ve ahlaki hayat için vazgeçilmezliğine işaret eder. “Ey iman edenler, Allah için adaletle hakkı gözetenler, şahitlik edenler olun. Herhangi bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe götürmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”( Maide suresi, 5/8.) âyetinde takva, adaleti de içine alan yüksek bir fazilet olarak gösterilir. Sosyal hayatın düzeni için adaletin gerekliliği göz önüne alınacak olursa, bu ayete göre takvanın, artık sadece bireysel ve vicdani bir fazilet değil, aynı zamanda toplumsal düzenin de bir gereği olduğu ortaya çıkar.

Takvanın bu sosyal fonksiyonu, Hucûrat sûresinin 13. Âyetinde evrensel boyutta ele alınmıştır. “Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık; sonra da birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, Allah katında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. (Takva sahibi olanınız) Şu kesindir ki, Allah her şeyi bilir, her şeyden haberi vardır.” Hz. Peygamber kendisine yöneltilen, “insanlar arasında en büyük kerem sahibi kimdir?” sorusuna, “Takvada en ileri olanlardır” cevabını vermiştir.

Bilindiği gibi “kerem”, hem “şeref ve itibar” hem de cömertlik ve yardım severlik” anlamına gelir. Böylece takva sahibi insanın, “insanlara karşı iyilik sever, aynı zamanda da değerli ve şerefli insan olduğu anlaşılmaktadır.

Takvanın anlamı konusundaki ilginç örneklerden biri de onun “haya” ilişkisini gösteren A’raf suresinin 26. Ayetidir. Burada “takvâ elbisesi” deyimi kullanılarak dolaylı bir üslupla takvâ, günah duygularını örtüp kapatan, bastıran ve böylece günah işlemeyi önleyen bir koruyucu, ruhu bezeyen bir erdem şeklinde takdim edilmektedir. Yani elbise bedeni kapattığı, koruduğu ve süslediği gibi takvâ da hem ruhumuzun kötü duygularını örter ve hem de ruhumuzu süsler. Böyle olunca takvâ sahibi kişinin, kaba, sert, haksız, isyankar, şehvet düşkünü, aç gözlü, edepsiz ve hayasız olması düşünülemez. Takvanın aynı zamanda bir kibarlık erdemi olduğunu gösteren âyetler de vardır: “...Evlere arkaların-dan girmeniz iyilik değildir; gerçek iyilik Allah’tan sakınanın iyiliğidir. Evlere kapılarından girin ve Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Bakara sûresi, 2/189.)

Takv’a, her şeyden önce Allah’a, O’nun koyduğu kurallara saygıdır; bunları ihlal etmekten sakınmaktır. Takvânın bu şekilde saygıyı ifade ettiğini gösteren güzel bir örnek de Hac suresinin 37. âyetinde geçen “Kurbanlarınızın etleri de kanları da Allah’a ulaş-maz; fakat O’na sizin takvânız ulaşır.” mealindeki âyette görülü-yor. Bu âyet açıkça, bütün dini ve ahlâki faaliyetlerimizi Allah’a saygı ve O’nun rızasını kazanma niyetiyle yapmamız gerektiğini gösteriyor.

Kur’ân-ı Kerim’de takvânın karşıtı olarak “zulüm” gösterilmiştir. “Zalimler birbirinin dostudur; Allah da takvâ sahibi olanların dostudur.” (Câsiye sûresi, /19.)

Özetle takvâ, bütün faaliyetlerde, ödevlerin yerine getiril-mesinde, her türlü kötülüklerin terk edilmesinde öncelikle Allah’tan sakınmaktır. Yani Allah korkusunu, O’na karşı saygılı olmayı ön plana çıkararak bu saygıyı bütün davranışların ve hayatın temeli yapmaktır. Buna göre takvâ bütün ahlaki erdemlerin temelidir ve insan ona sahip olduğu oranda diğer erdemlere de sahip olabilir. ( İlmihal, Diyanet Vakfı Telif Heyeti, 2/495.)

Takva’kelimesinin aslı ‘veka’ fiilidir. Bu fiilin masdarı olan ‘vikaye’, Tevkıye, vikâe’ kelimeleri sözlükte; bir şeyi korumak, himaye etmek, zarar verecek şeylerden çekinmek, bir şeyi başka bir şeyle, bir tehlikeye karşı korumaya almak demektir.

“Yarım hurma ile de olsa, sadaka vererek, kendinizi cehennemden koruyunuz (ittika ediniz)” hadisinde bu anlamda kullanılmıştır.

‘Veka’ fiili kökünden gelen (ittika) sözlükte; vikayeyi kabul etmek, bir başka deyişle, vikayeye girmek, elem ve zarar verecek şeylerden sakınıp kendini korumaya almak anlamalarına gelir.

Aynı kökten gelen ‘tevekka’ da ‘ittika’ anlamındadır.

‘Takva,’ittika’nın ismidir ve sözlük anlamı olarak, kuvvetli himayeye girmek, korumak, kendini koruma altına almak demektir.

Müttaki ise, ittika den, takva sahibi kimse demektir.

Kur’an gelmeden önce Arapça’da takva kelimesi, insan ve hayvan gibi bir canlı varlığın kendini, dışarıdan gelebilecek bir zarara karşı savunması anlamına gelmekte idi.

Kavram Olarak Takva

Kuran-ı Kerim, bütün diğer kavramlar gibi ‘takva’ da sözlük anlamını temel olarak zenginleştirdi, ona yepyeni bir anlam kazandırdı. Üstelik aşağıda geleceği gibi, Kur’an’ın anlattığı ‘takva’ olayı, basit bir savunma, sıradan bir korku, kolay bir nefis koruması değil, iman ve amelle desteklenen bir aksiyon şeklindedir.

Kur’an, “takva ve ittika” kelimelerini, sözlük anlamına yakın manalarda da kullanmaktadır. Birkaç ayette bunun örneklerini görebiliriz:

“.... Kim nefsinin bencil tutkularından ‘ittika ederse-korunursa’; işte onlar, kurtuluş bulanlardır.” (Tebağun sûresi, 64/16)

Artık Allah’ da, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve sevinç vermiştir.” (İnsan sûresi, 76/11)

“... Kafirler için hazırlanmış Cehennem ateşinden ittika edin (korunun) (Ali İmran sûresi, 3/131)

b-1 Kuran’da Korkuyu İfade eden Diğer Kelimeler

Takva, kelimesinin ardında “korku, korkmak” unsuru da vardır. Ancak bunu yalnızca korku veya korkmak diye anlamak, başka bir dile yalnızca korku diye çevirmek çok yetersiz kalmaktadır. Kuran’da korkuyu değişik boyutlarla anlatan “havf, hazer, haşyet, rehbet, vecel” gibi kelimeler de kullanılmıştır. Bu kelimelerin her biri bir korku olayını değişik boyutlarıyla anlatmaktadırlar.

Takvatek başına bir korku olmayı olmadığı gibi, korku unsurundan da tamamen uzak değildir. Bu bakımdan takva kelimesi bazen, korku ve ürperti anlamında ‘havf ve haşyet’ kelimelerinin yerine kullanılmaktadır. Bu bir anlamda takvanın bir sonucu olarak Allah’tan ‘havf ve haşyet’ duymak (korkmak) demektir.

Şu ayette ‘haşyet ve ittika’ beraber kullanılmaktadır:

“Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat eder, Allah’tan korkarsa (haşyet duyarsa) ve Ondan ittika ederse (korunursa); işte kurtuluşu erenler onlardır. (Nûr sûresi, 24-52)

b-2 İnsandaki Korku Hissi

İnsan psikolojisinde korku ve ümit duyguları beraber vardır. İnsan, bazı şeyler karşısında aciz (yetersiz) kaldığını bilir, ondan korkar, ve sığınılacak bir kucak arar. Bu korku ve ümit çizgisi, onun çalışmalarına ve hayatına yön verir. Bu duygular onu hayata bağlar.

Kur’an, insandaki bu yaratılışı göz önünde bulundurur. Ondaki bütün lüzumsuz korkuları ayıklar, korkulması gereken yerden korkmayı, ümit edilmesi gereken şeyi ümit etmeyi ona öğretir.

İnsandaki korku hissi iyi yönlendirilmezse veya asıl korkulması gereken makam olan Allah’tan hakkıyla korkulmazsa; insanın hayatındaki denge bozulduğu gibi, bir sürü sahte otoritenin önünde boyun eğmek zorunda kalır. İnsan tarih boyunca böylesine lüzumsuz korkular yüzünden sayısız tanrı bulmuştur. Doğa güçlerinden korkmuş, ateşi, gökleri, karanlıkları; Firavunlardan ve diktatörlerden korkmuş, onları; açlıktan korkmuş, ekmek ve maaş verenler; yalnızlık ve sahipsizlikten kormuş, putları veya başka şeyleri ilâh edinmiştir. Bu lüzumsuz korkular yüzünden insanoğlu, sığınılacak kucaklar aramış, ancak çoğu zaman sığındığı kucaklar kendisi için tehlikeli ve zararlı olmuştur.

Kur’an, insan yaratılışındaki korku ve ümit duygularını yine fıtrata (yaratılışa) en uygun bir biçimde değerlendiriyor. Bu duyguları kulluk faaliyeti çerçevesinde, insana en faydalı bir şekilde yönlendiriyor. Asıl korkulması gereken makamı gösteriyor.

Takvanın Boyutları

‘Takva’, korku duygusunu de içerisine alan bir çekinmenin, bir korunmanın ve bir saygının ahlâk ve ibadet olarak gösterilmesidir. İslâm, insandaki bu korku ve ümit duygusunu işleterek, bu duyguların övülen bir sıfat haline gelmesini sağlıyor. Kur’an, insandaki sıradan korku ve sığınma hissini geliştirerek, kişinin manevi olarak yücelmesinin yolunu açıyor. Evet takva duygusu, sradan bir korku değil, belki yaratılışındaki korkunun düzene konularak, bir korunma ahlâkı, bir yücelme faaliyeti, bir sorumluluk bilinci haline getirilmesidir.

En geniş ve en kapsamlı koruma Allah’ın korumasıdır. Allah’ın ‘rahmet’ sıfatı bütün yaratılmışları korur. Ancak insan, kendi isteği ile, kendine zarar veren şeylerden Allah’ın korumasını ister, ya da işlediği fiillerin kötü karşılığı hakkında Allah’tan korkar. Burada koruma isteği daha çok, yapılan amellerin sonuçlarından dolayı duyulan bir korkudur.

‘Takva’ insanın kendisini Allah’ın koruması altına koyarak ahirette zarar ve acı verecek şeylerden sakınması, ya da günahlardan uzak durması ve iyiliklere sarılmasıdır.

‘Tavanın bir çok tanımı yapılmaktadır. Bu çeşitli tanımlar arasında bir çelişki yoktur. Hepsi de aynı anlamı değişik kelime ve ifadelerle anlatmaktadırlar.

Söz gelimi ‘takva’yı, ‘Allah’ın emrettiklerini tutmak, yasaklarından kaçmak’ diye tarif edenler olduğu gibi; ‘yapılması günah olanı yapmaktan, terk edilmesi günah olanı terk etmemekten çekinmektir’, Allah’ın cezalandırmasından korkarak, Onun verdiği bir nur ile Ona itaat etmektir’, Allah’ın dışındakileri Allah’a tercih etmemektir’ şeklinde tanımlayanlar olmuştur.

‘Takva’nın türediği ‘veka’ fiili ve türevleri Kuran’da tam iki yüz elli sekiz yerde geçmektedir. Kuran’ın en önemli kavramlarından biridir. ‘Takva veya ittika’ kulun Rabbi karşısında durumun en iyi anlatan bir sıfattır. Bir çok ayette insanlara ‘Allah’tan ittika edin’ denilmektedir. Birçok peygamber kavimlerini İslâma davet ederken, Allah’tan ittika etmez misiniz?’ diyerek onları, Allah’tan çekinip Onun korumasına girmelerini istemişlerdir.

Kur’an, ısrarlı bir şekilde ‘Allah’ fikrini, yani Ona ait uluhiyyeti (ilâhlığı) gündeme getirir. Zaten insan için en önemli olay, yaratılışın sebebi, yaratıcının varlığı ve yaratılan insanın bu yaratıcı karşısındaki durumudur. İnsan, öncelikli olarak kendini var edeni tanımak ve Onu razı olacağı bir hayatı yaşamaktan sorumludur. Hayatın ve ni’metlerin sahibi olan Allah (c.c.), en sonun bütün insanları ölümle beraber kendisine döndürüyor. Bu bakımdan insan başıboş değildir ve hayatın hesabını vermek üzere ölecektir. Kur’an, âlemlerin Rabbi Allah’ı bütün sıfatlarıyla, Ona en üstün yücelik ve makamlar ile tanıtıyor. Sonra da insanını bu yücelik karşısında kendine çeki düzen vermesini, kendini iyi amellerle korumaya almasını tavsiye ediyor.

İnsan, her halde kendinden yüce gördüğü ve bir makam sahibi kimselerin gözü önünde kötü ve çirkin iş yapmaktan çekinir. Bu çirkin işleri aha gizli yapmayı tercih eder. Allah’a kuvvetli bir imanla bağlanan kimse; Onun her yerde kendisini gördüğünü bilen, yaptığı her şeyin kayıt altına alındığının şuurunda olan bir kişi, şüphesiz kendine çeki düzen verir, Allah’ın yüce makamı karşısında çekinir, yaptığı hatalardan dolayı da Ona sığınır.

İşte takvanın özünde yatan incelik bı iman ve mesuliyet duygusudur.

Şüphesiz ibadet, takvanın kendisi değil, fakat takvaya götüren davranıştır. İbadet, ilâhi emir ve yasakları yerine getirmek, takva ise zarar verecek davranışlardan sakınmaktır.

İnsan, takvaya yaklaştıkça, ittika üzerinde yaşadıkça ‘ihsan’ derecesine ulaşır. İhsan’ın, Allah’ı görmüyormuş gibi ibadet etmek olduğunu hatırlayalım.

Her ne kadar biz Allah’ı görmüyorsak bile Allah bizi görüyor, görür. Allah (c.c.) Allah’tan hakkıyla ittika eden ve ihsan sahibi ‘muhsinlerle’ beraber olduğunu kullarına haber veriyor. (Nahl sûresi, 16/128)

Takvanın Aşamaları

Kuran’da takvanın üç aşamada gerçekleştiğini görmekteyiz:

a- İman edip şirkten kurtulmak, böylece ebedi olarak cehenneme gitmekten korunmak. (Meryem sûresi, 19/97)

b- İslâmın emir ve yasaklarını yerine getirerek ibadet etmek ve böylece kendini azaptan korumaya çalışmaktır.

“Ey iman edenler! Allah’tan ittika edin ve ve sadık kimselerle beraber olun.” (Tevbe sûresi, 9/119

“Ey iman edenler! Allah’tan ittika edin ve (sizi) Ona (yaklaştıracak) vesile arayın: Onun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa ererseniz.” (Maide sûresi, 5-35)

c- Takvanın en üstün mertebesi, Allah’ın emir yasaklarını yerine getirdikten sonra, bütün benliği ile Allah’a dönmek ve insanı Allah’tan uzaklaştıracak şeylerden kaçınmaktır.

“Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla ittika edin ve ancak müslüman olarak can verin.” (Ali İmran sûresi, 3-102)

Şüphesiz mü’minler Allah’tan, Onun istediği gibi, hakkıyla ittika edemezler. Bir ayet şu konuda kısa cümle getiriyor:

“O halde gücünüzün yettiği kadar Allah’tan ittika edin. Dinleyin ve itaatedi. Kendi nefsinize hayr (ve en büyük fayda) olmak üzere infakta bulunun....” (Tebağun sûresi, 64-16)

Takvanın Önemi

Kur’an, ‘takva’ olayının üzerinde çok sık durmaktadır. Bütün peygamberlerin tebliğlerinin özünde takva vardır. Zamanlar ve mekanlar değişse bile ‘takva’ emri veya takva şuuru değişmemiştir.

İslâm ümmetinden önce gelip geçen bütün ümmetlere ‘takva’ tavsiye edildiği gibi Muhammed ;(s.a.v.) ümmetine de ‘takva’ emredilmektedir. Yine bütün peygamberlerin kendi kavimlerine, inansınlar-, inanmasınlar-, Allah’tan ittika etmeyi tavsiye ettiklerini görüyoruz. ‘Takva’ Allah’a kullukla beraber anıldığı gibi, Allah’a itaat etmekle veya peygambere itaat etmekle de beraber anılmaktadır. ‘Allah’tan ittika etmenin’ bir gereği, gönderilen elçiyi dinlemek ve ona itaat etmektir. (Ankebut sûresi, 29-16)

Hatta Allah (c.c.) son Peygamberine bile ‘Allah’tan ittika et’ demektedir.

Mü’minler de ‘Allah’tan ittika etmekten’ sorumludurlar.

Kur’an, mü’minlere bir şeyi haber verdikten veya bir ilâhi hüküm bildirdikten sonra onlara ‘Allah’a ittika etmeyi’ tavsiye ediyor. (Ali İmran sûresi, 3-186)

Allah’ın koyduğu ölçüleri (şiarları) yüceltmek işi kalplerin takvasındadır. (Hacc sûresi, 22-32) Alla h(c.c.) insanlar arasındaki gerçek takva sahiplerini en iy ibilendir. (Necm sûresi,53-32)

İnsanlara göre farklı üstünlük dereceleri vardır. Kimilerine göre soy, kimilerine göre meslekler, kimilerine göre ülkeler, kimilerine göre giyilen kıyafetler, kimilerine göre derilerin rengi ve benzeri şeyler üstünlük sebebidir. Halbuki İslama göre büttün bunlar üstünlük nedeni olamaz.

Kur’an, en takvalı olmaya ‘etka’ demektir. Onun üstünlük konusunda getirdiği ölçü şöyledir:

“Ey insanlar!, Gerçekten, biz siz bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için halklar ve kabileler gönderdik. Hiç şüphesiz Allah katında sizi en üstün (kerim) olanınız, en takvalı (etka) olanınızdır. Hiç şüphesiz Allah alimdir (bilendir.) (Hucurat sûresi, 49-13)

Allah (c.c.) akıl sahibi olanları kendisinden ittika etmeye davet ediyor. (Bakara sûresi, 2-197)

Göklerde ve yerde neler varsa hepsi Allah’ındır. Öyleyse ibadet ona yapılır ve Yalnızca ondan ittika edilmelidir. (Nahl sûresi, 16/52)

Allah (c.c.) Rabliğini, ilâhlığını, rızk verici olduğunu, her şeyden haberdar ve her şeyi bildiğini, her şeye şahit ve gözetleyici olduğunu, hesabı çabuk gören ve cezasının şiddetli olduğunu, bu nedenle kendisinden ittika edilmesini emrediyor.

Takva sahibi olmanın gereği şu ayetle çok net bir şekilde ortaya konuluyor:

“Ey insanlar: Rabbinizden ittika edin ki (o gün hiç)bir baba çocuğu için karşılık veremez ve hiç (bir) çocuk da babası için bir şey verici değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı (lar) d siziAllah ile aldatmasın.” (Lokman sûresi, 31-33)

Takva ve Fücur Zıtlığı

Allah (c.c.) insanı düzene koymuştur ve Ona hem fücuru (günah işlemeyi) ve takvayı (sakınıp korumayı ) öğretmiştir. İnsan aklını kullanarak ve ilâhi uyarıları dinleyerek facirlik yapmaz. (günaha sürüklenmez) ve Allah’tan ittika eder. Ancak nefsinin isteklerine uyan, veya tağutların dini üzerine giden takva’ dan uzaklaşır.

Fücur, din örtüsünü yırtıp atmak, takva ise onun zıddı olarak mü’mini koruyan, kollayan ve tehlikelerden sajındıran bir elbisedir. (A’raf sûresi, 7/26) Bu elbise kadar sağlam, güzel ve gösterişli olursa, insanı o kadar zararlı şeylerden korur.

En Hayırlı Azık Takva

Takva aynı zamanda mü’minler için em hayırlı bir azıktır.

“....Azık edinin, kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden ittika edin.” (Bakara sûresi, 2-197)

Kur’an Takva Sahiplerini Övmektedir

Kur’an bir çok ayette ‘ittika’ sahibi ‘müttakileri’ övmekte ve onlara ait güzel özellikleri sıralamaktadır. Kur’an, böylece insanları bu sıfatları kazanmaya, gerçek anlamda ittika sahibi olmaya davet ediyor. (Bakara sûresi, 2-177)

Kur’an, İslâmın çeşitli konulardaki hüknünü (ahkâmını) söylüyor ve bütün bunların yerine getirilmesi konusunda Allah’tan ittika edilmesini belirtiyor. Yahut da bu türlü ahkâmın yerine getirilmesi mü’minlere gerçek takvay kazandıracaktır. (Bakara sûresi, 2-187)

“Allah ‘tan ittika edin ve aranızdaki anşlaşmazlıkları düzeltin, Allah’a Rasulûne itaat edin.” (Enfal sûresi, 8-1)

Takvanın Kazandırdıkları

Takva sahibi olmak dünya ve ahirette sonsuz faydalar sağlar. Allah takva sahibi olanların velisi (koruyucusu ve dostu)olur. (Casiye sûresi, 45-19-) Allah’ın dostu (veli) olduğu kimselere korku ve hüzün yoktur, dünya ve ahirette onlar için müjdeler vardır. (Yunus sûresi ,10/93-94)

Allah’tan hakkıyla ittika edenler, iman etmeyen topluluklara verilen ceza ve sıkıntılardan kurtulurlar.(Neml sûresi, 27-52)

Allah (c.c.) kendi yolunda sabreden ve ittika edenlere inkârcıların hilesi zarar vermez. (Ali İmran sûresi, 3-120)

Eğer insanlar gönderilen peygamberi yalanlamayıp iman etseler ve takva sahibi olsalar, Allah (c.c.) onlara her yönde n bereket hazinelerini açardı. (A’raf sûresi, 7-97)

Rabbimiz kendisinden ‘ittika’ edenlere, hayrı ve şerri birbirinden ayıran bir nûr (bir furkan) verir. (Enfal sûresi, 8-29)

İslâmı doğrulayıp iman eden sonra da takva sahibi olanlara kolay olan şeyler nasib edilir. (Leyl sûresi, 92/5-7)

İttika edenlere Allah (c.c.) kurtuluş yollarını, hal çarelerini ihsan eder .(Talak sûresi, 65/2)

Allah dilerse kendine ait olan yeryüzünün varisliğini ve sonucun güzelliğini takva sahiplerine verir. (A’raf sûresi, 7-128)

Hakkıyla ittika edenler Allah’ın rahmet ve mağfiretini (bağışlamasını) hak ederler. (En’am sûresi, 6-155)

Ahirette Kazandırdıkları

Gerçek kurtuluşa ancak ittika edenler, müttakiler ulaşacaktır. (Maide sûresi, 5/35-100)

“Dünya hayatı bir oyundan, bir oyalanmadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise takvaya erecekler için daha hayırlıdır. (En’am sûresi, 6-32)

İnsan öyle veya böyle yaşar, çalışır, çabalar, bir şeyler elde etmeye uğraşır, nefsinin isteklerini karşılamaya çaba harcar, iyi şeyler yaptığını zanneder, sonunda ölür, gider. Ancak ölümden sonra en iyi sonucu, en yüce dereceyi kazanacak olanlar, ittika eden müttakilerdir. (A’raf sûresi, 7/128-11)

Müttakilerin varacağı Cennet yurdu ne güzel yurttur. Aklı başında olan kimseler, Allah’tan ittika ederler ve bu güzel yurdu kazanmaya çalışırlar. (Nahl sûresi, 16/30/32) Onlara orada korku ve üzüntü dokunmayacaktır.(Yunus sûresi, 10/63-39)

Dünyada iken mü’minlerle alay edenler, kendilerinin üstün olduğunu zannederler. Halbuki Allah’tan ittika edenler derece bakımından çok üstündürler. ((Bakara sûresi, 2/212)

Üstelik dünyada iken şirk koşmakta isyan ve inkâr etmekte dost (veli) olanlar, Ahirette birbirine düşman olacaklar. Takva sahiplerinin dostluğu ise devam edecektir. (Zuhruf sûresi, 43/67)

Kur’an, takva sahibi mü’minlere verilecek olan mükafatları, Cennetin güzelliklerini, makamların yüceliğini sık sık vurgulamaktadır.

Peygamberimiz de sürekli takvayı tavsiye etmiş, kendisi takva ahlâkının yaşayan bir örneği olmuştur. Onun şu güzel sözünü hatırlayarak konuya son verelim:

“... Allah’a karşı takva sahibi olmanızı, başınızda Habeşi bir köle olsa bile (Allah’ın indirdikleriyle hükmettiği sürece onu) dinlemenizi ve itaat etmenizi tavsiye ederim.

Allah’a iman edenler, Onun dini İslâmı, din ve yaşama biçim olarak seçenler, birbirlerine her şart ve durumda takva ahlâkı ile yardım ederler. Bu konuda Kur’an şöyle diyor:

“İyilik ve takva da yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın...” (Maide sûresi, 2-5)