بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / التفرقة
الأرشيف — محتوى قديم

التفرقة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘Tefrika’ kelimesi Arapça’da ‘feraka’ fiilinden türemiştir. Bu fiilin mastarı olan ‘fark’ kelimesi, ayrışmayı anlatan bir kelimedir.

‘Fark’, iki şeyin arasını ayırmak, ayrılmak, yolun çatallaşması gibi anlamlara gelmektedir.

‘Tefrika’ yahut ‘tefrik’ ise, eşyayı birbirinden ayırmak, insanlar arasına düşmanlık sokmak, parçalara, bölüklere ayırmak, parçalamak demektir.

Kur’an, ‘fark’ kelimesinin çeşitli türevlerini bir çok ayette kullanmaktadır.

Söz gelişi, iki denizin arasını ayırmak (Bakara sûresi, 2/50.), bir takım işlerin birbirinden ayrılması (Duhan sûresi, 44/4.), bir kişi ile toplumun arasının ayrılması, kişinin o toplumdan uzaklaşması (Taha sûresi, 20/94.), boşanma (Talak sûresi, 65/2.) gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

Kur’an, Peygamber (s.a.v.)’in duraklayarak okuması için Allah (c.c.) tarafından bölüm bölüm ayrılmıştır. (İsrâ sûresi, 17/106.)

Müminler bütün peygamberlere inanırlar, onları birbirinden üstün tutmazlar ve aralarını ayırmazlar. Çünkü hepsi de Allah tarafından görevlendirilmiş elçilerdir. (Bakara sûresi, 2/285.)

Kalplerinde ‘tefrika’ (ayırıp parçalama) zihniyeti olanlar, Allah ile peygamberin arasını ayırmaya çalışırlar. ‘Bazısına inanırız, bazısına inanmayız’ derler. Bir anlamda ya peygamberin elçiliğini, ya da onun tebliğ ettiği Allah inancını kabul etmezler. (Nisa sûresi, 4/150.)

Bütün bu ayetlerde ‘fark’ mastarının çeşitli türevleri kullanılıyor.

Aynı kökten gelen ‘fırk’, bölük, ayrışan taraf, kısım; ‘fırka’ ise, insanlardan ayrılan bir topluluk demektir. İslâm tarihinde mezheplere de ‘fırka’ denilmiştir.

‘Ferik’, diğerlerinden ayrılan topluluk demektir. Şu ayette olduğu gibi:

“Sonra zararı sizden kaldırıldığı zaman, sizden bir ferik (bir grup) (hemen) Rablerine şirk koşarlar.” (Nahl sûresi, 16/35.)

Aynı kökten gelen, ‘firak’ ayrılma demektir. Bu hem beden olarak, hem de pozisyon olarak ayrılmayı ifade eder.

Ölümü yaklaşan kimse ölümün, artık kesin bir ayrılık (firak) olduğunu anlar. (Kıyame sûresi, 75/28.)

‘Fark’ kökünden gelen bir başka kelime de ‘furkan’dır. Hakk ile batılın arasını belirtmede kullanılır. Batıl ile Hakk’ın ayrılmasına neden olan olayları veya her ikisinin açıkça belli olduğu zamanları anlattığı gibi, her ikisini ayıran şeyler hakkında da kullanılır. Söz gelişi, Bedir savaşı ‘Furkan ile Batıl’ın ayrıldığı’ bir gündür. (Enfal sûresi, 8/29.)

Eğer müminler Allah’tan gerçek anlamda ittika ederlerse (sakınırlarsa), Allah (c.c.) onlara bir furkan verir. Bu furkan nedeniyle hak ile batılın, doğru ile yanlışın arasını ayırabilirler. (Enfal sûresi, 8/41.)

“Kulu Hz. Muhammed’e ‘furkan’ı (Kur’an’ı) indiren Allah’ın adı ve şanı ne yücedir.” (Furkan sûresi, 25/1.)

“Hz Musa (a.s.)’a da Kitapla beraber bir de ‘furkan’ verildi.” (Bakara sûresi, 2/53.)

Kur’an’ın bir adı ‘Furkan’ olduğu gibi, 25. sûrenin adı da Furkan’dır.

Aynı kökten gelen ‘faruk’ da benzer anlamdadır ve hak ile batılın, doğru ile yanlışın arasını ayırabilen, ikisinin arasındaki farkı görüp hakkı tercih eden demektir. Bunun için Hz Ömer (r.a.) ‘Faruk’ lakabı ile anılırdı.

Tefrik etme, ayırmayı, ayırıp çoğaltmayı, parça parça etmeyi anlatır. Bizim burada üzerinde duracağımız madde budur.

Tefrika, bölüklere, fırkalara, partilere, gruplara, parçalara ayrılmayı ve böylece ayrılmaması gereken bir bütünü parçalamayı ifade eder ki, Tevhid dini olan İslâm’ın izin vermeyeceği bir şeydir.

İslâm’ın Kabul Etmediği Tefrika

Kur’an diyor ki:

“Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın. Dağılıp ayrılmayın.” (Al-i İmran sûresi, 3/103.)

Kur’an müminlere bu emri verirken, dinlerini parçalayıp, fırka fırka, grup grup olan insanların tutumlarını da gözler önüne seriyor.

Esasen insanlar Tevhid dinine inanan bir ümmet idiler. Ancak zamanın akışı içerisinde Tevhid dinini bozdular, parçaladılar, yani dinde ayrılığa düştüler, kendi uydurdukları dinlerin peşinde gittiler.

“Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp (tefrika olup) anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran sûresi, 3/105.)

Tefrikanın şirke yol açtığı açıktır. Çünkü ‘fıtrat’ dinini bozmanın sonucu birden fazla ilaha kulluk yapmaktır. Şirk düşüncesine sahip olanlar, Tevhid dininin bütünlüğüne zarar verirler., onu kendi kafa yapılarına uydururlar, sonra da her uydurdukları şeye din diye uyarlar.

Kur’an şöyle diyor:

“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir Hanif) olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerinde yaratmıştır. Allah’ın yaratması için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Gönülden katıksız bağlılar olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın.

(O müşrikler ki) kendi dinlerini parçaladılar ve kendileri de grup grup oldular; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinmektedir. (en doğru yolda olduğunu sanmaktadır).” (Rum sûresi, 30/30-32.)

Görüldüğü gibi, insanlar yüzlerini yaratılışa en uygun dine çevirmekten sorumlu iken bazıları bunu bozmakta, tefrika çıkarmakta, farklı fırkalara ayrılmakta ve sonra yine tefrika olmakta, yeni gruplaşmalar meydana gelmekte, alt tabakalarda bu parçalanma devam edip gitmektedir.

İşin ilginç yanı, Tevhid dininden uzağa düşen ve farklı din gruplarına ayrılan bu kimseler kendilerinin doğru yolda olduğunu sanarak sevinç duymaktadırlar.

Esasen dinde tefrika çıkarmanın, dini parçalamanın nedeni insandaki ‘bağy’ duygusudur. Doymayan bir nefsin sahibi olan azgın kimseler, başkalarını haklarına tecavüz ederler ve kendi görüşlerini din haline getirmeye çalışırlar. Böyle kimseler elbette Hak dine kulak vermezler. Bunu yalnızca müşrikler değil, kendilerine kitap verilen insanlar bile yapmışlardır. (Al-i İmran sûresi, 3/19.)

Allah (c.c.) kendi yolunu insanlara bildirdikten sonra “İşte benim yolum budur, buna uyun” buyurmaktadır. (En’am sûresi, 6/153.) Tevhid Dinine sımsıkı sarılmak insanları tefrika hastalığından kurtarır. Yoksa ‘bağy’ edenlerin peşinden gidilirse, onların düzenlerine uyulursa vahdet’in (birlik ve beraberlik) olması mümkün değildir.

Tefrikanın Boyutları

‘Tefrika’ yani dini bozma, onda ayrılığa düşme, fırka fırka olup dağılma hastalığı yalnızca müşriklere ait bir yanlış değildir. Aynı hataya müslümanlar da düşebilir. Eğer onlar da dini dimdik ayakta tutmazlarsa, Din’i Allah’ın gönderdiği ve Peygamberin öğrettiği gibi yaşamazlarsa, hatta dini kendi akıl ve anlayışlarına uydurmaya kalkarlarsa aynı sonuç ortaya çıkar.

Günlük hayatta ve Dinin ibadet ve muamelata ilişkin detaylarında farklı görüşlerin, farklı yorumların olması normaldir. Hatta farklı görüşlerin olması hem yaralı ve hem de kolaylıktır. Burada dikkat edilmesi gereken, Din’i kendi arzularına göre anlama, sonra da kendi anladığını ‘Din haline getirme’ yanlışlığıdır. Din’in özünü zedeleyecek yanlış yorumlar ve bunların inanç haline getirilmesi bir anlamda ‘bağy’dir ve tefrikaya yol açar.

Bugün müslümanlar arasındaki ‘vahdet’in en büyük düşmanı, yanlış din anlayışı, ülke, bölge, etnik grup, siyasi rejimler, mezhep ve tarikat taassubudur. Halbuki bütün bunlar tefrikaya neden değil, aksine müslüman toplumların birbirleriyle entegre olmasına yardımcı olurlar.

Müslümanlar farklı mezheplere, meşreplere, düşüncelere, ülkelere, ilkelere sahip olabilirler, farklı coğrafyalarda yaşabilirler ve farklı gruplar içerisinde bulunabilirler. Bunlar normal şeylerdir. Ancak herkes kendi anladığını, kendi meşrebini, kendi mezhebini, kendi tarikat veya partisini din haline getirirse; işte bu dinde tefrikadır.

Unutulmamalıdır ki, Din Allah’ındır ve Kur’an’da anlatılmıştır, Hz. Muhammed (s.a.v.) de bize tebliğ etmiştir, hayatıyla ve ahlâkıyla dinden ne alması gerektiğini göstermiştir. Alimlerin, mezheplerin, grupların dinden anladıkları, yalnızca bir yorum veya dini daha iyi yaşama noktasında bir çaba gibi görülmelidir. Onların anladıkları hiçbir zaman Din’in kendisi değildir.

Bir gruba, bir mezhebe, bir meşrebe bağlı olmak mümkündür ve kimi zaman ihtiyaçtır. Ancak kendi meşrebini, kendi grubunu hak, diğerlerini batıl görme anlayışı ‘tefrika’ mantığıdır. Bilerek veya bilmeyerek ‘tefrika’ya neden olmak yahut hizmet etmektir.

Mezhepli olmak ihtiyaç, mezhepçi olmak yanlıştır. Bir meşrepten olmak doğal, ama meşrepçi olmak doğru değildir. Bir grupla faydalı çalışma yapmak üzere bir araya gelmek, bu amaçla bir gruba mensup olmak iyi, ama grupçu olmak yanlıştır. Bütün bu yanlışlar tefrika sebebidir.

Dinde tefrika olmamsını yolunu Kur’an şöyle gösteriyor:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine (sizde olan yöneticilerinize) de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve Rasûlüne döndürün. (çözümü onların hükümlerinde arayın) Şayet Allah’a ve Ahiret gününe iman ediyorsanız..” (Nisa sûresi, 4/59.)

Tefrikanın bir toplum için ne kadar büyük bir felaket olduğunu Mehmet Akif aşağıdaki mısralarında ne güzel dile getiriyor:

Girmeden tefrika bir millet parçalanamaz,

Cihan yıkılsa emin olun bu cephe yıkılmaz.