بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق الجهاد والحرب / الأمراض المعيقة للجهاد / التجسس
الأمراض المعيقة للجهاد

التجسس

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Kur’ân-ı Kerim, kesin ve kapsamlı bir şekilde Müslümanların birbirlerinin suçunu araştırmalarını yasaklamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Ve birbirinizin suçunu araştırmayın!” [40]

Tecessüs yani suç ve ayıp araştırma konusunda Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Müslümanların ayıplarını araştırmayın! Kim Müslümanların ayıbını araştırırsa, Allah da onun ayıbını araştırır ve evinin içinde de olsa onu rezil rüsvay eder.” [41]

İslâm’ın daha ilk yıllarından itibaren casusluk faaliyetleri ortaya çıkmış, Yahudiler bunu Müslümanların durumunu öğrenmek için bir vasıta edinmişlerdir. Bir kısım Yahudiler, aslında münafık oldukları halde Müslüman olduklarını iddia etmişlerdi. Dâis, Sa’d b. Hanîf, Zeyd b. El-Lasît ve Rafi’ b. Hureymele vb. bunlardandır. Rafi öldüğünde Hz. Peygamber (s.a.v.) :

“Bugün büyük bir münafık öldü” Buyurmuştu. [42]

Bu münafıklar camiye gelir, ilim meclislerine katılırlardı. Böylece Müslümanlar hakkında bilgi edinir, onların plânlarını öğrenir, Yahudilere ve müşriklere taşırlardı. Fakat Müslümanlar onların geceleyin yaptıkları faaliyetlerinden şüphelendiler ve onları gözetlemeye başladılar. Onlar hakkında söylenenlerin doğru olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine Müslümanlar onları yakaladılar ve onlara yaptıkları suçlara göre çeşitli cezalar verdiler. [43]

Müslümanlar, düşman hesabına çalışan bir casus ele geçirdikleri zaman ilk önce bu durumu onlara hissettirmemeyi ve elde ettiği bazı bilgileri, yanına asılsız pek çok şey ilave ederek casus yoluyla onlara ulaştırmayı prensip edinmişlerdi. Böylece düşmanı, düşman ile vurmak isterlerdi. Hersemî [44] şöyle diyor:

‘Bazı kere, düşmanının senin bazı durumun hakkında bilgi sahibi olması senin işine yarar. Böylece eksik bilgi ile yapacağı taktikler ile onları saf dışı edebilirsin. Bunun için de onların casuslarının ulaşabileceği bazı basit bilgiler sızdırmalısın ki, onlar bu bilgileri adamlarına ulaştırsın ve böylece onları istediğin oyuna getirebilirsin.’

Müslümanlar casusun elde ettiği bilgileri ondan almak zorunda kaldıklarında casusa iyi muamele etmeye çalışırlar ve bu yolla düşman hakkında bilgi edinmek isterlerdi. Veya casus kanalıyla düşmana yanlış bilgiler göndermek için onu kendilerine çekerlerdi. Müslümanlar, Bedir savaşında Kureyş’in casuslarından birisini yakaladılar, ona işkence etmeye kalkıştılar. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v.) ona işkence edilmesini yasakladı. Casusu çağırttı ve Kureyş’in sayısını sordu. Casus bilmediğini söyleyince günde kaç deve boğazladıklarını sordu, casus da:

‘Bir gün dokuz, diğer gün on tane boğazlarlardı’ dedi.

Hz. Peygamber (s.a.v.) bundan düşman sayısının dokuz yüzle bin arasında değiştiği sonucunu çıkardı. [45]

Kaysâriyye’nin [46] fethinde Amr b. Âs’ın (r.a.) askerleri Bizanslı bir casusu öldürmüşlerdi. Buna çok kızan Amr, onlara şöyle dedi:

‘Keşke onu bana getirseydiniz de ondan bilgi alsaydım. Nice aleyhimize çalışan casus, sonra lehimizde çalışır olmuştur.’ [47]

Müslümanların, düşman casuslarını kazanma ve kendi lehlerine casus olarak kullanma yolları, casusun içinde bulunduğu şartlara göre değişiklik arz ediyordu. Bazen bunun için casusa mal verilirdi. Bazen onu İslâm’a çekecek ve samimi olmamasını sağlayacak bir hayır yolu kullanılırdı. Fakat casusu Müslümanların lehine çevirip kendi yararlarına kullanmak imkânı olmayınca ona verilecek ceza, İslâm düşüncesinde hemen hemen belirlidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir keresinde bir müşrik casusu gördü. Fakat Müslümanların onu yakalaması imkânsız olmuştu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) casusun kanını heder kılmış ve şöyle demişti:

“Onu arayın ve öldürün!” Müslümanlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in emrini hemen yerine getirdiler. Böylece casusun, topladığı gizli bilgilerle kavmine dönmesi önlenmiş oluyordu. Benî Mustalık savaşında Müslümanlar bir casus yakaladılar. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona kavminin durumunu sordu, hiçbir şey söylemedi. Ona İslâm’ı sundu. Kabul etmedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.)’e boynunu vurmasını emretti. O da boynunu vurdu. [48]

Müslümanlar, gayri Müslimlerin özel elbise giymelerini mecbur tutarlardı. Böylece Müslümanlar arasına girip onlar hakkında bilgi toplamasına bir ölçüde imkân verilmezdi. [49]

Eğer casus olan Müslüman ise cezası daha şiddetli olurdu. Sahnûnşöyle diyor:

‘Bir Müslüman, casus olarak harp halindeki düşmana Müslümanlar hakkındaki bilgileri yazarsa, tövbe etmesi istenmeden öldürülür.’

Diğer Malikî fakihler ise şöyle demişlerdir:

‘İyice dövülür, uzun zaman hapsedilir, kâfirlerden uzak bir yere sürülür.’

İbn Kasımise: ‘Böyle biri öldürülür ve bunun tövbesi kabul olmaz. O zındık gibidir’ demiştir. [50] Biz de bu görüşteyiz.

[40] Hucurât sûresi, 49/12.

[41] Ebu Dâvûd, Edeb, 35; Tirmizî, Birr, 85.

[42] Müslim, Münâfikîn, 14; Ahmed, 3/315.

[43] İbn Hişâm, Sire, 2/26.

[44] El-Hersemî, Muhtasar fî siyâseti’l-hurûb, yazma, v. 13.

[45] Abdurraûf Avn, el-Fennü’l-harbî fî sadri’l-İslâm, s. 216.

[46] Şam’a yakın sahile düşen bir yerleşim birimi.

[47] El- Vâkidî, Fütûhu’ş-Şâm, 2/10.

[48] İbn Hişâm, 2/294.

[49] Ebu Yûsuf, el-Haraç ş. 22.

[50] İbn Kayyım, Zâdu’l-meâd, 3/290; İbn Kayyım, et-Turuku’l-hukmiyye, 312.