بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أمراض الأخلاق الذميمة / الأخلاق الذميمة / الافتراء
الأخلاق الذميمة

الافتراء

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

İFTİRA

‘İftira’, birine asılsız yere bir suç yüklemek, olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmak, başkalarına kara çalmak demektir. [1]

Kur’an-ı Kerimde ‘ifk’ kelimesi de aynı anlamda kullanılmıştır. Gıybet, başkaları hakkında ileri geri konuşmak, onları memnun olmayacakları şekilde anmak anlamına gelirken; iftira, aslı esası olmayan kötü şeyleri başkaları hakkında uydurup söylemektir…

İftira felaketine düşüşün sebebi, insanlardaki yükselme ve daha fazla dünyalık toplama arzusu ve kıskançlıktır. Başkalarının sahip olduğu nimetlere ulaşamayanlar, o nimet sahiplerini iftiralarla zayıflamaya, ellerindekini almaya, bunları diğer insanların gözlerinden düşürmeye çalışırlar. İftira, öteden beri sinsi düşmanların en keskin silahıdır. Allah (c.c.)’tan korkmayıp, kuldan utanmayanlar, başkalarını alt etmek, onları gözden düşürmek için hiç çekinmeden iftira yoluna başvurmuşlardır.

Kimileri ya kendilerinin ya da başkalarının işlediği suçları, üçüncü bir kişiye iftira ederek, kendilerini bu suçun sonuçlarından korumaya çalışırlar. Bilmezler ki; dünyada korumuş olsalar bile bu günün yarını vardır ve bu dünyada yapılan zerre miktarı işin dahi ahirette hesabı sorulacaktır.

İftira, toplumun huzurunu bozan, kişiler arasında kin ve nefret duygularını artıran son derece çirkin bir davranıştır. Bu çirkin huy, hem iftira eden hem de iftira edilen için büyük zararlar içerir. İftira eden için zararı, çevresindeki insanların, onun iftiracılığını öğrendikten sonra etrafından uzaklaşmalarıyla yalnızlığa mahkûm olmasıdır. İftira edenin iftirasıyla ulaştığı bir menfaat veya başkasına yükleyerek kurtulduğu bir ceza da onun için zarar olacaktır. İftira edilenin zararı ise söylenenlerin iftira olduğunu ispat edememesi durumunda kötü bir halle sıfatlanacak ve o durumla anılacak olması, toplumdaki saygınlığını yok yere kaybetmesidir. Bir iftiradan dolayı zarara uğrayan kişi mazlum konumundadır. İftira eden ise günün birinde bu yaptığı çirkin işin sıkıntısını mutlaka çeker. Başkalarına utanmadan olumsuz davranışları ve suç fiillerini isnat eden kimselerin yaşadıkları toplumda huzurun, insanlar arasında bağlılık ve sevgi bağlarının zayıflayacağı açıktır.

Adaletin ve kanaatin olmadığı toplumlarda iftiranın daha da artması kaçınılmazdır. Çünkü hakkına razı olmayan kişiler, daha fazlasına ulaşmak, haksız kazançlar elde edebilmek ve başkalarını gözden düşürmek için birçok yolu deneyebilecekleri gibi, iftiraya da başvuracaklardır. Hâlbuki Müslüman dünya hayatının bir imtihan olduğunu, insanın vazifesinin çalışmaktan başka bir şey olmadığını, dünya malının gelip geçici olduğunu ve ona ulaşmak için kötü yollara başvurulamayacağını Hz. Peygamber (s.a.v.) in ahlakından öğrenmiş insandır.

İftiranın iftira edene getirdiği sorumluluğun iftira edilenin etkilenme derecesiyle orantılı olduğu ortadadır. Sınırlı bir alanla kalmış bir iftira ile geniş bölgelere yayılmış iftiranın aynı olduğunu söylemek mümkün değildir. Bulunduğumuz zaman diliminde kitle iletişim araçları kimi iftira faaliyetlerinin aracı olabilmektedir. Bu yolla yapılan bir iftirayla şahsî planda kalmış bir iftiranın aynı olacağını söylemek mümkün değildir. Sahip olduğu medya organlarıyla bir iftirayı geniş coğrafyalara yayan insanın bu sorumluluğu taşıyabilmesinin imkanı yoktur.

Bu iftira onun için eriten, yok eden bir ateştir. Çünkü bir iftirayı topluma yaymak, iftira edilen kişiyi toplumda öldürmek gibidir. İnancımıza göre bir insanın hayat hakkına müdahale bütün insanların hayat haklarına müdahale gibidir ve sorumluluğu insanın tahammül sınırının ötesindedir. Bu sebeple medya sahiplerinin, yazarların, gazeteci, televizyoncu ve muhabirlerin işlerini titizlikle yapmaları, toplum bireylerini birbirine düşürecek haber ve yorumlardan kaçınmaları gerekmektedir.

Dinimize göre iftiranın her türlüsü haramdır. Allah (c.c.), iftira edenleri sevmediğini birçok ayetle bizlere bildirmektedir. En büyük iftira ise Allah (c.c.)’a ortak koşmaktır. Çünkü böylece yüce yaratıcının gücüne denk güçlerin bulunduğu iddia edilmiş olmaktadır. “Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla (Allah’a) iftira etmiş olur.” [2] âyetinde olduğu gibi şirk Allah (c.c.)’a yapılmış bir iftiradır. Gerçekte O’nun ortağı yoktur, müşrikler ise ortağı ve benzeri olmayan Allah (c.c.)’a bir eş uydurmaktadırlar.

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Kim bir mümini bir münafığa kaşı korursa, Allah (c.c.) da ona Kıyamet günü, etini cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de bir Müslüman’a kötülenmesini isteyerek iftira atarsa, Allah (c.c.) onu Kıyamet gününde cehennem köprülerinden birinin üstünde, günahından temizlenip çıkıncaya kadar hapseder.” [3]

İftiranın en ağır çeşitlerinden birisi de namusla ilgili olanıdır. İffetli ve ahlâklı bir kişiye özellikle de kadına gayr-i meşru fiiller içerisinde bulunduğuna dair iftiralar atmak iftiracı için elemli azap sebebidir. Namuslu insanlara zina iftirasında bulunanların acıklı alev azabıyla cezalandırılacağını gösteren ayet şöyledir: “İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz Mümin kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve Ahiret’te lanetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır. O gün Allah onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah'ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir.” [4]

İslâm toplumu aile temeli üzerine bina edilmiştir. Dolayısıyla namusa yönelik yapılan iftira, ailelerin yıkılmasına ve toplumda büyük huzursuzluklara sebep olabilecektir. Böylesine önemli bir mevzu olduğu için, iffetli kadına zina iftirasında bulunan insanların cezasının kalplere işleyen alev azabı olacağı, onların dünyada da Ahiret’te de hüsrana uğrayacakları bildirilmiştir. Başkalarının namuslarına dil uzatanların, başkalarını lekeleyenlerin, bu davranış biçimleri sebebiyle aynı lekeyi kendilerinde görmeleri ihtimali de oldukça yüksektir.

Allah (c.c.) adına helal ve haram ölçüleri koyanlar, [5] dini değiştirmeye çalışanlar, [6] kendisine vahiy gelmediği halde bana da vahyediliyor diyenler, [7] Allah’tan kendisine bir ilim gelmediği halde O’nun adına hüküm koyanlar [8] ve Allah’tan başkasını ilah edinenler [9] apaçık bir iftira içindedirler. İftiranın bir boyutu da apaçık yalan olmasıdır. Bu sebepledir ki; yüce kitabımızın birçok ayetinde iftira kelimesi yalan kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır. [10]

Kur’an-ı Kerim bir çok bir âyette ‘iftira’yı yalan anlamında kullanmaktadır. Allah (c.c.)’a karşı yalan uyduranlara (iftira edenlere) en büyük zalim deniliyor.

İnkârcıların bu tür iftiraları, yukarıda sıralandığı gibi, taptıkları putların hak olduğunu iddia etmeleri, Allah (c.c.)’ın ayetlerini yalanlamaları, O’nun adına din uydurmaları, O’ndan gelen vahyi yalan saymaları, kendilerini kurtulanlardan kabul etmeleri, Allah (c.c.)’ın haksızlık yapacağını düşünmeleri, kesin ayet geldiği zaman inanacaklarına yemin etmeleri veya kendi yaptıklarını doğru ve süslü görmeleri şeklinde ortaya çıkmaktadır.

İftira Hastalığından Kurtuluş Yolu

Müslüman birey, yukarıda farklı yönleriyle açıklaması yapılmış olan iftira hastalığına asla kapılmamalı, aynı şekilde bu kötü huyu taşıyanları gördüğü zaman onları bundan sakındırmak için elinden geleni yapmalıdır. Bunu yaptığı takdirde o insana büyük bir iyilik yapmış olacak ve onu hem bireysel ve hem de toplumsal zararları olan bu kötü hastalıktan kurtarmış olacaktır.

İnsan başkasına iftira etmeden önce, kendisine aynı şekilde iftira edilmesini isteyip istemeyeceğini düşünmeli, kendisine iftira edilmesinin doğuracağı olumsuz sonuçları gözden geçirmeli, buna göre davranış tarzını belirlemeli ve kendisine yapılmasını istemediği bir davranışı başkalarına yapmamalıdır.

Sevgi bağlarıyla birbirine bağlanmış huzur toplumu görülmek isteniyorsa, bu bağı zayıflatan tehlikeli hastalıklardan birisi olan iftira hastalığına karşı bütün tedbirler alınmalı, gençlere bu hastalığın tehlikesinin ve toplumu temelden sarstığının bilinci verilmelidir. Böylece birbirini seven ve birbirine güvenen insanlardan oluşan bir toplum meydana gelecektir. Böyle bir toplum bütün engelleri aşabilecek ve hem dünyasını hem de Ahiretini imar edebilecektir.

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen

[2] Nisa sûresi, 4/48.

[3] Ebu Davud.

[4] Nur sûresi, 24/23-25.

[5] Ali İmran sûresi, 3/94.

[6] Enam sûresi, 6/21.

[7] Enam sûresi, 6/93.

[8] Enam sûresi, 6/144.

[9] Kehf sûresi, 18/15.

[10] Araf sûresi, 7/37.