الإنفاق كموضع للصرف
Allah Teâlâ buyurur: “Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: ‘Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” [1]
Taberî, İbni Cüreyc'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: ‘Müminler Allah'ın Rasûlüne mallarını nereye harcayacaklarına dair soru sordular. Bunun üzerine: “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar; de ki: İnfak edeceğiniz hayır..." ayeti nazil oldu.’
Ebu Hayyan'dan rivayet ettiğine göre, Amr b. el-Cemûh Rasûlullah (s.a.v.)'a: ‘Mallarımızdan neyi infak edelim ve onları nereye harcayalım?’ diye sordu. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. Ebu Salih (r.a.) yoluyla gelen rivayette, İbni Abbas (r.a.)'ın şu sözleri de aynı istikamettedir: Bu ayet-i kerime ensardan olan Amr b. el-Cemûh hakkında nazil olmuştur. Kendisi pek çok malı olan yaşlı bir kimse idi. Ey Allah'ın Rasûlü dedi, ben neyi tasadduk edeyim ve kime harcayayım? Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu.
Açıklaması: Ya Muhammed! (s.a.v.) Arkadaşların sana farz olan zekâtı değil de tatavvu nafaka olarak neyi, nerede harcayacakları hakkında soru soruyorlar. Sen onlara şöylece cevap ver: ‘Az veya çok her ne harcarsanız bunun sevabı yalnız size ait olacaktır.’
Harcama yerleri ise en yakın akraba oldukları için öncelikle anne babaya ve çocuklaradır. Daha sonra diğer akrabalar -yakınlık sırasına göre- gelir. Arkasından kendilerine bakanlar vefat etmiş yetimler, kazanmaktan aciz kalmış miskinler gelir. Sonra da memleketlerine geri dönmek imkânını kaybetmiş yolda kalmış yolculara vermek gerekir.
Kayıtsız şartsız olarak her türlü iyilik ve itaat yollarında yaptığınız infakların Allah (c.c.) karşılığını verecektir; çünkü O, her şeyi bilendir. Hiç bir şey O'ndan gizli kalmaz. O karşılık vermeyi ve yapılana sevap vermeyi unutmaz. Aksine iyiliğin kat kat sevabını verir. Burada sadaka ya miktar konmamaktadır...Zekât gibi değildir.
Bir rivayette şöyle buyrulmaktadır: “Kocan ve çocukların kendilerine tasaddukta bulunduğun kimseler arasında en lâyık olanlardır.”
Müslim'in Hz. Cabir (r.a.)'den rivayetine göre de Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Önce kendinden başlayarak nefsine tasaddukta bulun.”
Nesaî ve başkalarının rivayetine göre de Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Veren el üstteki (olan) eldir. Babana, annene, kız kardeşine, kardeşine ve sırasıyla yakınlarına (ver).” Şüphesiz akrabalara karşı şefkat daha ileri derecededir. Sana karşı kötü duygular besleyen akrabayı gözetmek ise ihlâsı daha bir yerleştiricidir.
Ayetten çıkan hükümler: Daha yakın olanların nafaka hususunda öncelikleri vardır. Çünkü Yüce Allah: “De ki: İnfak edeceğiniz hayır anne ve babanın, akrabaların...” diye buyurmaktadır. Ayrıca Peygamber (s.a.v.) de daha önce geçen buyruğunda Yüce Allah'ın muradını beyan etmektedir: “Geçindirdiğin kimselerle başla. Annen, baban, kız kardeşin, erkek kardeşin ve sırasıyla yakınların.”
Bu buyrukta, açıklamış olduğumuz gibi anne babaya ve yakınlara infakın, oğul için bir görev olduğunun delili vardır.
Bu görevin yalnızca onlara karşı olması buna karşılık yoksulları, yolcuları ve ayetin söz konusu ettiği diğer bütün grupları kapsamamasının sebebi şudur: Diğerleri hem zekâtın, hem nafile sadakanın kapsamına girerler. Diğer taraftan Ebu Hureyre (r.a.) tarafından rivayet edilen merfû' hadiste de şöyle buyrulmaktadır:
“Allah yolunda verdiğin bir dinar, bir yoksula verdiğin bir dinar, bir köleyi azad etmek için verdiğin bir dinar, aile halkına harcadığın bir dinar (bütün bunlar arasında) aile halkına harcadığın dinarın ecri hepsinden daha büyüktür.”
İbni Mes'ud (r.a.)'un rivayetine göre ise Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müslüman bir kimse aile halkına bir infakta bulunduğu takdirde bu, onun için bir sadaka olur.”
[1] Bakara sûresi, 2/215.