بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أسس الأخلاق الحميدة / الأخلاق الحميدة / الأخوة
الأخلاق الحميدة

الأخوة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘Uhuvvet’, dünya ve ahirette din kardeşliği demektir. Uhuvvet’in zıttı ‘Adavet’ yani düşmanlıktır.

Allah (c.c.) buyurdu: “Kuşkusuz müminler kardeştir. Öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltiniz. Allah’tan sakının ki, size acısın.” [1]

Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki, İslâm kardeşlik dinidir. Her müslümanın diğer insanlarla ilişkilerinde bunu göz önünde bulundurması gerekir. Mümin, bütün müminlerin kendisinin kardeşi olduğunu bilmelidir. Bu anlayış, onun bütün ilişkilerinde başarılı olmasını sağlayacaktır.

Başarının temel ilkelerinden birisi budur. Bu temel esasın açıklanması ve gereği hakkında Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde sayısız açıklamalar vardır. Müminler arasında kardeşliğin esasına ilişkin olarak Allah (c.c.) buyurdu:

“Sizin kalplerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti ile siz kardeşler oldunuz.” [2]

“Eğer tevbe eder, namazı kılar ve zekatı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdir.” [3]

“Onlardan sonra gelenler derler ki, Rabbimiz bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi affet.” [4]

Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe (gerçek) mümin olamaz” [5]

“Müslüman müslümanın kardeşidir. [6]

“Müslümanın müslüman kardeşiyle üç günden fazla küskün kalması helal değildir.” [7]

“Müslüman kardeşinin yüzüne tebessüm etmen (gülümsemen) senin için sadakadır.” [8]

“Kul kardeşine yardım ettiği sürece Allah da kuluna yardım eder.” [9]

Gıybetin nasıl olduğu sorulduğunda Peygamberimiz (s.a.v.) : “Kardeşini sevmediği bir şeyle anmandır.” [10]

Konuşma adabı konusunda: “Kardeşinin sözü üzerine konuşma (sözünü kesme).” [11]

“Müslüman kardeşine sizden biriniz silah yöneltmesin.” [12]

Peygamber (s.a.v.) müminler arasındaki bütün söz ve hükümlerinde kardeşlik ilkesini sürekli olarak dile getiriyordu. [13]

Yine Peygamberimiz (s.a.v.) : “Kardeşin zalim de olsa, mazlum da olsa ona yardım et” buyurdu. Bunun üzerine sahabeler dediler ki: Ey Allah’ın elçisi, kardeşimiz mazlum olduğu zaman ona yardımı biliyoruz. Fakat o zalim olduğu zaman ona nasıl yardım ederiz? Buyurdular ki; “Onun zulmüne engel olmanız ona yardım etmektir” [14]

“Müminler bir binayı oluşturan taşlar gibi birbirine bağlıdır.” [15]

Bu şekilde kardeşlik bağlarıyla birbirine bağlanan müminler, dünyalık küçük çıkar ve amaçlardan arınmış olarak tertemiz duygularla ve ciddi bir tutum içinde aralarında sevgi bağlarını örerler. İşlerini karşılıklı görüşmelerle kolaylaştırırlar. Bir zorluk ortaya çıkınca onun çözümünü birlikte ararlar. Birbirlerini arar, sorar ve gerektiğinde birbirlerinin yardımına koşarlar. Aralarından ahirete göç etmiş olanları rahmetle anar ve onların ruhlarına hediyeler gönderirler.

Böyle tertemiz kardeşliklere günümüz müslümanları arasında olması gerekenden daha az rastlansa da önceki müslümanlarda ve özellikle asr-ı saadette çok vardı. İslâm’ın ilk dönemlerinde, Mekke’den Medine’ye göç eden Muhacirlerle Medineli müslümanlar (Ensar) arasında kurulan kardeşlik dünya tarihinde benzeri görülmemiş derecede güzellikler ortaya çıkarmıştı.

Günümüzde İslâm Konferansı örgütü üyelerinin gittikçe aralarında siyasi yakınlık kurarak, Önce İslâm Ortak Pazarı, sonra iç işlerinde serbest, dış işlerinde beraberlik esasına dayalı bir İslam Birleşmiş Milletler örgütü kurmaları gereklidir. Bu örgütün başkanı sırayla her üye devletten belirli bir süre için seçilebilir. İslâm alimlerinden oluşan bir parlamentosu olursa İslâm’ın aradığı sürekli ve istikrarlı bir birliğe ulaşılmış olur. Avrupa birliği işte bunu kendi aralarında sağlamak için kurulmuş ve bugün tek devlet haline gelmiştir.

Müslüman toplumların ve bunların devletlerinin her zamankinden daha fazla bugün bu birlikteliğe ve kardeşlik bağlarına güçlendirmelerine şiddetle ihtiyaç vardır. Böyle bir örgüt, İslâm devletlerinin kendi aralarında çıkan anlaşmazlıkları da karara bağlar ve kararı da bağlayıcı olur. İslâm devletleri arasında çıkan sorunları çözmek için Avrupa Adalet Divanına benzer bir İslâm Adalet Divanı kurmak da gereklidir.

İnsanlar arasında düşünce ayrılıklarının olması doğaldır. Bu, Allah (c.c.)’ın yasası gereğidir.

“Rabbin dileseydi, insanları bir tek ümmet yapardı. Ama ihtilaf edip durmaktadırlar.” [16]

Allah (c.c.) insanları düşünce ve yetenek bakımından farklı yarattığına göre, aralarında düşünce ayrılıklarının olması da doğaldır. Fakat bu ayrılıkların, düşünce düzeyinde kalması, büyüyüp düşmanlığa dönüşmemesi gerekir. Çünkü düşünce farkı, bir ölçüde insanları rekabete, ilerlemeye sevk ederken, bunun büyüyüp düşmanlığa dönüşmesi yıkıcı olmaktadır. İşte düşünce ayrılıklarını sınırlamak, düşmanlık sınırına vardırmamak için herkesin Allah (c.c.)’ın sınırlarında durması, O’nun kitabına sarılması, O’nun genel presiplerinin dışına çıkmaması gerekir. İnsanlar o genel prensipler içinde kaldıkça dost ve kardeş olurlar. Aralarında bazı düşünce ayrılıklarının olması, bribirlerini sevmelerine, anlayışlı davranmalarına engel olmaz. Hz Muhammed (s.a.v.), Kur’an ile işte böyle düşmanlarına karşı cesu şiddetli; birbirlerine karşı şefkatli ve birbirlerini seven ideal bir toplum kurmuştu. Kur’an her zaman ve her coğrafyada böyle bir toplumun kurulmasını sağlayan ilkeler ve kurallar içermektedir. Yeter ki insanlar onun genel prensiplerine gönülden sarılsın ve onu uygulasınlar.

[1] Hucurat 10

[2] Ali İmran 103

[3] Tevbe 11

[4] Haşr 10

[5] Buhârî 13

[6] Buhârî 2442

[7] Buhârî 6065

[8] Tirmizî 1956

[9] Müslim 2699

[10] Müslim 2579

[11] Buhârî 5142

[12] Buhari 7072, Müslim 2617

[13] Adevî, Mustafa, Mümin İlişkilerinde Ahlâk

[14] Buhârî 2444

[15] Buhârî 2446

[16] Hud Sûresi, 11/118.