بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق الجهاد والحرب / أخلاق الحرب في المجتمع المسلم / إعفاء أصحاب الأعذار من القتال
أخلاق الحرب في المجتمع المسلم

إعفاء أصحاب الأعذار من القتال

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

“Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur (bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir). Kim Allah Teâlâ’ya ve Elçisine itaat ederse (Allah Teâlâ) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse onu da acı bir azaba uğratır.” [49]

Bu ayette özürlerinden dolayı sefere katılamayanların, sorumlu olmayacakları; Allah Teâlâ’nın, Kendisine ve Elçisine itaat edenleri, alt taraflarından ırmaklar akan cennetlere koyacağı; kasten yüz çevireni ise şiddetle cezalandıracağı belirtilmektedir.

“Zayıflara, hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara, Allah Teâlâ ve Elçisi için öğüt verdikleri takdirde (sefere katılmamalarından ötürü) bir günah yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde bir yol yoktur (onlar kınanmazlar). Allah Teâlâ, bağışlayandır, esirgeyendir. Kendilerini (binek sağlayıp) bindirmen için sana geldikleri zaman, sen: ‘Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum’ deyince harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözlerinden yaş akarak dönen kimselerin aleyhine de (yol yoktur, Onlar da kınanmazlar). Ancak şu kimselerin kınanmasına yol vardır ki, zengin oldukları halde (geri kalmak için) senden izin isterler. Geri kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular. Allah Teâlâ da onların kalplerini mühürledi; artık onlar bilmezler.[50]

Bu ayetlerde de savaşa katılamayacak durumda olan zayıf, hasta, yol parası bulunmayan kimselerin, sefere katılmama­larında bir sakınca ve kendilerine günah olmadığı bildirilmektedir. Ancak bunların, Allah Teâlâ ve Rasûlü için ‘nush’ etmeleri (eğitim, irşad, halka moral verme, yardımcı olma ve benzeri uygun işler yapmaları) gerekir. Güzel davrananlar kınan­maz. Allah Teâlâ ve Elçisi için nasihat etmek, onlara uygun biçimde davranmak, bulundukları yerde ihtiyaç duyulan görevleri yapmak, bir boşluğu doldur­mak demektir ki halka moral verme, eğitim ve irşad, tedavi gibi görevler de hep nasihat etme kapsamındadır. Nush’un asıl anlamı, bir yırtığı onarmak, bir boşluğu doldurmak, güzel davranmaktır. Halkın ihtiyacını karşılamak, Allah Teâlâ ve Rasûlü için nush etmek demektir. Hâzin’in belirttiğine göre hasta bakıcılar ve doktorlar da cephe savaşından muaftırlar.

Orduda kendilerini bindirecek yeterli miktarda binit bulunmayan kimselerin de geri kalmasında bir sakınca yoktur. Bunlar bedence sağlam oldukları halde nöbetleşe de olsa binecekleri binit bulunmadığı için geri bırakılmışlardı. Çünkü o kadar uzun mesafeyi tamamen yaya gitmek mümkün değildi. Bunların sefere katılması, ordunun işini daha da güçleşti­rirdi. Onun için bunların geride kalıp orada kendilerine düşen görevi yapmaları daha uygun görülmüştür.

Mücahid’in nakline göre Müzeyne kabilesinin kolu olan Mukarrin Oğullarından yedi kişilik fakir bir grup, Allah Teâlâ’nın Elçisine gelip sefere katılmak için kendilerine binek sağlamasını rica ettiler. Allah Teâlâ’nın Elçisi: “Sizi bindirecek binit bulamıyorum” deyince gözlerinden yaş aka aka geri döndüler. Tevbe sûresinin 92. Ayetinin bunların durumu ile ilgili olarak indiği rivayet edilmektedir. Sîret kitaplarında bunlar ‘Bekkâûn: ağlayanlar’ olarak tanımlanırlar. Bunların, Medine halkından çok, çevre Araplarından olması daha büyük bir ihtimaldir. Çünkü konu, çevre Arapları üzerindedir. Onlar içinde yalan bahanelerle geri kalanlar olduğu gibi, sefere katılamadıkları için üzülüp ağlayanlar da vardı. Ayet, böyle kimselerin geri kalmasında bir günah, suçlanacak bir şey bulunmadığını bildiriyor. Günah ve kusur, insanın gücü yettiği halde Allah Teâlâ’nın emrini yapmamasıdır. Hiç kimseye gücünün üstünde teklif (görev) verilmez. Özürlü, sakat kimseler, cephede savaşa katılmak zorunda değillerdir ama cephe gerisindeki hizmetlerde çalışır, orduyu desteklerler.

Savaştan geri kaldığından dolayı sorumlu tutulacak olanlar, öyle zayıflar, hastalar değil, katılabilecek bedensel ve ekonomik gücü olduğu halde savaşa katılmayan kimselerdir. İşte onlar, kadınlarla beraber bulunmaya razı olmuş, ön yargılarıyla kalpleri mühürlenmiş anlayışsız insanlardır.

[49] Fetih sûresi, 48/17.

[50] Tevbe sûresi, 9/91-93.