İHTİKAR

 

‘İhtikâr’, biriktirmek, hapsetmek, toplayıp yığmak, insanların ihtiyacı olan bir malı fiyatı yükselsin diye bekletmek veya piyasadan alıkoymak, karaborsacılık yapmak demektir. [1]

 

Hanefilere göre ihtikar, bir gıda maddesini satın alarak, fiyatların yükselmesini sağlamak amacıyla saklamaktır. Şafiîler bu tarife, ‘Darlıktan yararlanarak yüksek fiyata mal satmak’; Malikiler ise ‘depolanan malı piyasayı karıştırarak yüksek kârla satmaya çalışmak’ ilavesini yapmışlardır.

 

Bu tanımlamaların birleştiği ortak nitelik şudur: İhtikâr, bir şeyin fiyatının yükselmesini bekleyerek alıkoymaktır. Böylece karaborsacılık, fiyatların yapay olarak yükselmesine ve normal piyasa fiyatının üzerine çıkmasına neden olur. Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları yapay olarak yükselirse, halk bundan zarar görür.

 

Kur’an-ı Kerim’de, Musa Peygamberin kavminden olan Karûn’un aşırı zenginliğinden söz edilir. Hazinelerinin anahtarlarını bile bir grup insan güçlükle taşıyabiliyordu. Ancak Karûn, bu servetini ve  ekonomik gücünü zulüm aracı yaptığı için kınanır. O, Karaborsacılığın, malî ve ekonomik zulmün bir sembolü olmuştur. [2]

 

Hz. Peygamber (s.a.v.) de çeşitli hadislerinde karaborsacılığı yasaklamıştır: “Uzak yerden mal getiren (câlib) rızıklanmış; karaborsacı ise lanetlenmiştir.” [3] 

 

“Bir kimse müslümanların yiyeceğini depolar ve onları piyasaya sürmezse, Allah Teâlâ onu cüzzam hastalığı ve iflasla karşı karşıya getirir.” [4]

 

“Karaborsacı ne kötü bir kuldur. Fiyatların düştüğünü öğrenince üzülür, yükseldiğini duyarsa sevinir.” [5]

    

İslâm hukukçuları karaborsacılığın yalnız darlık ve zaruret hallerinde söz konusu olabileceğinde görüş birliği içindedirler. Bolluk zamanında ve normal olarak küçük bir beldede ihtikâr problemi ortaya çıkmaz.

 

Depolanan malın satın alınmış bir mal olması gerekir. Bir kimse kendi ürettiği malı piyasaya sürmeyip bekletebilir. Ancak, darlık ve kıtlık zamanlarında bu sıkıntılı durumdan yararlanmaya kalkışmamak gerekir. Diğer yandan satın alınan ve depolanan malın gıda maddesi cinsinden olması da gereklidir. Çok sayıda İslâm hukukçusuna göre; gıda maddeleri yanında, hayvan yemlerinde de karaborsacılık cereyan edebilir.

 

Ticaret yapanlar, kıtlık ve darlık zamanları dışında, piyasada darlık yaratıp fiyatları yükseltmek amacı olmaksızın dilediği kadar depolayabilir. Bu durum yasaklanmış değildir. [6]

 

İnşaat malzemelerinin ihtikârı mesken yapımında; akar yakıt ihtikârı da ulaşımda darlığa neden olur. İslâm hukukçuların çoğunluğu, toplum en çok gıda maddeleriyle hayvan yemlerinin depolanmasından zarar göreceği için bu ikisini esas almışlardır. Hadislerde yalnız bu maddelerden söz edilmesi onların dayanağı olmuştur. Ancak, bugün hayvan gücü yerine motorlu araçların ve yem yerine petrolün geçtiği düşünülürse, benzin, mazot ve yedek parça stokuna kadar bir çok depolamaların da yasak kapsamına girmesi gerekir.

 

Karaborsacılık, satılacak şeyleri uzunca bir süre piyasaya sürmeyip, stok yapmakla gerçekleşir. Bu sürenin asgari miktarı, bir görüşe göre kırk gündür. Hadiste şöyle buyurudur: “Bir gıda maddesini kırk gece satmayıp depolayan kimse, Allah’tan uzaklaşmıştır. Allah da onu kendisinden uzaklaştırmıştır.” 

  

Hanefilere göre en kısa saklama süresi bir aydır. Bundan aşağı kısa bir süre sayılır ve karaborsacılık suçu teşekkül etmez. Çünkü çok kısa bir süre mal depolamak, piyasada darlık meydana getirmez. El-Kasani, bu konuda bir süre zikretmemiş ve şöyle demiştir; ‘Karaborsacılık yapmak haramdır. Çünkü onda zulüm vardır. Bir şehirde alınıp satılan şeylere toplumun hakkı geçer. Halkın çok şiddetli ihtiyacı varken, bir malı satmayıp depolamak, insanların satın alma hakkına engel olmak demektir. Bir hakkı, hak sahibinden esirgemek ise zulümdür ve bu haramdır. Depolama süresinin az veya çok olması, zulmün gerçekleşmesi bakımından, haramlık konusunda eşittir.’

 

İslâm’da ihtikâr yasaklanmıştır. Hanefilerin çoğuna göre ihtikârın hükmü tahrîmen mekruhtur. Hanefiler şöyle derler: İhtikâr bir belde halkına zarar verdiği zaman mekruhtur. Nitekim ‘telakkı’r-rukban’ denilen, köyden mahsul getirenleri yolda karşılama davranışı hadisle yasaklanmıştır. [7]

 

“Karaborsalığı ancak günahkar kimse yapar.” [8]

 

“Bir kimse kırk gün borsacılık yapsa, sonra da depoladığı bu malları (yoksullara ve ihtiyaç sahiplere) sadaka olarak dağıtsa bu sadakası, onun ihtikârına keffaret olamaz.” [9]

 

Karaborsacı için ayet ve hadislerde belirlenmiş dünyevi bir ceza yoktur. Ona dünyada verilecek cezanın çeşidi ve miktarı idarecilere bırakılmıştır. İslâm devletinin halkı korumak ve satışlarda, piyasa fiyatı dışına çıkmalarını önleme amacıyla alacağı tedbirler arasında karaborsacıya uygulanacak ta’zir cezası da vardır. Bu cezalar; hapis, dayak, para cezası, işyerini kapatma ve ticaretten alıkoyma şeklinde olabilir.

 

Depolanan malın durumuna gelince; Hanefilere göre, hakim tarafından, karaborsacıya kendisinin ve aile fertlerinin ihtiyacından fazla olan gıda maddelerini satması emredilir. Karaborsacı bunu yapmaz ve karaborsacılıkta ısrar ederse, ikinci defa hakime başvurulur. Hakim öğütte bulunur ve tehdit eder. Yine ısrar ederse, hakim ona ta’zir cezası uygular, hapseder ve satışa zorlar. Devlet, önce karaborsacıya ‘Bu malları ya rayiç fiyatla, ya da insanların aldanmayı normal karşıladıkları biraz yüksek (yesir gabin derecesinde) bir bedelle sat’ diye emreder. Buna rağmen satış yapılmazsa, mal devletçe karaborsacının elinden alınarak rayiç bedel üzerinden, onun adına satılır. Artık ‘zarar-ı âmmın def-i için zarar-ı has tercih edilir’ prensibi uygulanır. Hatta halkın helak olmasından korkulursa, hakim gıda maddelerin karaborsacıların elinden alarak halka dağıtabilir.

 

Daha sonra halk imkan bulursa aynı çeşitten malları onlara geri verir. Bu, zaruret prensibine dayanır. Bir kimse başkasının malına muhtaç olur ve helak olmak tehlikesi ile de karşı karşıya bulunursa, mal sahibinin rızası olmaksızın da bu mallardan istifade edebilir ve kıymetini daha sonra tazminle yükümlü olur. Çünkü ızdırar hali başkasının hakkını ortadan kaldırmaz. İmam Malike göre, böyle bir malın satış bedeli (semeni) bilinemezse, depolandığı tarihteki fiyatı üzerinden satılır.

 

Hadislerde dürüst ticaret yapanlar övülürken söyle duyurulmuştur: “Sözü ve muamelesi doğru tüccar, kıyamet gününde aşırı gölgesi altındadır.”    

 

                                 İhtikar Hastalığından Kurtuluş Yolu

 

İhtikar hastalığına yakalanan insan, fırsatçılık yaparak elde edeceği kazancın helal olmadığını, bunda bütün insanların gözünün kaldığını, herkesin kendisine kötü tüccar gözüyle baktığını, günü geldiğinde insanların bunu değerlendireceğini ve bundan kendisinin zararlı çıkacağını bilmelidir.

 

Kur’an-ı Kerim’de buyuruluyor: “Mal toplayıp, cimriliğinden onu tekrar tekrar sayan, diliyle gıybet eden ve kaş göz işaretiyle de alay eden kimsenin vay haline. Malının kendisini ölümsüz kılacağını zanneder. Hayır, yemin olsun ki, o, Hutame’ye atılacaktır. Hutame’nin ne olduğunu sen nereden bilebilirsin. O, yüreklere de hakim olacak, Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir. Onlar, uzun sütunlar içerisinde, her yönden o ateşle kuşatılacaklardır.” [10]

 

Böyle bir vahim sonuca muhatap olmamak için, ihtikar hastalığına yakalanmadan ticareti yapmak akıllıca bir hareket tarzı olacaktır. Cenab-ı Hak, bütün Müslüman tüccarları böyle bir sonuca düşmekten korusun.



[1]  Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen

[2] Kasas sûresi, 28/78,83.

[3] İbn Mace, Ticârât, 12.

[4] İbn Mace, Ticârât, 6; Darimi, Büyü’, 12.

[5]  Tecrid-i Sarih Tercemesi, Kamil Miras, VI, 449; Beyhaki, Şuabi-l-İman.

[6] Fetâvây-ıl Hindiyye II, 213,214.

[7] Buhari, Büyü, 72; İcare 11,19; Nesai, Büyü’, 18.

[8] Müslim, Müsakat, 129,130; Ebu Davud Büyü’, 47.

[9] Ahmed b. Hanbel, Müsned VI, 39.

[10] Hümeze sûresi, 104/1-9.