GADR
‘Gadr’, kişinin verdiği sözde ve yaptığı anlaşmasında durmaması, bundan dolayı karşı tarafa haksız yere zarar vermesine denir. Gadr, vefasızlık demektir. Yani bir şeyi yapmaya söz verdiği halde sözünde durmamaktır. Vefasıza, ‘gadir’ denir.
Gadr’ın zıddı, ahde vefa, vadinde durmak, sadakat ve adalettir.
Dinimiz verilen sözün tutulmasını emreder ve bu hususa çok önem verir. Vefasızlık şiddetle yasaklanmış ve haram ilan edilmiştir. Ahde vefa, Kur'ân-ı Kerim’de “Allah'ın vasıflarından biri” olarak zikredilmiş [1] müminlerin de bu özellikte olmaları istenmiştir. [2]
Ahde vefayı emreden birçok ayetten biri şöyledir: “Ahdi (nizi) de yerine getirin. Muhakkak ki ahidden dolayı mesuliyet (sorumluluk) vardır.” [3]
Bir tarafın herhangi bir konuda söz vermesine ‘va’d’ denir. İki kimsenin karşılıklı olarak sözleşmelerine Ahd veya Akd denir. Yemin ile (teyid edilen) kuvvetlendirilen va’d’e ise ‘misak’ denir. Karşılıklı yapılan sözleşmede, önceden haber vermeden sözünü bozmak, diğer tarafın zarar görmesine neden olduğunda buna ‘gadr’ denir.
Peygamber Efendimiz bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü, Allah öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: ‘Bu falan (oğlu falanın) vefasızlığıdır’ denilir.” [4]
“Her zalimin arkasında bir bayrağı vardır, zulmü ölçüsünde bu bayrak yükseltilir. Haberiniz olsun, âmme hizmetlerini üzerine alandan daha büyük vefasız yoktur.” [5]
Bu hadisi şerifte, ahdini/sözünü tutmayan vefasızların kıyamet günü arkalarına dikilecek bir bayrakla sergilenecekleri belirtilmektedir. Bayrak, vefasızlığın ölçüsü oranında yüksek tutulacaktır. Buradaki ‘gadr’ kelimesi ‘büyük’ veya ‘küçük’ her çeşit vefasızlığı kapsamakta ve hadis, herhangi bir günah işleyen kimsenin dahi, Cenab-ı Hak sergilenmesini dilediği takdirde, onu gösterecek bir alameti bulunacağını ifade etmektedir. Bu hususu şu âyet te'yid eder: “Günahkârlar simalarıyla tanınacaklar.” [6]
Bu ifadenin bütününü anlayabilmemiz için, her bir günahın Allah (c.c.)'a karşı işlenen bir gadr, bir vefasızlık olduğunu hatırlamalıyız. Çünkü her bir günah, Allah (c.c.)'a olan kulluk görevimizin bozulması, ‘elest bezmi’ndeki ahdimize vefasızlık ifade eder. Şu halde Allah (c.c.)'a karşı ahdimizi tutmayı (yani gadr'e düşmemeyi) emreden ayet-i kerime [7] bizi günaha karşı uyarmaktadır.
Hadiste ayrıca halkı ilgilendiren işlerde bulunan devlet başkanı, başbakan, bakan, vali, belediye başkanı, kaymakam gibi yetkililerin verdikleri sözü tutmamalarının daha büyük bir günah olduğu ifade edilmektedir. Çünkü insanlar sözlerini yerine getirmemek suretiyle güvensizlik oluştururlarsa beşeri hayatta ilerleme olmaz. Pek çok işin yürümesi, karşılıklı güvenle olur. Bu kalkarsa her şey askıda kalır. Hele memurlar vefasızlıkları sebebiyle güvensizlik verecek olurlarsa, halkı ilgilendiren işler fevkalade aksar, milletin devlete itimadı kalmaz. Hadisten iki çeşit vefasızlık anlaşılmaktadır: Birincisi yukarıda değindiğimiz devlet adamının millete karşı gadri, ikincisi de milletin devlet adamına karşı gadridir. Yani millet de hükümdarına karşı vefasızlık yapabilir. Bu, çeşitli itaatsizlik, isyan, vergi kaçakçılığı, fitnecilik, vatandaşlık vazifelerinde ihmal gibi değişik menfi davranışlarla kendini gösterir. Devlet adamının ahdini yerine getirmemesi ise halkının işlerini yapmaması, onları zaruri ihtiyaçları konusunda oyalaması, halkın aleyhine kararlar alması, adaleti tesis etmemesi, haklıya hakkını vermemesi gibi olumsuz davranışlarla kendini gösterir.
Müslüman devlet başkanı, kâfirlerle yapmış olduğu sözleşmeyi bozmak gerektiğini anlarsa, onlara haber vermesi vaciptir. Haber vermeden evvel bozması caiz değildir. Hadis-i şerifte buyurulur: “Gadr eden kimse, kıyamet günü kötü şekilde cezasını görecektir.” Gadr etmek haramdır. Kâfirlere verilen ahdi dahi korumak vaciptir.
Yine Peygamber (s.a.v.): “Emin olmayan kimsede iman yoktur. Ahdini bozan kimsede din yoktur.” buyurdu.
Peygamber Efendimiz ahdini yerine getirmeyen insanları münafık olarak tanımlamaktadır. Bu tür insanlar içinden gerçek anlamda iman etmemiş olup, dışından Müslüman görünen İslâm toplumu içinde -çeşitli sebeplerden dolayı ve çıkarları gereği kendini Müslüman göstererek Allah (c.c.)'a, Resûlüne ve müminlere düşmanlığını gizleyen kimsedir. [8]
“Şu üç şey kimde bulunursa onda münafıklık alameti vardır; vaad eder vaadini yerine getirmez, sözünden döner, insanlara gadr eder (arkadan vurur).”
Bu ifadeler amelde münafıklığa işaret etmektedir. Biz böyle bir insanın imanından şüphe etmiyoruz. Namazını kılıyor, orucunu tutuyor ama amelde günahlar işliyor. Örneğin, Maide sûresinde Rabbimiz “Akitlerinizi yerine getirin.” buyuruyor. Müslüman bu emri uygulamayınca günaha giriyor ama kâfir dediğimiz münafıklardan kabul edilmiyor. Münafıklık özelliğini taşıyan insanlar toplum içinde devamlı çıban misali azar, müminin bedenine devamlı zarar verir. Dinimiz münafıklık özelliklerinden olan ahde vefasızlığı yasaklamaktadır. Bu durumu gerek ayetlerde, gerekse de hadislerde ortaya koymaktadır:
“Herhalde sana bey'at edenler ancak Allah'a bey'at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” [9]
Allahü Teâlâ, kıyamet günü bir insanı bütün insanlar arasında hesaba çeker ve aleyhindeki doksan dokuz defterini ortaya koyar. Bu günahlardan kabul etmediğin ve meleklerin sana fazla yazdığı hususunda bir diyeceğin var mı? diye sorar. İnsan: ‘Hayır Ya Rabb, bir diyeceğim yok, hepsi benim yaptığım günahlardır’. Allah Teâlâ: ‘Bunlara karşı öne süreceğin mazeretin var mı? İnsan: -Hayır ya Rabb bir mazeret, bir itiraz ve bir diyeceğim yok. Allah Teâlâ: ‘Hayır, dediğin gibi değil. Bizim nezdimizde senin bir sevabın vardır. Bugün zulüm yok, buyurur ve iki parmak eninde ve boyunda bir kâğıt çıkarır. Burada ‘Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûlüh’' dediği yazılıdır. Kâğıdı gören insan: ‘Ya Rab! Şu doksan dokuz defter karşısında, bu kâğıdın ne kıymeti olur? Allah Teâlâ: ‘Hayır, sen bugün gadre uğramazsın, buyurur ve doksan dokuz defter terazinin bir gözüne, kelime-i şehadeti ihtiva eden iki satırlık kâğıt da terazinin öbür gözüne konur ve ‘şehadeti celile’ yazılı bu kâğıtçık, doksan dokuz defterden ağır gelir. Allah lafza-i Celalinden daha ağır ne olabilir? [10]
Gadr hastalığından kurtulmanın yolu, hak, adalet, ahde vefa, vadinde durma ve sadakat güzel ahlâk esaslarına sarılmak ve gereğini yapmaktır.
[2] Bakara sûresi, 2/177.
[4] Buhârî, Edeb, 99; Müslim, Cihâd, 10; Ebû Dâvud; Cihâd, 162; Tirmizî, Siyer, 28.
[5] Buhari, Kitabu’l-Edeb, 2008; Müslim, Cihad, 15.
[6] Rahmân sûresi, 55/41.
[8] Bakara sûresi, 2/8; Âli İmrân sûresi, 3/167; Mâide sûresi, 5/41.