FÂSIKLARI SEVMEK

 

‘Fâsık’ kelimesi, ‘fısk’ mastarından özne ismidir. Dinî bir terim olarak fısk, Dinin koyduğu sınırlardan dışarı çıkmak, Hakk’tan sapmak ve Allah’ın (c.c.) emirlerinden ayrılıp isyankâr olmak demektir.

 

Kur’an-ı Kerim, kâfirlerin, münafıkların ve ehl-i kitabın (Yahudi ve Hristiyanların) isyan ve günah sayılan davranışlarına, onların şirk ve küfür dışındaki hatalarına ‘fısk’ dediği gibi, Müslümanların bazı günahlarına, bir takım hatalı davranışlara da fısk demektedir. “O, münafıklara şunu da de ki; gerek isteyerek, gerek istemeyerek infak edip durun. O infak ettikleriniz sizden hiçbir zaman kabul edilmeyecektir. Çünkü siz fâsık bir kavimsiniz.” [1]

 

Allah (c.c.)’ın emirlerine aykırı davranıp günah işlemeye ‘fısk’ denildiğine göre, günah işlemeye devam eden, İslâm’ın sınırlarının dışına taşan kimselere ‘fâsık’ denir.

 

“Ey iman edenler! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi, şayet yoklukta olup başınıza da ölüm musibeti gelmişse, namazdan sonra alıkoyacağınız, şüpheleniyorsanız, ‘Akraba bile olsa yeminle hiçbir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz, yoksa şüphesiz günahkârlardan oluruz’ diye yemin eden sizden olmayan iki kişiyi şahit tutun. Eğer bu şahitlerin günah işlemiş oldukları ortaya çıkarsa ölene kadar yakın hak sahibi diğer kişi bunların yerine geçer ve ‘bizim şahitliğimiz ikisininkinden de daha doğrudur, biz aşırı gitmedik, yoksa şüphesiz zulmedenlerden oluruz’ diye Allah'a yemin ederler. Bu, şahitliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah'tan sakının, dinleyin, Allah fâsık kimselere yol göstermez.” [2]

 

Kur’an’da bildirildiğine göre, Hz. Musa (a.s.) Allah (c.c.)’ın emrini dinlemeyen kavmi için şöyle dua ediyor: “Ya Rabbi, gerçekten kendimden ve kardeşim Harun’dan başkasına gücüm yetmiyor. Öyleyse bizimle fâsıklar arasını Sen ayır.” [3]

   

Allah (c.c.)’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, her konuda Allah(c.c.)’ın gönderdiği hükümleri ölçü almayanlar, özellikle inanç, ibadet ve sosyal düzende Allah (c.c.)’ın buyruklarına aldırmayanlar fâsık kimselerdir. [4]

 

Kur’an’ın ifadesine göre münafıklar kesinlikle fâsıktırlar. Çünkü onlar sürekli bir biçimde Allah (c.c.)’ın emrinin dışına çıkarlar, bunda da bir sakınca görmezler. [5]

 

Fâsıklık, hidayet yolu üzerinde en büyük engeldir. Allah (c.c.)’tan gerçek anlamda korkup sakınanlar ‘fısk’ olayından uzak kalmaya çalışırlar. Dünyalıklara, nefsin isteklerine kapılıp da Allah (c.c.)’ın emrini dinlememek insanı fâsıklığa götürür. Bu tür fâsıklık tavırları giderek kişiyi küfre ve şirke sürükler. [6]

 

Ayet-i kerimede fâsık insanlardan Allah (c.c.)’ın razı olmadığını görmekteyiz: “Döndüğünüzde, kendilerine çıkışmamanız için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar pistirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olasınız diye, size yemin verirler. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah yoldan çıkmış fâsık kimselerden  razı olmaz.” [7]

 

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Bir kimse diğer  bir kimseyi fıskla veya küfürle itham etmesin. Aksi takdirde, itham edilen arkadaşında bunlar yoksa kelime kendine döndürülür.” [8]

 

Mümini, diğer mümin kardeşine karşı tekfir edici veya fâsıklık ile itham edici olmaktan men etmede en önemli hadislerden biri olan bu hadis-i şerife göre eğer ‘fâsık’ veya ‘kâfir’ denen kimse  fâsık veya kâfir değilse, o kelime  bunu söyleyen üzerine dönüyor. Kendisi fâsık veya kâfir oluyor. Bir mümine fâsık veya kâfir demenin ne anlama geldiğini bilen ve anlayan  bir kimsenin bu konuda dikkatli olması gerekir.

 

Hadisi şerifte: “Zalimin çok yaşaması için dua etmek, Allah Teâla’ya isyan olunmasını istemektir.” buyruldu. Süfyani Sevri’den (r.a.): ‘Çölde bir zalim susuzluktan helak oluyor. Ona su verelim mi?’ denildiğinde, hayır vermeyin, buyurdu. Zalim oturduğu evi gasp yolu ile almış ise, o eve girmek haram olur. Zalim olmayan fâsık kimseye tevazu edenin dininin üçte ikisi gider. Zalime tevazu edenin halinin nasıl olacağını buradan anlamalıdır.

 

Zalimin elini öpmek, karşısında eğilmek, günahtır. Adilin ise caiz olur. Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.), Hz. Ömer (r.a.)’in elini öpmüştür. Kazancının çoğu haramdan olan kimsenin evine gidip oturmak, caiz değildir. Onu söz ile veya bir hareket ile övmek, haramdır. Ancak kendini veya başkasını, onun zulmünden kurtarmak için, yanına gitmek caiz olur. Yanında iken, yalan söylememek ve onu övmemek gerekir. Kabul edeceği tahmin olunursa kendisine nasihat verilir. Zalim, sana gelirse ayağa kalkmak ve ayakta karşılamak caiz olur. Ancak dinin izzetini ve zulmün kötülüğünü bildirmek için ayağa kalkmamak daha iyi olur. Mümkün ise nasihat yapılır. Zalimden her zaman uzak kalmak daha iyidir. Hadis-i şerifte: “Münafık ile konuşurken, efendim, demeyiniz.” buyruldu.  Zalime, kâfire hürmet etmek, saygı ile selâm vermek, üstadım demek, küfür olur.

 

Allah (c.c.)’a isyan eden ve açıkça haramları işleyen kimseye ‘Fâsık’ dendiğini ifade etmiştik. Başkalarının isyan etmesine ve fıskın yayılmasına sebep olan kişiye de ‘Fâcir’ denir. Haram işlediği bilinen fâsık sevilmez.

 

Peygamber (s.a.v.): “Fâsıkın fıskına engel olacak güç ve kuvvet var iken, kimse engel olmazsa, Allah Teâlâ, bunların hepsine, dünyada ve âhirette azap yapar.” buyurdu. Ömer bin Abdulaziz diyor ki: ‘Allah (c.c.), bir kimse günah işlediği için başkalarına azap yapmaz ise de, açıkça günah işleyenler görülüp de, görebilenler engel olmadığı zaman, hepsine azap yapar.’

 

Gazâli, İhya'da der ki: ‘Meddah hakkında medhin getireceği zarar şudur: Meddah bazen yalan söyler, bazen övdüğü kimseye  övgüsüyle  riyakarlık yapar. Özellikle, övülen, fâsık ve zalim ise. Hz. Enes'in Resûlullah (s.a.v.)'tan naklettiği bir hadiste Fâsık övülürse Rabb Teala  gadab (azap) eder...” buyurulur.

 

İmam Gazâli aynı eserinde der ki: “Kendisine dedikodu ulaşan kimseye düşen, onu tasdîk etmemek, hakkında söz edilen kimsenin de, söylendiği şekilde olduğu zannına düşmemesi, ‘acaba’ diyerek, söyleneni tahkike de kalkmaması, ayrıca laf getireni ayıplayıp, bunu bir daha yapmamasını söylemesi, vazgeçmezse ona öfkelenmesi, kendisi için de, dedikoducunun dedikodusunu hoş görüp o işittiğini yaymaya kalkmamasıdır. Aksi takdirde kendisi dedikoducu olur.’ Gazâli'nin kaydettiğine göre, Ömer İbnu Abdilaziz'e bir adam gelerek:

‘Senin hakkında falanca şöyle söyledi’ der. Ömer de: ‘İstersen bunu tahkik edelim. Eğer yalancı çıkarsan ‘Bir fâsık size haber getirince araştırın.’ [9]  hükmüne girersin. Şayet duyduğun doğru çıkarsa  ‘Dili ile iğneleyen, koğuculuk eden...’ [10] hükmüne girersin ki, her iki halde de sorumlusun. İstersen senin için üçüncü şıkkı tercih edelim, seni affedelim de bu iş böyle kalsın!’der. Adam: ‘Af diliyorum, bir daha böyle bir işe girişmeyeceğim.’ der. [11]

 

Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisinden sonra gelecek fâsık reislerden haber verdiği zaman, öyleleri çıktığı vakit ne yapalım? diye soranlara isyan tavsiye etmemiş, “Bu da sorulur mu? Allah'a isyan emredene itaat yoktur.” cevabını vermiştir. Bu keyfiyet bazı rivayetlerde “Allah'a isyanda itaat yoktur.”, bazı rivayetlerde: Allah'a itaat etmeyene itaat yoktur.”, bazı rivayetlerde: Allah'a isyan edene itaat yoktur.” gibi değişik şekillerde ifade edilmiştir. Bu durumda itaat etmek gerekmediği gibi, âlimlerin belirttiği üzere, imtina etmeye (uzaklaşmaya, bulaşmamaya) gücü yettiği halde itaat ettiği takdirde haram işlemiş olmaktadır

 

"Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Sadece müminle arkadaşlık et. Senin yemeğini muttakî olan yesin.” Şu halde, bu hadiste arkadaşlık, mertebelere ayrılmış olmaktadır: “Müminden başkası arkadaş olamaz. Yani her müminle konuşmak, diğer beşerî münasebetler, ziyaretler, selamlaşmalar vs. caizdir. Ama evine davet edip yemek yedirecek kadar ileri seviyeye götürülecek bir arkadaşta ittikâ aranmalıdır. Bir başka deyişle müttakî olmayan, fâsık, gevşek bir müminle arkadaşlık, yemeğe çağırılacak kadar ilerletilmemelidir.” [12]

 

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Ne fâsık ne de mücâhir (günahı açıktan işleyen) kimse için söylenen gıybet sayılmaz. Mücâhir olan hariç, bütün ümmetim affa mazhar olmuştur.” [13]

 

Bir kimse, hem ibadet yapar, hem de fısk yaparsa, daha çok yaptığının ismi verilir. İkisi eşit ise, ibadeti bakımından sevilir, fıskı bakımından sevilmez. Başkalarının da fıskına sebep olan kimseye hükümet kuvvetlerince engel olunur. Fısk işleyene duyulan sevgi haramdır. Bu yüzden Müslümanların fâsık olan ehli kitap ile ve Müslüman görünümlü fâsıklar ile münasebetini bu hassas çizgide sürdürmesi gerekmektedir.

 

 

 

 



[1] Maide sûresi, 53–67.
[2] Mâide sûresi, 5/106–108.
[3] Maide sûresi, 5/25.
[4] Maide sûresi, 5/47.
[5] Tevbe sûresi, 9/67

[6] Tevbe sûresi, 9/24.

[7] Tevbe sûresi, 95–96.

[8] Buhârî, Edeb, 44.

[9] Hucurât sûresi, 6.

[10] Kalem sûresi, 11.

[11] İhyâ-u Ulumu’d-Dîn, İmam Gazali.

[12] Ebû Dâvud, Edeb: 19; Tirmizî, Zühd, 56.

[13] Buhari, Edeb, 60; Müslim, Zühd, 52,