TECHİL

 

‘Techil’, bir kimsenin bilgi seviyesinin düşük olduğunu iddia etmek, onu cahillikle suçlamak ve bu yolla kendi üstünlüğünü ortaya koymaya çalışmak demektir.

 

Allah Resûlü (s.a.v.)’nün ahlâkıyla ahlâklanmak isteyen samimi insanlar bu tür olumsuz tavırlardan güçleri yettiği ölçüde uzak dururlar. Çünkü bu durum birçok olumsuzluğu içermekte ve insan temel üç hatayı işlemiş olmaktadır.

 

1. Cahillikle nitelendirilen kişinin utandırılması, mutsuzluğa sürüklenmesi.

 

2. Kişinin kendi ilim ve faziletini ön plan çıkarması sûretiyle kendini beğenmişlik (ucb) yapması.

 

3. Kendi nefsine gurur getirmesi.

 

İslâm, insanın dünya ve ahiret mutluluğunun elde edilmesini gaye edinmiş, müminlere bunu vaat etmiştir. Müslümanlar da bu hedef doğrultusunda gayret göstermeli, insanların cahilliklerini yüzlerine vurarak onları utandırmamalı, mutsuzluğa sürüklememelidir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’i örnek alan insan, onun hiç kimseyi kırmadığını, hataları ve eksikleri en uygun üslupla söylediğini hatta arkadaşlarının yanlış anlamasından çekindiği için, evine gelip normal misafirlik sınırını aşarak uzun süre oturan, seslerini sevgili peygamberimizle konuşurken alçaltmalı gerektiği halde bağırarak çağıran [1] kimseleri uyarıdan dahi uzak durduğunu bilerek, bu incelik ve hassasiyette hareket etmelidir. Ancak bu şekilde titiz yaklaşımla İslâm’ın vaat ettiği bireysel ve toplumsal barış ve mutluluk ortamı tesis edilebilir.  

 

Olgun, akıllı ve ileri görüşlü bir kişi böylesine kabul edilemez bir durumu benimseyemez, söylenilenler gerçeğe aykırı bile olsa, durumu en güzel üslupla savmaya gayret gösterir, söyleyeni ayıplamaya, yalanlamaya veya bilmezlikle suçlamaya kalkışmaz. Konuşma önem taşımayan sıradan, olağan günlük konular üzerinde ise ve sonuçları bakımından çok fazla belirleyici değilse; hele hele bu durumda hiçbir şekilde karşıdaki şahıs kırılmamalı, işin gerçeği nazik biçimde izah edilmeli, konuşanın söylediğinin de olabilme ihtimalinin bulunduğu ancak, daha doğru kabul edilen başka bir görüşün olduğu münasip dille ifade edilmelidir.

 

Konuşma veya hata sıradan meselelerde değil de dinî konularda ise yine bu durumda da kırıcı olunmamalı, konuyla ilgili bilgiler en uygun biçimiyle ve yumuşaklıkla ilgili tarafa aktarılmalıdır. Dinimizin bizlerden istediği bu şekilde yumuşak huy ve anlayışı elden bırakmadan ve insanları kırmadan meseleleri güzelce sonuca bağlamaktır. Böyle uygun ve güzel ifadelerle gerçeği ortaya koymak varken, kişiyi utandırmak ve üzmekte hiçbir yararın bulunmadığı her akıl sahibi insanın rahatlıkla anlayabileceği bir durumdur.

 

Başkalarını bilgisizlikle suçlamakla uğraşan kişinin karşısındakine sıkıntı vermek, onu utandırmak, kendini beğenmek ve gururlanmak gibi çirkinlikleri yapmış olmasından başka bir de zararlı çıkacağı yani nice yararlı şeyleri öğrenmekten uzak kalacağı da bir gerçektir. Çünkü genel kültür sahibi olmak, herkesten dinlemek ve okumakla olur. Olgun ahlâk sahibi kişilere, sahip oldukları bilgi ve bikrimin kaynağı ve elde ediliş biçimi sorulduğunda; verdikleri cevapta şu unsurlar dikkat çeker: vakti en iyi biçimde kullanmak, zaman israfı yapmamak, okumak, gezmek, bilgili-cahil, büyük-küçük ayrımı yapmaksızın insanları dinlemek ve bunları iyi bir değerlendirmeye tabi tutarak geçerli sonuçlara ulaşmak.

 

Karşısındakini küçük düşürmek ve utandırmak amacıyla hatasını bulmakta ve onu bilmezlikle itham etmekten kaçınmayan ve bu huyuna devam eden kişinin çoğunlukla kendisinin utanılacak durumlara düştüğü, üzülen taraf olduğu bilinen gerçektir. Çünkü İslâm’da asıl olan kişinin çevresindekilerin mutluluğu için çalışmasıdır. Selam bunun bir yansıması mahiyetindedir. Müslüman din kardeşine selam vermek sûretiyle adeta onun için mutluluk temennisinde bulunmaktadır. Dinin inananlara öğrettiği bu ince ahlâk nerde, insanların eksiklerini bilgisizliklerini yüzlerine vurmak nerde!

 

Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz’ derler.[2]

 

Allah (c.c.)’a gönülden bağlanan insanların davranışları anlatılırken, boş sözden yüz çevirmelerinin yanında, cahillerle beraber olmak istememeleri de bir başka özellikleri olarak zikredilir.  Burada inanan insanlar, biz cahilleri istemeyiz derken, bir grubu cahillikle nitelemiş olmaktadırlar. Ancak bu, hakikaten cahil olan, gerçeği görememiş, Allah (c.c.)’ın gönderdiği nurdan pay alamamış insanlar için söylendiğinden ve söyleyenin de karşısındakini hafife alarak kendini büyük gösterme veya kibirlenme gayesi olmadığından techilin yerilen kısmı içerisinde değerlendirilemeyecektir.

 

“Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman ‘selam!’ der geçerler.” [3]

 

“Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a âittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum.” [4]

 

Müminlerin inanmayanlar karşısında davranış biçimlerini gösteren birinci âyet ve Nûh (a.s.)’un dinden, doğrudan ayrılanları cahillikle nitelendirmesi, diğer insanları küçük görme, basite alma anlamında değil; hakikati dile getirme mahiyetindedir ve bu yönüyle de techil kavramı dışında kalmaktadır. 

 

Yahudiler, ‘Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller’ dediler. Hıristiyanlar da, ‘Yahudiler bir temel üzerinde değiller’  dediler. Oysa hepsi Kitab'ı okuyorlar. (Kitab'ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, hükmü Allah verecektir.” [5]

 

Bu âyet bizlere bir grubun kendisini üstün görmesi ve diğer grubu aşağılaması sûretiyle ortaya çıkan techilin en açık örneğini vermektedir. Yahûdiler, kendilerini üstün görerek Hıristiyanları hafife alıcı bir tutum içine girmişler; ancak Allah (c.c.) bu tavrın bilgisizlik olduğunu haber vermiştir.

 

Başka insanların cahilliklerini ortaya çıkarmaya çalışmak, böylece kendini üstün gösterme gayreti taşımak ilim sahibi, bilgili, ahlâklı ve anlayışlı bir insanın davranışı değildir. Çünkü Hz Peygamber (s.a.v.),  “Allah kimin için hayır dilerse, onu dinde derin anlayış sahibi yapar” [6] buyurmuştur. Çevresindeki insanlar karşısında kendini üstün göstermeye çalışan kişiler ise dinde derin anlayış seviyesinden nasip almamış; aksine cehaletin içine düşmüş olan kimselerdir.

 

Bir insan gerçekten ilim sahibi, her hangi bir alanda mütehassıs olsa bile, bilgisini insanlara faydalı olmak, onların dertlerine deva, sıkıntılarına çare olmak için kullanmaz da bu bilgisiyle çevresindekiler üzerinde üstünlük kurmaya çalışırsa yine techîlin en ağır biçimlerinden birisi ortaya çıkmış olacaktır. Müslümanın bütün uygulamalarının temelinde, Allah (c.c.)’ın rızası çerçevesinde kulların maslahat ve menfaatleri için çalışmak, boş, faydasız, söz fiil ve davranışlardan uzak durmak vardır. Çünkü yüce yaratıcımız, ayette “o (müminler) ki; boş ve faydasız işlerden yüz çevirirler” [7] buyurmuş ve bu yüce bildirimle, ilmî bakımdan başkalarını alt seviyede göstermek sûretiyle kendine pay biçmek gibi faydasız bir davranış biçimi yasaklanmış olmaktadır.   

 

 Techilin bir yönü de Hz. Peygamberin (s.a.v.) bizlere bildirdiği şu haberle ilgilidir: “Allah (c.c.) ilmi insanlar arasından çekip almaz. Fakat alimleri toplum içersinden alır, toplumu alimsiz bırakır. Hiçbir âlim kalmayınca insanlar cahilleri ilmî önderler edinirler, onlardan fetvâ isterler ve bu cahiller bilgileri bulunmadığı halde cevap vermeye kalkarlar, kendileri sapar ve toplumu da saptırırlar.” [8]

 

Kendisi dışındakileri düşük görüp kendini ilmi bakımdan üstün görmek, Allah’(c.c.)ın toplum içinden çekip aldığı âlimin, gerçekten ilim ve irfan sahibi insanların özelliği değildir. Bu ancak gerçek alimlerin yokluğunda orta çıkan, kendisini alim zanneden cahillerin özelliğidir. Techil, kendini bilmeyen, başka bir ifadeyle ilimden nasibi olmayan kişinin vasfıdır.

 

 

                                               Techil Hastalığından Kurtuluş Yolu

 

Müslüman’ın techilden kaçınması imanının gereğidir. Çünkü Hz Peygamber (s.a.v.), “Sizden biriniz kendisi için sevip istediğini din kardeşi için de sevip istemedikçe gerçekten iman etmiş olmaz” [9] buyurmuştur. Bu hadis gereği, bir mümin kendisinin aşağılanmasını, başkalarının onun karşısında büyüklenmesini istemediği gibi; din kardeşinin de istemeyeceği, rahatsız olacağı bu tür davranışları yapmaktan özenle kaçınmalıdır.    

 

Kişinin başkalarını cahil göstermek sûretiyle kendi üstünlüğünü ortaya koymaya çalışmasının birçok sebebi bulunmaktadır. Bunların başında iyi bir aile eğitiminin verilmemesi, çocukluktan itibaren sevgili peygamberimizin tevazu ve alçakgönüllülüğün en yüce şekillerini barındıran ahlakının anlatılmaması bulunmaktadır. Şayet bu sağlansa, sevgi toplumunun inşası için, bu tür ahlâk zafiyetlerinin aşılması için hiçbir engel kalmayacaktır.

 

Başkalarını bilgisizlikle suçlama veya cehaletin yüze vurulmasının temel sebebi sevgili peygamberimizin hayatının gerektiği gibi öğretilememesi, benimsetilememesi olmakla beraber; bunun başka sebepleri de vardır. Karşı tarafı bilgisizlikle suçlayan kişi dikkatleri suçlananın üzerine yönlendirmek sûretiyle kendi eksikliğini kapatmak gayesini taşıyor olabilir. Bu durum da Hz Peygamber (s.a.v.)’in tasvir ettiği, bizlere örnek olarak sunduğu Müslümanların organlardan birisi zarar gördüğünde bütün organların acıyı paylaşmada ona ortak olduğu bir beden veya bir duvarın birbirine destek veren tuğlaları gibi oldukları düşüncesiyle uyuşmamaktadır.  

 

İlim ancak insanların dünya ve ahiret mutluluğuna katkı sağlayıcı olduğunda önemli ve anlamlıdır. Bunun dışında ilmin bir üstünlük vesilesi, başkalarını aşağılama aracı olarak kullanılması hiçbir şekilde Resûlüllah (s.a.v.)’ın, peygamberlerin varisleri olarak nitelendirdiği alimlerin özellikleriyle bağdaşmamaktadır.

 

Cenâb-ı Hak’tan bütün Müslümanlara faydalı ilim vermesini, bu ilimlerle amel etmesini ve techil hastalığından uzak tutmasını niyaz ederiz.



[1] Hucurât sûresi, 49/4.

[2] Kasas sûresi, 28/55.

[3] Furkan sûresi, 25/63.

[4] Hûd sûresi, 11/29.

[5] Bakara sûresi, 2/113.

[6] Buhârî, İlim, 13.

[7] Mü’minûn sûresi, 23/3.

[8] Buharî, İlim, 34.

[9] Buhari, İman, 6.